
“Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin imzacılarından, psikiyatri alanında önde gelen isimlerinden ve işkenceyle mücadele çalışmalarıyla bilinen Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cem Kaptanoğlu, OHAL kapsamında son çıkarılan 686 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. 1989 yılında işkence üzerine Türkiye’de ilk araştırmayı yaptı. İHD ile birlikte cezaevlerine formları sokabildi, işkencenin ruhsal etkilerini araştırdı. Ölüm orucu döneminde kişilerin zorla beslenmesinin yanlışlığını vurguladığı için intihara teşvikten Ankara DGM’de TBB Yüksek Onur Kurulu üyeleriyle yargılandı.
Dihaber’den Deniz nazlım ve Nametullah Başar’ın sorularını yanıtlayan Kaptanoğlu, “Üniversitede ya teslim olup onların istediği gibi ölü davranacaktım ya da devam edecektim. İhraç edilmeyi bekliyordum” dedi. Daha önce imzalanmış pek çok bildiriye benzer bir içeriği olmasına rağmen özellikle “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisinin bilinçli olarak seçildiğini kaydeden Kaptanoğlu, çünkü imza atanların sadece “barış” istedikleri için değil, diğer evrensel değerlerle ilişkileri bağlamında özgürlükçü ve aynı zamanda eşitlikçi olduklarını; bu değerlerin iktidarı rahatsız ettiğini söyledi. Böylece imza atmayanların da suturup korkutulmak istendiğini belirten Kaptanoğlu, bu yolla üniversitelerin ele geçirildiğini ifade etti.
Ürkmüş bir sürü
7 Haziran ile 1 Kasım arasındaki kanlı süreçle birlikte toplumun doğallık içinde değerlendirip karar verebilme becerisini yitirdiğini dile getiren Kaptanoğlu, “Sürü haline dönüştürüldü ama korkmuş, ürkmüş bir sürü. Bu sürüyü çok daha kolay yönlendirebilirsiniz” diye konuştu.
İktidarın şimdi ‘Evet’ için “çünkü beka problemimiz var” varoluş problemi dayattığını kaydeden Kaptanoğlu, bugün toplumun getirildiği noktayı, “yani hayvani bir yaşamdır varoluş. Hayatta kalmak için mücadele edersin. Daha ötesini isteyemezsin” diye tarif etti.
Tartışma zemini yok
Bir referandumun toplumun gerçek eğilimlerini ortaya çıkarması için o toplumun neyin referanduma sunulduğuyla ilgili yetirince bilgi sahibi olması gerektiğini anımsatan Kaptanoğlu, Türkiye’deki engellere dikkat çekerek, “İki farklı argümanın ‘evet’ ve ‘hayır’ın tartışılabileceği bir zemin yok. Bu zeminden sağlıklı bir şey çıkması mümkün değil. KDV’nin kaldırılmasından tutun da büyük anneannelere maaş bağlanmasına toplumu manipüle etmek üzere bir sürü olanak var” diye konuştu.
Türkiye’de kötü şeyler oluyor
Kaptanoğlu, şöyle devam etti: “Rejim fiilen değişti... Toplum bölünmüşlüğünü silahlarla yaşıyorsa iç savaştır. Ama toplum bölünmüşlüğünü müzakerelerle, tartışmalarla, parlamentoyla yaşıyorsa son derece olağandır. Türkiye’de kötü şeyler oluyor. Kan, ölüm, hırsızlık... Yolsuzlukta en üst sıralarda. İçerideki gazeteciler açısından en kötü ülke. İnsanların özgürlükleri bir KHK ile alıp götürülüyor. Toplumun bir kesimi bunlara ‘kötü’ diyor. Ama bazıları ‘Bunlar yapılmalı, gerekli’ diyor. Şimdi bölünmemek mümkün mü?
İnsanları bir bodruma sıkıştırmışsanız, onları öldürmeden yakalayabilirsiniz. Bu yapılmayıp bu insanlar orada yakılıyorsa buna bakan her hangi bir insan, vicdanı olan ve ayırt etme gücü olan insan ‘ya bu kötü bir şey’ der. ‘Ne yaparsa yapsın sen nasıl yargısınız infaz yaparsın’ der. Toplumun bir kısmı bunu dedi. Diğer kısmı da ‘Böyle olur bu iş’ dedi. Hatta yapıldığı için destekleyenler oldu. Bizim bunu destekleyenlerle beraber olmamız mümkün değil.
Yadsıma ve sinizm
Gerçekleri görüp, iyi-kötü ayrımı yapıp da onu bir şekilde görmezlikten gelme hali de var. Buna yadsıma diyoruz psikolojide. O gördüğümüz şey bizim bu güne kadar kurduğumuz kimliğimizi çok sarsıyorsa, onun böyle olduğunu söyledikten sonra aynı yerde durmamız mümkün değilse o zaman kullandığımız savunma mekanizması yadsımadır. Buna felsefede sinimiz de deniyor. Sinik, ‘Biliyorum, biliyorum ama şöyle de bir durum var’ der.
Çok korkanlar yadsır
Kimlik dağılmasını görenler, yeni bir kimlik kurması gerekiyor. Bu kimliği kurmakta zorlanıyor, dünyaya bakışını değiştirmede zorlanıyorsa yadsımaya başlar. Ve çok korkanlar yadsır. Bir grubun da doğrudan çıkarı vardır. Yani katile katil, hırsıza hırsız demiyorsa burada bir çıkar vardır; çok küçük bir kesimdir. Önemli kesim ürkenler ve kimlik dağılması yaşayacak olanlardır. Bu insanı içerden çürütür, ‘biliyorum, biliyorum ama...’ Bu dayanılacak bir şey değil. Toplumsal ruh halimiz bu.
Ne yapmalı
Korkanlar bizim esas hedefimiz. Bir şekilde korkuyu yenmelerini sağlamak gerekiyor. Bunun için bizim de güçlü olmamız lazım, güven vermemiz lazım.”

Akademisyenlerin ihraç edilmesi İstanbul’daki üniversite öğrencileri tarafından protesto edildi.
Kadıköy Rıhtım Meydanı’nda bir araya gelen öğrenciler adına açıklama yapan İzel Sezer, barış akademisyenlerine yönelik yapılan sistematik baskının bugün de devam ettiğinin altını çizdi. Sezer, saldırıların bugün de muhalif akademisyenlere yönelik olduğunu ifade etti. Üniversite öğrencileri olarak referanduma kadar bekleyecek sabırlarının kalmadığını belirten Sezer, “Tek adamlığa bugünden hayır” dedi. Eylem atılan sloganlar ile sona buldu. n Foto: DİHABER/İSTANBUL
HABER MERKEZİ