
İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, şiddet politikalarının uygulandığı ülkelerde şiddet kültürünün geliştiğine işaret ederek, Türkiye gibi ülkelerde ise bunun milliyetçilik ile bütünleşerek lince dönüştüğünü kaydetti. Türkdoğan, Kürtlerin yaşadığı Türkiye illerinde linçlerin sık sık yaşandığına işaret ederek, “Afyon’daki olay da; Hatay Dörtyol, Bursa İnegöl gibi sıralayabileceğimiz birçok linçi hatırlatıyor. Kürt sorununun toplumsal çatışma ihtimalini barındırmasının artık görülmesi gerekir. Bundan dolayı Kürt sorunu biran önce çözülmeli ki batıda bu sorun toplumsal bir çatışmaya dönüşmesin. Bu Türkiye’nin tamamının huzurunu bozabilir. Türkiye’nin biran önce nefret söylemini yasaklayan ve nefret suçlarını düzenleyen bir yasal düzenlemeye ihtiyacı var. Etnik grupları, inançları veya farklı cinsel yönelimleri aşağılama yasaklanmalı ki linçlere bu kadar kolay başvurulamasın. Bu yapılmadığı için sık sık bu güruhlar ortaya çıkıyor” dedi.
Türkdoğan, yakın zamanda Afyon’a heyet göndereceklerini de sözlerine ekledi.
TİHV: Birlikte yaşam zemini kalkıyor
Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Genel Sekreteri Metin Bakkalcı da Afyon’da Kürtlere yönelik gerçekleşen lincin doğrudan Kürt sorunu ile ilgili bir durum olduğunu belirterek, şöyle konuştu: “Devlet politikasından kaynaklı, şiddete ve yok saymaya dayalı bu politikaların ürünüdür bu yaşananlar. Ayrıca devletin ayrımcı söylemlerinin de etkisi var. Afyon’da yaşanan bu olay tekil bir olay değil. 2012’de de benzerlerini gördüğümüz olaylar yaşandı. Burada düşünmemiz gereken şey bundan sonra da buna benzer olayları görebileceğimizdir. Afyon’da yaşayan Kürt aileler gitsin diyorlar. Bu çözüm değildir. Bu olayı çözemediği gibi birlikte yaşama zeminini de zedeliyor. Bu yaklaşımlar birlikte yaşamayı kopuşa sürüklüyor. Siyasi zeminde bu ayrılıkçı politikalar linç olaylarını tetikliyor.”
Tanrıkulu: Etkili önlemler alınmalı
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Türkiye’nin kutuplaşmış ortamından kaynaklı olarak adli olayların nefret söylemi ile birlikte bir anda Kürtlere yönelik toplu saldırıya dönüştüğünü belirtti. Tanrıkulu, “Bunlar çok tehlikeli sonuçlara yol açabilecek başlangıçlardır. Bunlar basit olaylar diye geçiştirilemez. Bu bölgelerde lokal olduğu sanılan saldırılar başka bir nedenle genele yayılabilir. Bu nedenle geçiştirme ve yok sayma yerine etkili önemleler alınması lazım. Kürt sorunu çatışmasızlık temelinde çözülmelidir” diye konuştu.
ESP: Erdoğan tetikliyor
ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise, yaşananların münferit olmadığını belirterek, hükümet politikasının etkisine işaret etti. Yüksekdağ, “Başbakan Erdoğan açıkça, ‘Ya seveceksiniz ya da terk edeceksiniz’ dedi. Bu sözler öncelikli olarak Kürt halkına yönelik söylenmiş sözlerdi. Bu söylemlerin sonrasında ırkçı saldırılar yoğunlaşıyor. Bunların devlet eliyle sürdürülen ırkçı saldırılar olduğunu görmek gerekiyor. Devlet çaresiz kaldığı yerde ırkçı saldırılardan medet umuyor” şeklinde konuştu.
DİSK: Kürt sorununun parçası
Yaşanan olayın devletin çelişkili bir hali olduğuna vurgu yapan DİSK Genel Başkanı Erol Ekici, “Hükümetin Kürt sorununa yönelik tutumu bellidir. Kürt sorununun çözümüne yönelik ciddi bir adımın atılmadığını görüyoruz. Afyon’da insanlar sadece Kürt oldukları için yerlerinden göç ettiriliyor. Kürt sorununun çözümüne yönelik bir adım atılmazken operasyonlar devam ediyor. 30 yıldır devam eden inkar, imha, asimilasyon politikalarının devam ettiğini görüyoruz. Yaşanan bu olaylardan sonra sorunun çözümü konusunda umutlar tükeniyor” dedi.
DİHA/ANKARA
Yeniden göç hazırlığı
Afyon'un Sultandağı İlçesi'nde ırkçıların Kürtlere yönelik saldırıları devam ederken, can güvenliği kalmayan Kürt aileler göç etmeye hazırlanıyor.
Sultandağı ilçesinde iki grup arasında "yol verme" nedeniyle 28 Aralık 2012 tarihinde çıkan tartışma sonrası yaşanan kavgada bir kişi yaşamını yitirirken, 2 kişi ise yaralanmıştı. Bunun üzerine Kürtlere yönelik saldırılar gerçekleştirildi. İlçedeki gerginlik sürerken, Pazaraltı Mahallesi'nde bulunan 8 Kürt evi ise hala polis ablukasında tutuluyor. Saldırılar nedeniyle 8 evde bulunan toplam 80 nüfus birarada, aynı evde toplu bir şekilde kalıyor. Çoğu inşaat işçisi olarak geçimini sağlarken, çocuklar ise okullara gidemiyor. Öte yandan Afyon Üniversitesi'nde okuyan 12 Kürt öğrencinin de can güvenlikleri olmadığı için okullarını terk edip, memleketlerini gittiği belirtildi.
20 yıl önce çoğu ekonomik nedenlerle Van, Bitlis ve Muş illerden gelerek, Sultandağı'nda yaşamlarını kurmaya çalışan Kürt aileler, yaşanan saldırılar nedeniyle tedirgin. Ailelerin kaldıkları 8 ev için İlçe Kaymakamlığı 300 bin TL değer biçiyor. Aileler ise, can güvenlikleri olmadığı için ilçeden gitmeye karar verdi. Kürt aileler, Kaymakamlık, Valilik ve Emniyet Müdürlüğü'nün "Vatansever" adı altında oluşan grubu sakinleştirip, Kürtleri göndereceklerini söylediğini belirtiyor. Vatansever grup içerisinde yer alanların, ellerini kollarını sallayarak ilçedeki Kürt ailelere yönelik saldırısı ise devam ediyor. Söz konusu saldırıların engellenmediğini belirten Kürt aileler, kendileri hakkında "sürgün" kararı verildiğini söylüyor
Kürt aileler, kişisel bir kavgada yaşamını yitiren Orhan Şahin'in ölümünün kendilerine mal edildiğini dile getiriyor. Orhan Şahin'in ölümünden sorumlu tutulan Kıran ailesi ise, çaresizce 50 bin TL kan parasını Şahin'in ailesine vereceğini söylüyor. Bıçaklanarak değil sarhoş olan Şahin'in fenalık geçirerek yaşamını yitirdiğini belirten Kürtler, yapılan otopsiye rağmen Adli Tıp Kurumu'nun otopsi sonucunu açıklamamasını ise derin provokasyon olarak yorumluyor. Gerginlikten endişe eden ve can güvenlikleri olmadığını belirten Kürt aileler, göç etmeye hazırlanıyor.