Maddi dünya içinde yaayan insanlar, hayatta kalabilmek için devamlı maddeyi bir baka maddeye dönüştürme pratii içerisindedirler. nsanların üretmi olduu bu emek; insanları kendi iradelerinden baımsız olarak bir araya getirir ve insanlar arasında birlikte yaama duygu ve düşüncesini kanunlatırır. Hiçbir ekilde bilimsel bir ura gerektirmeyen bu kanun, doanın nesnel koullarında hep varolan tabiatın diyalektik yasasıdır. Bu yasanın yaanılması ve anlaılması için, insanların bireysel olarak deil de, toplumsal olarak emek sürecine girmeleri arttır.

Doada varolan her eyin birbiriden baımsız olmaması; evrenin ve evrimin tamamlayıcısı ve sürekliliidir. Tabiatta bulunan bütün canlı ve cansız varlıklar kolektif bir bütünlüğü oluturmadıı müddetçe, doanın evrimi tufanlar ve kaoslarla geliir, nihayetinde yeniden yaamın insanlıkla olgunlaması asırları alan yeni tarihsel dinamiklerle çelierek belirginleir. Tarihte, bütün medeniyetlerin balangıcı, dönemine özgü, toplumsal üretici güçlerin ve üretimin yeterliliiyle olumutur. Ve yine bütün medeniyetlerin yıkılıı, toplumların çounluunun gerçek nitel ve nicel belirleyicisi olan kolektif üretimin bozulmasıyla ve bu bozulmayla üretim alanında artı deerin ortaya çıkmasıyla yaanmıtır. nsanlık varolduundan beri, mülkiyet ilikilerinin toplumsallıı oluturan tek etken olması, emek üreterek insanlıını balatmı bireylerin bilimsel gerçeidir. lkel komünal (sınıfsız) toplumlardan, sınıflı (uygarlık) toplumlarına kadar, toplumsallıı balatan ve oluturan yapı her zaman üretici güçler ve üretim ilikileridir.

Üretici güçlerin ve üretim ilikilerinin toplumsallıı belirlemesi, yazıyla tanıan insanlıı maddi dünya içinde sınıfsallatırarak, toplumsal gruplara yani kimlikletirmeye yönlendirmitir. Böylelikle balayan etnik kimlikleme, medeniyetle birlikte toplumların sınıfsal sorunlarına ve çıkarlarına göre ekillenen ideolojileri dourmutur. Toplumların üretimi büyüterek; i bölüşümünü salamaları yava yava dalı kabile hayatı yaayan insanları düz arazilere göç ettirerek, pazar meskenlerinin kurulmasını ve böylelikle etnik kimlii kabile künyesine yazılı olan toplumların, pazar ekonomisiyle birlikte arz ve talebin temel belirleyicisi olan, halk ve ulus kimliklemelerine doru yeniden ideolojilemelerine ve buna binaen yeni toplumsal formasyonlarla birlikte yaamın akıını yönlendirmelerini salamıtır. Gelien pazar kentleri içinde, tefeci- bezirgan sistemiyle toplumların ideolojik mantıklarının önce düşünceyi sonra maddeyi esas alması; emekçi sınıflar ile tefeci-bezirgan sınıfları arasında uzlaır pozitif olguların domasına neden olarak, toplumsal tarihin, sınıf savaından uzaklamasına ve reformcu yönetimlerle ilerlemesine neden olmutur. Bu anlayı temelinde ilerleyen toplumsal yaam, üretici güçlerin ve üretim ilikilerinin toplumsal emek üretimini mekanikletirerek, sınıfsız- eitçi toplumsal özün parçalanmasına güç katmıtır. Böylelikle toplumsal diyalektiin içerii idealizmle dolarak toplumsal yaamda mevcut olan tüm nesnel koullar, metafizikle ilikilendirilip, toplum bilincinde yaam, doaüstü güçle anlamlandırılmıtır.

Karl Marks: "Bütün üretici güçler içerisinde en büyük güç, devrimci sınıfın kendisidir." Marks'ın bu sözü, toplum çekirdeinin her zaman materyalist bir öze sahip olduunu gösterir. Toplumlar geçmiten günümüze ezen sınıfın sistemleri içinde varlıklarını sürdürsede ve toplumun bilinci her ne kadar soyut ilahi bir varlıın egemenlii altında olsada; toplumsal yaamın karılaı her tıkanıklık, toplum tarafından fark edilmese bile, materyalist bir isyana ve arayıa dönüşür. Toplumsallama süreci içinde gelien dünyanın çalar boyunca yeni üretici güçlerle ve üretim ilikileriyle tanıması, her çala birlikte yeni toplumları ve toplumsal yapıları beraberinde getirmitir. Tarihin ilerleyiiyle seyralan emek-sermaye çelikisi, üretimi üretim aracını kullanan insanların yapmalarına ramen, üretimden elde edilen artı deerin ve artı deerle biçimlenen toplumsal yaamın sınıfsal karakterinden dolayı; toplumu var eden insanları, yarattıkları toplumsal yaama ve toplumsal deerlere karı yabancılatırmıtır. Fiziksel gücün sosyolojik güce hakim olması, toplumsal yapı içinde, artı deerle toplumda sivrileen bireyi de tek baına çounluk olan insan topluluuna karı egemen kıldırmaktadır.

