Katliamın hazin sonuçlarının insan varoluşundaki derin izleri ancak bu kadar yalın ve bu kadar çarpıcı dile gelebilir. “Bak görüyor musun; canı acıyor, kan akıyor…” diyor, eliyle ağaç kökünde birikmiş ağaçsuyuna dokunarak. Sürekli çocukluğuna gidiyor, “yazıktır, canı acıyor! Günah değil mi?” diyor ve ağlıyor.
Bir belgeselin en hazin görüntüleriydi. Çok derin bir animizmin, canlıcılığın insan hafızasında ve vicdanındaki en çarpıcı kalıntılarıydı yaşlı amcada yansıyan. Üstelik erkek olması ve bu derin bilinç formunu bu kadar zinde ve duygu-yüklü yaşaması doğal toplumun kapitalizmin ve devletin soğuk pozitivizmi ve kaskatı analitiğine teslim olmamış çocuksu direncinin kökselliğini ortaya koyuyordu.
Burada kesilen, ağacın gövdesinden daha fazlasıdır. İnsanca varoluşun en derin bilinç ve ruh dünyası; insanileşen doğa ve doğanın içine kök salmış insan gerçekliğidir ana damarlarından kesilen. Dünyayı ve yaşamı insanca varetmenin ve korumanın genlere süzülmüş ahlak kodlarıdır. İnsan ve doğanın ana-çocuk ikilisinde dile gelen derin bağların ilksel duygu ve bilincinin örülü yüzbinlerce yıllık tarihidir.
Sorun bu cepheden ele alınmadan; HES’lerle gelen doğa katliamını sadece bir çevre duyarlılığı ile karşılamak, arkasındaki derin anlamı ve yıkımı görmemeyi getirecektir. Bu direnç gücümüzü ve anlam gücümüzü hep örseleyen, yüzeyselleştiren ve hiçbir kuruculuğu-hayal ve duygu gücünü içermeyen bir mücadeleciliği fazla aştırmayacaktır. Zaten istenen de budur! Protesto et, tepki-refleks ver, ama “ölçülü” olsun. “Altı-üstü birkaç ağaç, protesto et, ama bu kadar büyütmeye de gerek yok!” gibisinden yaklaşımlar; derin toplumsal ekolojik bilincin gelişiminin ve radikal demokratik mücadele iradesinin ve anlamının altını oymayı hedeflemektedir. Ki, özünde dayatılan tam bir takkiyeciliktir. “Çevreci de ol”, “İnsan hakları duyarlısı da ol”, “demokrat da ol”, “Ama çok uzatmaya, abartmaya da gerek yoktur, altı-üstü…” denilmektedir.
Herşeyi birbirinden koparan, bağlantısız ve cansız birer yığın haline getiren kapitalist tüketim kültürü ve yapılaşması; mutsuz, güçsüz ve çaresiz yığınlar yaratmakta ve en krizli-kaoslu bir toplumsallığı ortaya çıkarmaktadır. Kentlerin betonarme yapılaşması yanında insan toplumsallığını yutan ve kör bireyci vicdan tutulması ile toplumsal ekoloji kendi sisteminden koparılmaktadır.
Evrenin bilinçte yeniden kurulması, anlam oluşturma ve farkındalık, temel potansiyellerin açığa çıkarılması, aidiyet ve zihinsel bütünlüğü ana damarlarda kesmek, esasta toplumsal ekolojinin katli olmaktadır. Oysa özgürlük, toplumsallığın kendisini bütün potansiyeli ile evrende ve evrenle birlikte var etmesidir. Kendi doğasından kaynaklı gelişim ve değişim potansiyelini zaman ve mekan içerisinde gerçekleştirmesidir. Evrensel bir gerçekleşme, kendini aşma gücünde olan, oldukça esnek, canlı bir organizmadır toplumsal ekoloji. Bu doğadan daha yaratıcı, daha büyük bir özgürlük kaynağı ve inşa gücü olamaz. Toplum her insanla ve her insanda kendisini yeniden inşa eder.Bu akışa, bu “büyüye”, hatta bu aşka en büyük hakikat olarak ermek kuruculuğun ve inşa gücünün esasını oluşturmaktadır. Elvan Berkinlerin katline milyonların tepkisi işte bu özgürlük karşısındaki vicdansızlığa ve saldırıyaydı. Hevsel bahçelerindeki gençliğin direnişi esasta tarihsel-toplumsal doğasından koparılmak istenen ve sisteme yarış atı gibi koşturulan anlamsızlaştırılmış bilinç ve duygulara karşı anlamlı, vicdan yüklü özgürlük duruşudur.
Bu çerçevede HDP’nin kendimizi, kentimizi kendimiz yöneteceğiz şiarı mühendislik projelendirmelerin tam karşısında durmaktadır. İnsani, demokratik öz yönetimli, bütün farklılıkların en özgürce biraradalığını ve karşılıklı kültürel-toplumsal bağlarını ilmek-ilmek kardeşlikle, barışla ve adaletle örecek yaşam tarzının mümkün olduğunu anlatmaktadır. Bu en gelişkin mühendislik projelerinin asla gerçekleştiremeyeceği bir doğadır. Toplumsal ekolojinin özgürlüğü HDP’nin rengarenk ağacında yeniden yeşeriyor. Meyvesini bütün halklarımıza sunacaktır!
Toplumsal ekolojinin özgürlüğü HDP ile yeşeriyor!
70-75 yaşlarında yaşlı bir amca kesilmiş gövdenin başında oturmuş, gözyaşları döküyor. Belli ki, çok kadim bir arkadaşını, dostunu kaybetmiş. Halfeti’de henüz baraj yapılmamışken, fakat bütün ilçenin taşındığı ve bu kadim kültür topraklarının sular altında kalmayla yüzyüze bırakıldığı yıllardı. GAP projesi çerçevesinde dünyanın en büyük HES’lerinden birisi inşa ediliyor. Projenin kendisinden bihaber ve sonuçlarının topraklarından, ekosisteminden kopuştan öte herhangi bir etkisini ve sonucunu göremeyecek olan bu yaşlı amca, 70 yıllık yaşamında çocukluğundan günümüze birlikte büyüyüp boy attığı, hep canlı, hep dost bildiği ağaçların kesilmiş gövdesinin başında oturmuş, o kadar çok derinden ağlıyor ki!