(Kuzey’de) Kürt sinemasında “yönetmen”den geçilemeyen ama her nedense birkaç yılda bir, sadece 1-2 uzun metraj, birkaç kısa ve belgeselin yapılabildiği bir dönem yaşıyoruz. Bunun sebebine kısa yoldan, ekonomik sebepler, savaş koşulları vb. kestirmeci cevaplar vermek bizi bir arpa boyu yol ilerletmeyecektir. Temel sorunlardan biri, setlerde çeşitli görevler üstlenebilecek, kendini en az bir branşta geliştirmiş, kalifiye insan sayısının kıtlığıdır. Film çekmek deyince herkesin aklına “yönetmenlik” yapmak hatta senarist yönetmen olmak gelmektedir. Ama bu işi çoğu “yönetmen” temel görüntü ve ışık bilgilerinden bile muaf yapmaktadır. Bunun yanısıra hemen hiç kimse, iyi bir yapımcı, görüntü yönetmeni, ışık şefi, sanat yönetmeni, kostüm şefi gibi çok ciddi hüner isteyen ve sanatsal perspektif gerektiren işlere yönelmemektedir. Bu alanlardan herhangi birinde yetişmiş sinemacı ise günün birinde “yönetmenliğe” soyunmaktan geri durmamaktadır. “Herkesin var, illa benim filmim de olsun...” biçiminde özetlenebilecek popülist fikir hayaletleri her an üzerimizde dolaşmaktadır.

Sinemanın Kürtler için biraz da kendini ifade etme aracı olduğu anlaşılabilir bir durum olsa da, bunun gittikçe popülist kaygılara varan bilinçsiz bir yanılsamaya dönüşmesi, kalıcı sinema yaratmanın önündeki ucuz bir engeldir. Kürt filmlerindeki sürekli tanık olduğumuz ya da duyduğumuz set kavgaları, insanların birbirine kırılması biraz da bireyler ile yaptıkları iş arasında doğru bir bağ kuramamalarından ve iyi bir işbölümü yapamamalarından kaynaklanan organizasyon hatalarıdır. Bu sorunların temelinde elbette politik, sosyolojik ya da psikolojik birçok neden sıralanabilir. Ancak birçok insan buna zaten belli cevaplar verebilir. Somut ve açıkça sorulması gereken, gerçekte bireysel olarak yeteneklerimiz nelerdir, sinemaya sanat veya zenaat olarak mı, hobi olarak mı, yoksa bir tatmin aracı olarak mı bakıyoruz? Bu soruların cevabını kendi içimizde samimi olarak veremezsek, Kürt sinemasının bırakalım dünya sinemasını, Ortadoğu sineması içinde bile daha özgün ve güçlü bir aşamaya gelmesi epeyce zaman alabilir. Sinemamızın her branşta, hem kuramsal hem de pratik anlamda yetişmiş, nitelikli sinemacılara ihtiyacı var.  Hem de hayati olarak...
Ekonomik altyapı ve organizasyon yetersizliği, Kürt sinemasının yapım sorunlarındaki ikinci önemli ayaktır. Son yıllarda Kürdistan’da sayıları gittikçe artan ve muhtemelen daha da artacak olan film festivalleri yapılmakta ve bu festivallerdeki ödüller, ödenekler sinemacılara önemli maddi destekler sunabilmektedir. Ancak bu destekler doğal olarak kısmi ve dönemsel kalmaktadır. Kürtler ve Kürt kurumları, sinemanın çok etkin bir sanat ve ifade alanı olduğunun farkında olsa da, bu alana dair ekonomik altyapısal örgütlenmeyi henüz sağlamış değiller. Gerek Kürdistan’da, gerek Türkiye’de film çeken özellikle genç Kürt sinemacılar, üretim süreçlerinde adeta can çekişiyorlar. Filmi çeken, hem yönetmen hem de yapımcı olmak zorunda kalıp filmin sanatsal tasarımından çok maddi imkanları bir araya getirme işleriyle boğuşuyor. Sıra filmi çekmeye geldiğinde ise, enerjisinin büyük bölümünü yitirmiş oluyor.
Elbette hem Kürt sinemasında hem de Türkiye sinemasında bir sinema sektörünün olmayışı bunda belirleyici nedendir. Ancak bir sektörün oluşmasını beklemek yerine, özellikle Kürdistan’da, ilk elden bazı kurum ve ekonomik merkezlerin yan yana gelerek bu sorunu giderecek kalıcı bir mekanizma oluşturması gerekir. Bu mekanizma TC Kültür Bakanlığı, Eurimages gibi bürokrasiye boğulmuş yurt içi ve yurt dışı fonlarının aksine, daha doğrudan destek sunan ve proje seçiciliğinde ve denetleyiciliğinde daha hassas olan bir yapıda olabilmelidir. Yılda bir kez, film türlerine mümkün olduğunca fazla bir kotada bütçe oluşturmak, bu film yapım desteği sistemini her sene geliştirerek kalıcı hale getirmek gerekir.
TV, dizi gibi güncel görsel araçlara ayrılan fonlardan belki de daha fazlasını sinemaya ayırmak gerekir. Çünkü toplumsal gelecek projesi olan bir halkın devrimci paradigmasına, en güçlü öncü destek, gerçeği şekillendiren ve ona yön veren sanat olan sinemadan gelir. Rus, Fransız, İtalyan, Alman sinema tarihi bunun örnekleriyle doludur. Hayalini kurduğumuz dünyanın suretini belki de önce sinemada bulacağız.

FIRAT YAVUZ