ERDOĞAN ALAYAMUT / MA / URFA

Açlık grevlerinin kritik bir aşamaya ulaştığına dikkat çeken TTB Merkez Konsey eski Başkanı Eriş Bilaloğlu, Türkiye tarihinde ilk kez cezaevlerinde yapılan açlık grevlerini bağımsız heyet ve sağlık örgütlerinin gözleyemediğini belirterek, iktidarın toplumu kendi suçuna ortak ettiğini söyledi.

Açlık grevindekilerin sağlık durumları her geçen gün biraz daha kritik aşamaya geçerken bazı tutsaklarda mide kanaması, bilinç kaybı, görme bozukluğu gibi rahatsızlıklar baş gösterdi. Türk Tabipleri Birliği (TBB) 2010-2012 dönemi Merkez Konsey Başkanı Eriş Bilaloğlu, Türkiye tarihinde ilk defa cezaevlerinde yapılan açlık grevlerini bağımsız heyet ve sağlık örgütlerinin gözleyemediğini ifade etti.

Görüşmeler sonuçsuz 

Talepleri ne olursa olsun açlık grevinde olanların sağlık durumlarının söz konusu olduğunu dile getiren Bilaloğlu, cezaevleri yönetimlerinin Adalet Bakanlığı otoritesi altında kaldığını, bu anlamda cezaevleri hekimleri tarafından tutukluların sağlık durumunun izlendiğini, ancak bunun ne kadar sağlıklı bir şekilde yapılıp yapılmadığının bilinmediğini dile getirdi.

Açlık grevi sırasında tutukluların daha az sağlık problemi yaşaması için birçok cezaevine posta yoluyla açlık grevi esnasında neler yapılır, nasıl davranılırı anlatan broşürlerin yollandığını dile getiren Bilaloğlu, birçok ilin Tabip Odaları’nın cezaevi savcılıkları ve idareleriyle görüşmeler yaptığını, ancak bu görüşmelerden henüz bir sonuç çıkmadığını ifade etti.

İktidar kapıları kapattı 

TTB başta olmak üzere sağlık kurumlarının açlık grevini takip etmelerine iktidarın otoriterleşmesinden kaynaklı izin verilmediğini belirten Bilaloğlu, demokratik değerler anlamında ülkenin her geçen gün biraz daha geriye gittiğini ve her gün daha da baskıcı ve otoriterleşen bir iktidar oluştuğunu kaydetti. Bu anlamda her kurumun ve bireyin baskı altında olduğunu vurgulayan Bilaloğlu, Türkiye tarihinde ilk defa iktidarın cezaevleri kapısını insan hakları kuruluşları, sağlık kuruluşları ve bağımsız heyetlere kapattığının altını çizdi.

İzleyici kalınmasını istiyor 

Açlık grevinde bulunanların izni olmadan hiçbir tıbbi müdahalenin yapılamayacağına dikkat çeken Bilaloğlu, şöyle devam etti: “Siyasi otorite ülkede duyarlı olan kesimlerin bu süreci izleyici konumunda kalmalarını istiyor. İnsanların bu sorunların seyircisi pozisyonuna düşmesi çok tehlikeli bir durum. İktidar bu tehlikeli durumu yaratmaya çalışıyor. Dolayısıyla ortaya çıkan bir suça tüm toplum ortak olmuş oluyor. Umarım önümüzdeki günlerde Türkiye hızlı ve moral veren bir biçimde değişirse, bu sorunlara çözüm üretebilen bir çerçeve de bir şansa kavuşur. Bu nedenle herkes bir insan olarak tutumunu değiştirmek zorundadır.”

 
 

Birdal: Muhatap yok

 

Tecrit ve açlık grevlerine dair bir panelde konuşan Akın Birdal, Ankara’da yetkililerle görüşmeye çalıştıklarını ancak muhatap bulamadıklarını söyledi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Amed Şubesi tarafından “Tecrit ve Açlık Grevleri, Hakikatler-Sorumluluklar” konulu panel düzenlendi. İHD Eşbaşkanı Eren Keskin, İHD eski Genel Başkanı Akın Birdal’ın konuşmacı olarak katıldığı panelin moderatörlüğünü İHD Şube Başkanı Abdullah Zeytun yaptı.

 İHD Eşbaşkanı Eren Keskin, açlık grevini sürdüren DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’i ziyaret ettiklerini ifade etti. Keskin, “Daha önce cezaevindeyken onu gördüm. Leyla Güven’i ve diğer mahpusları yaşatmanın yollarını arıyoruz. İki gün önce bir arkadaşımız yaşamına son verdi. Leyla Hanım’la konuşurken yaşadığımız süreçle, 90’ların ne kadar aynı olduğunu gördük” dedi.

Tecrit hepimizi kuşatıyor

“Günlerdir yüreğimiz Amed’de çarpıyordu” diyerek sunumuna başlayan İHD eski Genel Başkanı Akın Birdal ise şunları söyledi: “Gelirken farklı gelmek istedik. Gelirken tecrit son bulsun diye gelmek istedik ama ne yazık ki olmadı ve bir sonuç alamadık. Ankara’da dört beş gün kaldık. Birçok yetkiliyle görüşmek istedik ama bir muhatap yok. Geçmişte açlık grevlerine tanıklık ettik. Bir muhatap bulunmuş ve çözülmüştü. Şimdi ise oluşturduğumuz heyette yer alan Ziya Halis arkadaşımız Adalet Bakanlığı’nı yokluyor, bize akşam dönüleceği söyleniyor, seçim bahaneleri üretip görüşülmüyor. Tecrit hepimizi kuşatıyor. Bir mahpusa bir halk, ‘Önderim’ diyorsa bunun hukukiden çok siyasi bir boyutu var. Leyla Hanım, bu haksızlığın teşhirini istiyor, Kürt sorununun çözümsüzlüğüne dikkat çekiyor. Güven, cezaevi koşullarının ağırlığını bize gösteriyor. 261 bin tutuklu, 480 bin de denetimli serbest.”

Kirli yüzü teşhir ediyor 

Tecridin olumsuz sonuçlarına değinen Akın, şöyle devam etti: “Tecrit şahsa uygulandığında onun şahsında bütün halkına hukuksuzluk yapılıyor, dil, kimlik ve birçok sorunu beraberinde getiriyor. Bugün gittik Leyla Hanım’a, iyi bir haberle gelmek istedik. Leyla’yı yeniden hayata döndürmek için yapabileceğimiz her şeyi yapıyor muyuz? Bugün yerel seçimlerdeyiz. Aslında 31 Mart Türkiye rejimi için milat olacak. İnsanlar hak aramak için bedenlerini ölüme yatırıyor. Ama muhalefet ve ana muhalefet partileri başkanı durumu dile getirmiyor. Leyla’nın dikkat çektiği başka bir şey ise uluslararası topluluklarının kirli yüzünü de teşhir ediyor. Selçuk Kozağaçlı ve diğer açlık grevinde olan avukatlardan kimin haberi var? Barolarının haberi var mı? Uluslararası topluluklar sadece endişe ya da büyük endişe duyduklarını söylüyor. Vekillerin acilen yapılması gerekilen şeyler var. Meclis’le sokağı buluşturmak gerekiyor ve sivil itaatsizlikler. Neler yapılabileceğini Amed ve Kürdistan cevabını vermiştir.”