Dersim, kabuk bağlamamış kanayan bir yaradır. Dersimle ilgili şimdiye kadar roman, şiir, belgesel vb. birçok çalışma gerçekleştirildi. Bundan dolayı Dersim’in sosyal, siyasal, kültürel, coğrafi meselelerine dair ayrıntılı bir analizi gerekli görmüyorum. Fakat Dersim’de özellikle son yirmi yıllık sürece damgasını vuran köy yakma ve boşaltmalarına dair kendi tanıklıklarım üzerinden bir şeyler anlatmak istiyorum. Takvimler 1994 yılının sonbaharını gösterdiğinde, o yılda her zamanki gibi Dersim’de kış ayları çetin geçtiği için, kış ihtiyaçları sonbahar aylarında toplu bir şekilde karşılanırdı. Bununla birlikte Dersim’de her yıl periyodik olarak gerçekleştirilen sonbahar operasyonları, o yıl Tansu Çiller-Doğan Güreş ekibi tarafından ABD destekli büyük bir soykırım operasyonuna dönüşmüştü. Bu operasyona Bolu ve Kayseri Dağ Komanda Tugayları katılmıştı. Bir akşamüstü köylere giren özel timler herkese beş dakika içerisinde evlerini boşaltmalarını söylemişti. Askerin ellerindeki haritalarda kırmızı renkle işaretlenen bütün köyler yakılarak zorla boşalttırılıyordu. Halkın yılları bulan emekleri, evleri, köyleri, hayalleri… bütün yaşamı yakılıyordu aynı zamanda. Gözyaşları sel olmuş, çocukların göz bebekleri büyümüştü. Vadiler, dağlar ve zifiri karanlıktan başka sığınılacak bir şey yoktu. Köylüler soğuk ve karanlık geceyi dışarda geçirmişlerdi. Uzaklardan gelen silah seslerine yakılan köylerin göklere varan dumanı eşlik ediyordu. Yapılan bu operasyonda sadece köyler yakılıp, yıkılmıyor, birçok köylü de çeşitli işkencelere uğruyor, öldürülüyordu. Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte ilçelere doğru zorlu ve kederli bir yolculuk başlamıştı. Dersim köylüleri çaresizdi. Bu süreçte köylülere bir darbe de tüccar ve tefecilerden vurulmuştu. Halkın elindeki hayvanlar hiç pahasına alınmış, çoğunun parası dahi ödenmemişti. Çaresizlik içerisinde köylüler büyük şehirlere göç yollarına düşmüşlerdi. Dersim yaşlıları "Bu ne zulümdü, ’38 yeniden geldi’’ diye feryat ediyor, birçoğu bu acıya dayanamayarak yaşamlarından oluyorlardı. Her çiçek kendi toprağında bittiği gibi her insan da kendi toprağında yaşamak istiyordu.


