
‘‘Özgürlük düzenin
çocuğu değil yaratıcısıdır.’’
Pierre Joseph Proudhon
İstemekle başlardı yolun barışa giden samimiyeti, oysa yalnızca istemleri dillendirmenin hiçbir faydası yoktur. Samimiyet insani duyguların ciddiyetle yol almasında, somut, elle tutulur, görünür olmasıdır barışa giden yolda... Olmaz, böyle olmaz dedikçe, her defasında acıların en büyüğünü o samimiyete dayatan bir çılgın güçle karşı karşıya olduğumuzun altını çizmek önem arz ediyor. Fark edilen şu ki; ne kadar barış istemi o kadar reva görülen ölümdür dayatılan. Acılar sahte barış söylemlerinin tam ortasında, katliamların hazırlığı gibi dayatılan, organize edilen bir plandan öte yol almıyor. Sen ne kadar çok barış dediysen o kadar çok öldün... Seçimlerin ardından rengin hep kan kırmızısı akıyorsa, insani bir sorun var demektir. Toplumsal acılar, bir siyasi hazırlıktan başka bir şey değildir. Birilerinin acısı, diğerinin kazanımı oluyorsa, ortak bildirimlerden dem vurmak, saklanan, saklanmak istenen planların yürekleri yeniden dağlaması demektir.
Her oyunun bir planı varsa, doğru oynayan sonunda kazanacaktır. Toplumsal meselelerin seyri çarpık olan düzenlerde, kazananın uzun vadede halk olduğunu bize sunar. Bunu bilen özel harp daireleri, nefes almak adına acımasızlığın en büyüğünü o samimi isteme sunmaktan çekinmezler... Suruç katliamı, bir büyük korku salma başlangıcıdır. Ne kadar örgütlenirsen, ne kadar dayanışma içinde olursan o kadar ölürsün mesajıdır. Özgürlük dayanışma ile başlar, faşizm dayanışmayı sevmez ve hedefine alır, yok etmek ister. Burada olan tam da budur.
Lanet öyle bir şey ki; kimin nasıl lanetlediği kuşku götürmez mide bulantılarını alt üst eden bir duruma işaret... Öncesi var, ortası var ve sonrası... Pişkinlik, kirlilik, hepten bir payalanma siyaseti... Fırsat bu ya; "gel terörü birlikte lanetleyelim" Özgürlük Hareketini de aradan çıkaralım kurnazlığı... Üslup ve yaklaşım bu olunca niyet bir kez daha karşımıza çıkıyor. Acıları sahiplenmenin tekrarı, o güzel gençlerin ne yapmak istedikleri ile alakalı olarak, bize Rojava’nın özgürlük çığlığını işaret ediyor. Bunun bilincidir ki; buna engel olmak isteyenler, el verilmiş cellatlarını devreye soktular.
Birlikte olmaktan söz eden bir mantık, birlikte hareket eden birilerini katliama uğratıyorsa, içinde bulunduğu lanet korkunç bir ifade biçimidir. İnsan kendisinden kaçar duruma geliyor adeta. Korkunç olan bazen, acıların ardından gelen değerlendirmelerin yararcı yaklaşımıdır. İnsanlık adeta bir soykırıma uğrarken Ortadoğu’da, her gün insanlar acımasızca yok edilirken, bir savaşın ne kadar gereksiz olduğuna dair düşünceler beynimizi kemiriyor. Bu nasıl bir savaş? Neden bu kadar acımasızca tecavüze meyilli insanlar yaratıldı? İnsan yaşayacağı yerleri yok eder mi? Tüm bu soruların cevabı, bir savaşın iradesi, kendi iraden dışında gelişiyorsa, çok kirli bir savaşın içinde olduğumuzun kanıtıdır. Yok etmek hedefe alınmışsa, kazanmak da yoktur orada...
Bunun bedeli özgürlük tutkusu olan, duyarlı sosyalist insanların yok olması ise yanılgı faşizmin genlerinde hep olmuştur... Çığlık büyür, oyuncaklar sevinç olur, ağaçlar orman, kitaplar insan ve hep beraber dediğimizde çocuklar genç olur.