nsanlıın biyolojik oluumunun, sosyolojik oluumuna sınıfsal nitelik kazandıran bu durum; ilkel komünal toplumdan, uygar toplumlara kadar, toplumların neredeyse bir hücresi gibi birey ve toplum bilincinde nesnel bir çeliki olarak üremeye devam etmektedir.

Yaadıımız emperyalist dünya sisteminde, toplumsal yapının pozitif bilimlerle süslenerek ilerlemesi ve modernlemesi, artık toplumsal yapıları, toplumsal krizin eiine yaklatırmaktadır. Toplumsal yapının ulaı kriz; emperyalist sömürge sistemi içinde toplumları devamlı olarak toplum üstü bir modele yönlendirmekte ve toplumlar tarafından gelimilik olarak algılatılan global ideoloji, toplumları toplumsuzlamaya doru ilerletmektedirler. nsanlıın hayatında üretim gücü olan toplumsallama, gittikçe tekelleen dünya ekillenmesi içinde, üretici gücünü 'postmodern yapılanma' içinde harcayarak, sosyal tabiatını yozlatırmakta ve toplumsal birlikteliini sömürterek, sürülemektedir. Toplumların sürülemesiyle daılan 'bütüne tabi olma' yasası, toplumsal varoluu yok ederek, toplumları burjuvazinin katılımcıları hâline getirmekte olup, ilerde oluabilecek bütün toplumsal eylemleri 'anarist us'larla harekete geçirip, sınıf savaımlardan toplumları uzaklatırmaktadır. Burjuvazinin lehine sonuçlanacak 'anarist toplumsal eylemler', egemen güçler tarafından kolayca provoke edilerek ve yönlendirilerek toplumları yine sömürücü politikalarla ve yasalarla özgürlük ve demokrasi arayıına sevketmektedir. Oluan bu toplumsal eylem olgusu, egemen güçlerin yeni sömürü politikalarının çeitlenmesine zaman kazandırmaktadır.

Toplumsal yaamda bilimsel sosyalizmin bilinmeyii, tarih biliminin kehanetler ansiklopedileri olarak okunmasına neden olmakta ve toplumsal yaamın yönlendirilmesinde, politik gücü elinde bulunduran iktidar güçlerinin toplum tarafından yeni "Heredot"lar olarak tanınmasına yol açmaktadır. Tarihin ve bugünün toplumsal yaamında tarihsel maddeciliin temel dinamik güç olduu; toplumda eksik olan sınıf bilincinden dolayı bilinmiyor ve sezilemiyor.

Bu nedenle toplum tarafından tarihi materyalist geçmi, mitolojik yanılsamalarla içselletirilmektedir. Yaanılan güncel hayat ise ezilenlerin öyküleri olarak arabeskleerek, tarihin tutanaında 'varo' toplumların eceresini kaydetmektedir. Toplumların yaamak için sergiledii tüm eylemlerin, emek ve üretimle zorunlu birliktelii, toplumların ve toplumsallamanın devamlılıı için deitirilemez doal bir kanundur. Üretimsiz bir toplum tasavvur edilemeyecei gibi, yaamak içinde kolektif emein devamlı maddeden maddeyi üretmesi, toplumların hayatı için zaruridir. Fakat kolektif üretim ve emein sınıflı toplumlar içinde eitsiz; emek-sermaye çelikisine göre arz ve talebi devamlı kılması, toplum içinde harcanılan kolektif emeği, bireysel sermayenin lehine göre üretmektedir. Emek ve üretimin sınıfsal yasalarla toplumda yapısalcı bir ileve sahip oluu, toplumsal sömürüyü, burjuvazi sınıfının eko-politik çıkarlarına göre istikrarlatırmaktadır. Toplumun ve toplumsallamanın kapitalist ülkelerden genileyerek, evrensel emperyalizm boyutuna ulaması, doanın ve insanlıın maddecil hayat kaynaından beslenen toplumsal dokunun gün geçtikçe cansızlaıp, insancıl ve eitlikçi yaam mücadelesini gerilettiini bizlere çok acı bir ekilde göstermektedir.