Kakperliler 17 yıl köylerine adım atamadı

Yapılan bu büyük operasyonda özellikle hedef seçilen köylerden biri ise benim de yaşadığım Kakper (Buzlutepe) Köyü'ydü. Kakper, Dersim’in en güzel köylerinden olup bir yanı Aliboğazı ve Tağar çayına uzanan, bir yanı ise Yılan Dağı ve Munzurlara dek varan, diğer yanı Masumu Paka çıkan yeşiller içerisinde bir vadidir. Köyümüz operasyon öncesi ve sırasında birçok haber bülteninde anılıyor, stratejik konumundan dolayı özellikle hedefe konuyordu. Tüm bu haberler belki de büyük bir katliam provasına dönüştürülmek için bilinçli bir şekilde yapılıyordu. Köyümüzün olduğu bölgede gerilla güçleri ile askerler arasında günlerce süren çatışmalar yaşanmıştı. Devletin Kakper’e dönük stratejik bir yaklaşımı olduğunu, OHAL’in kalkmasına rağmen köyümüze geri dönüşlere ancak 2010 yılında izin verilmesinden anlamak mümkün. Köyümüzün yakılıp, yıkılmasıyla, çocukluk hayallerimiz de toprak damlı evlerde kalmıştı. Çünkü Kakper bizim için onurdu, umut ve dirençti. Kakper köylüleri 17 yıl sonra kendi köylerine bir günlüğüne de olsa gidip, sadece mezarlarını ziyaret edip, arkalarında hüzün ve hasretle yeniden şehir yollarına düşmüşlerdi. 2011 yılının 17 Haziran Cuma günü yıllar sonra köylerine geri dönüyorlardı. Yıllar sonra köye dönen köylüler toprağa ilk kazmayı vurup, büyük bir ateş yakarak, Masum Pak’ın üzerinde yükselen ay ışığına inat ateşi daha da harladılar. Şimdi bu ateşe bir odun da biz atmalı, toprağa bir kazma da biz vurmalıyız. Bugün ülkenin metropollerinde yaşayan Dersimliler, oldukça büyük sorunlar yaşıyor. Bununla birlikte Dersim’de de ciddi sorunlar yaşanıyor. Bu sorunların başında barajlar, göç, işsizlik, yoksulluk ve devlet tarafından uygulanan kültürel soykırım gelmektedir. Peki, tüm bu sorunlara karşı ne yapmalı?


Köye geri dönüşler için 

harekete geçilmeli 

1994 yılında Dersim köylerinin yakılıp, yıkılması ve on binlerce Dersimlinin zorunlu olarak büyük şehirlere göç etmesi sonrası, kimse bu köylerde yeni bir yaşamın kurulacağına ihtimal vermiyordu. Bu durumda olan köylerden birisi de  Kakper'di. Uzun yıllar insansız kalan, üzerinde yaşayan bütün insanları büyük şehirlere uğurlayan Kakper, yıllar sonra ilk kez yeniden insan ayaklarıyla şenleniyordu. Uzun yılları bulan yasağın sona ermesi sonrası bir avuç köylü, uzun zamandır özlemini duydukları köylerine geri dönüp, yeni bir yaşam kurmanın mücadelesine başlamışlardı. Ölüm ve zulmün hala bütün ağırlığıyla kol gezdiği bu coğrafyada böylesine bir adım kuşkusuz büyük bir cesaret ve umut gerektiriyordu. Köylülerin attığı bu tarihi adım öylesine bırakılmamalı. Kakper ve diğer  boşaltılan köylerde kolektif bir çalışmayla yeni bir yaşam kurma mücadelesine herkes destek olmalı. Bu konuda en büyük sorumluluk kuşkusuz Dersim Dernekleri Federasyonu'na (DEDEF) düşüyor. DEDEF önderliğinde yürütülecek ve Dersim belediyeleri başta olmak üzere, bütün kurumların ve Dersimlilerin destek vereceği bir kampanya ile köye geri dönüşler konusunda pratik adımlar atılmalıdır. Özellikle Dersimlilerin yoğun olarak yaşadıkları şehirlerde, Dersim’e komşu illerde ve Avrupa’da paralel yürütülecek çalışmalar ile somut olarak köyler inşa edilmeli ve köylere geri dönüşlerin önü açılmalıdır. Tüm bu çalışmalar büyük bir koordinasyon ve kapsamlı bir kampanya şeklinde ele alınmalıdır. Bu çalışmalar içerisinde Kakper ise oldukça önemli bir yerde duruyor. Ovacık-Hozat-Çemişgezek üçgeninde oldukça geniş bir vadide yer alan Kakper’de yeni bir yaşamın kurulması, bir bütün olarak bu vadide geri dönüşleri sağlayarak, yeniden bir yaşamın inşasına yol açacaktır. Bundandır ki Kakper ve benzer köyler pilot bölge seçilerek bir an önce somut çalışmalara başlanılmalıdır. Bu çalışmalar için altyapı hazırlıklarından, teknik ve teknolojiliye kadar, köylülerin de içerisinde yer alacağı bilimsel çalışmalar yapılarak model köyler inşa edilmelidir.