Bu yazı yazıldığında, diktatör Erdoğan’ın askeri şefleri, 19-20 Ekim gecesi boyunca, Rojava’da Efrin-Bab arası köylerde YPG güçlerine karşı gece boyunca uçak bombardımanı ve top atışlarıyla 160-200 arası YPG’liyi vurduklarını açıkladı. Bab Askeri Meclisi’nin de içinde yeraldığı Devrimci Güçler, IŞİD’den aldıkları Um Huş, Um Qarah ve El Hassia köylülerine ve kendi mevzilerine Türk uçaklarının bomba yağdırdıklarını doğruladı. Köylülerden ölen ve yaralananların yanı sıra Devrimci Güçler’in 10 militanının da katledildiğini belirtti.
TSK’nın, Erdoğan’ın emriyle, daha önce de, Efrin ve Bab’daki Kürt köylülerini birden çok kez top atışları ve uçak bombardımanıyla vurduğunu biliyoruz. 20 Ekim öğleden sonra ise 16.30’da da TSK topçuları Efrin’in Keştear köylülerini vurarak öldürdü.
Erdoğan da defalarca açıklamaktan geri durmadı. Devrimci Güçler’in Bab’ı IŞİD’den temizleme hazırlığına karşı Bab’ı onlardan önce işgal edeceğini ve yetinmeyerek Minbic’te YPG’yi kuşatacağını böbürlenerek vurguladı. Muhtemelen İsrail siyonist güçlerinin Gazze ve Ramallah’ı sayısız savaşla kuşatmasına imrendi, Rojava’ya karşı sömürgeci iştahı kabardı.
Erdoğan’ın Cerablus‘tan başlayan işgalinin hedefinin IŞİD olmadığı, Kürtler ve YPG başta gelmek üzere, onların öncülüğündeki Rojava Devrimi olduğu bir kez daha kanıtlanıyor, fakat halklara savaş felaketi yaşatarak.
Erdoğan Rakka’ya savaşa gönüllüğünü dile getirerek, ABD’ye göz kırpıyor. Halep’te çatışmanın durdurulması lafı ederek Rusya ve Esad’a göz kırpıyor. Bu çelişkili iki tutumla ABD ve Rusya’yı oyalayıp Kürtlere ve Rojava’ya karşı desteklerini almayı ne kadar sürdürür? Bunu bilemeyiz ama, Erdoğan’ın Rojava Devrimine hava güçleri ve ÖSO çeteleri aracılığıyla saldırmaya devam edeceği, Efrin ve Mimbic’e -İsrail’in Gazze’ye yaptığı gibi- saldırmaya çalışacağını herkes tahmin edebilir. Bu saldırılar karşısında ABD ve Rusya’nın fazla ses çıkarmayacağı anlaşılıyor. Şimdiye değin işgale ses çıkarmayan Esad rejimi, Türk savaş uçakları Suriye’ye girerse “icabına bakacağını... düşürüleceği”ni açıkladı. Hava bombardımanında 150 sivilin katledildiğini belirtti. Türk uçakları vurulursa, burjuva dünyanın devletler hukukunda bile Suriye devletinin hakkıdır. Dahası Kürtlere karşı sömürgeci ortaklıkla Cerablus işgaline sessiz kalması gelip kendi iktidarını da vurmaya başladı.
Bunu hisseden Esad sesini yükseltirken dediğini yaparsa diktatöre yayılmacılığının tehlikesini göstermiş olur. Erdoğan’ın Rojava Devrim güçlerine saldırısında gücünü zayıflatır. Büyük devlet şovenizmi iksiri içmeye başlayan Türk halkını bu zehire karşı uyarmış olur. Rusya’nın Erdoğan’la uzlaşmasını zorlayarak bozar.
Kürt halkımız, Kuzey’de direnirken, Rojava’da devrime öncülük ederken Kürt Özgürlük Hareketi’nin liderliğinde demokratik ve halkların özgürce kardeşliği bayrağı etrafında toplanıyor.
Türk halkımız, kendisine içirilen Kürt düşmanlığına ve büyük devlet şovenizmine kanmaya devam edecek mi? Kanarak gericilikte çılgınlığa devam edecek mi?
Bu sorunun cevabı, Erdoğan’ın soykırımcı ve tasfiyeci savaşına, diktatörlüğüne karşı çıkan demokratik ve sosyalist güçlere doğru gelmesine, bu güçlerin işçileri ve ezilenleri ayağa kaldırmasına bağlıdır.
Onurlu ve ışıklı geleceğin tek yolu budur.
Osmanlıcılığa öykünerek, Milli Misak’taki Musul’a iştahlanarak, Kürtlerin, Arapların, Hıristiyan halkların, Türkmenlerin yurdunu işgal ve ilhak’a yönelmek, emperyal yayılmacılığın onursuz yoludur. Erdoğan, diktatörlüğün sürdürmek için de bu haksız savaşa başvuruyor.
Savaşa, faşizme karşı olan bütün güçler, Erdoğan’ın topları ve uçaklarıyla Rojava halklarımızı vurmasına sesini ve eylemini barikat yapıp örmelidir. Demokratik geleceğin tek yolu bu barikattan geçecektir.