Avrupa ülkelerinin bu aralar kendi iç sorunları ile fazlasıyla meşgul olduğu biliniyor. Yaşanan finans sorunlarından ötürü devletler boyuna varan borçlanmalar, bu borçlanmaları azaltmaya yönelik geliştirilen kurtarma paketleri ve istifa eden ülke liderleri.
Ancak yaşanan bu gelişmeler, bir yönüyle bize ekonomik alanda zenginin daha fazla zengin olduğu dönemin gerilemeye başladığını gösteriyor. Anlaşılan zenginlerin kesenin ağzını açması zamanı geldi. Paranın dağıtılması gerekiyor. Ancak zenginler tarafından verilen veya verilecek olan bu paralar, fazlasıyla yani faiziyle geri alınacağı şartının kabulünü içeren bir anlaşma çerçevesinde garantileniyor.
Hal böyle olunca da bir ülkenin iç sorunları arasına başka ülkeler de girebiliyor. Yani bir ülke diğer bir ülkenin iç sorunu olabiliyor. Örneğin Yunanistan artık Almanya’nın bir iç sorunudur. Çünkü Yunanistan, Almanya’ya borçludur.
Öte yandan ise Avrupa’da her geçen gün artan ırkçı girişimler de bize, devletler nezdinde yaşanan bu sorunların, toplum nezdinde nasıl algılandığını gösteriyor.
Dolayısıyla Avrupa’da bulunuyor olma gerçekliğimiz göz önüne alındığında, yaşadığımız bu kıtada gerçekleşen bu tür ekonomik, politik, psikolojik vb. içerikleri olabilen olumsuz gelişmelerin, bizi etkilediği gerçeğini reddemeyiz. Bizi etkiliyor, fakat aynı zamanda da bize onu etkileyebilme olasılığını sunuyor.
Kürt halkı olarak, yaşadığımız bu göç etmiş olma gerçekliği de göz önüne alındığında, bulunduğumuz ülkelerde tüm toplumsal alanlarda mevcut örgütlenmelerin geliştirilmesi gerekiyor. Ancak bu sayede sosyal sorunların çözümü konusunda daha etkili bir yol izleneceği görülmelidir.
Örneğin, bazı çevrelerin Kürt sorununun, zamanla Türkiye’nin bir iç sorunu olmaktan çıkıp, aynı zamanda bir dış sorunu haline geldiği yönündeki açıklamaları, bazı çevreler nezdinde Kürtleri, Avrupa’da hedef haline getirmiştir. Bu kapsamda da Türk yetkililerin Avrupa’nın bazı ülkeleri ile belli pazarlıklara oturduğunu da, yakın süreler içerisinde yaşadığımız olaylar kanıtlar niteliktedir.
Halihazırda bile Avrupa ülkelerindeki İnsan Hakları örgütleri, İmralı’da sürdürülen tecride, kimyasal silahlarla insanların katledilmesine ve gerilla cesetlerine yapılan insanlık dışı uygulamalara karşı sessizliğini korumaktadır. Avrupa basını ise yaşanan bu insanlık dışı uygulamalara haber değeri bile vermemiştir. Bir bütün olarak bu tür yaklaşımlar, bir suça susarak ortak olma durumudur.
Bulunduğumuz ülkelerde bize karşı mevcut olan bu yaklaşımları değiştirmek bağlamında demokratik tavırımızı daha da güçlendirmemiz elzemdir. Bu ülkelerdeki devlet yetkililerinin, STK’ların ve İnsan Hakları örgütlerinin, Kürtlerin evrensel haklarının tanınması konusundaki tavırlarını netleştirmeleri gerekmektedir.
Nitekim Kürt halkı bu günlere ağır bedeller ödeyerek gelmiştir. Bunca yaşanan acı gelişmeye, ölümlere, doğal felaketlere vb. durumlara karşı anında tavır geliştirebilmeliyiz. Zaten bugün yaşadığımız birçok sorunun sebebinin, bu güne kadar bu konuda yetersiz kalmış olmamızdan kaynaklandığı artık bilinmektedir. Sonuç olarak temel sorunlarımızın çözülmesi bağlamında diasporada yaşayan halkımıza çok daha fazla görev düştüğü günlerden geçmekteyiz. Kürtlere karşı yürütülen politikalar karşısında ortak bir tavrın sahibi olabilmeliyiz, yani toplumsal bilincin gelişmesine katkıda bulunmalıyız.

gulistan_utkun@hotmail.de