
Ülkelerinde uğradıkları zulüm nedeniyle dünyanın birçok yerine dağılan Kürtler, yaşadıkları her yerde toprak ile bağlarını koparmıyorlar. Avrupa’nın Bielefeld kentinde yaşayan Kürtler buna örnek. Yıllardır sürgünde yaşayan bu insanlar, toprağı sevgiyle işliyorlar.
Almanya’nın hemen hemen her kentinde Belediye ve kiliseler tarafından kiraya verilen bahçelerde toprağı işliyorlar. Kiminle konuşsak, hepsinin ortak dillendirdiği söz, “Toprak deyip geçmeyin, topraksız yaşanılmaz” oluyor.
Ülkesinden uzakta toprak ile bağlarını koparayanlardan biri Elezîz’ın İlçesi Dep’li (Karakoçan) Kenan Apaydın. 30 yaşında iken köyü Beydev’den kaçarak, Almanya’ya gelir. Yaşadığı Bielefeld kentinde de sebze yetiştirir. Ancak sadece bahçe ekmekle kalmaz, bahçe planlaması işinde de çalışır. Kurduğu küçük bahçesinde neler yetiştirmiyor ki: Fasulye, domates, biber, salatalık, kabak, çilek, maydanoz, nane, semit otu vb... Ürettikleriyle, ailesinin, komşularının ve dostlarının sebze ihtiyacını gideriyor. Üç yıldır bahçe işiyle uğraştığını belirten Kenan Apaydın, “Ülkede hep toprakla uğraşırdım. Burada da toprakla uğraşarak, kendimi ülkede hissediyorum. Bu şekilde özlemimi gideriyorum. Avrupa koşullarında farklı gidebileceğim ortamlar olmadığından, toprakla uğraşarak stres de atmış oluyorum” diye konuşuyor. Ancak sonrasında “Tabii ki ülke toprağı ile aynı değil buranın toprağı. Ama toprak sonuçta” sözünü ekliyor. Apaydın’ın son sözü ise, “Topraksız yaşam düşünemiyorum. Toprak ve yaşam ayrılmaz bir bütündür benim için” oluyor.
Toprak ülkedir onlar için
Yaşar Dik (66) de, ülkesinden uzakta topraktan kopmayanlardan. Çevresindekiler onu Şex Yaşar olarak biliyor. Şex Yaşar, Mêrdîn’in Nisêbîn İlçesi’ne bağlı Xanika Şexa Köyü’nden Êzîdî bir Kürt. 25 yıldır Almanya’da. Şex Yaşar, gün boyunca kurduğu bahçesinde toprak ile uğraşıyor. Hayatı, öykülerle dolu. “Yabo” diye başlıyor anlatmaya: “Ben buralara gelmezdim. Askerde sivil istihbaratçı olarak çalıştım. Bugün Önderliğimiz esir tutulduğu İmralı Adası’nda askerlik yaptım. Askerliğim bitince bana, ‘bu göreve devam etmek zorundasın’ dediler. Kabul etmeyince de, ‘o zaman bu toprakları terkedeceksin’ dediler. Düşünmem için 3 ay süre verdiler. Üç ay beklemeden, iki hafta sonra soluğu Almanya’da aldım.”
Şex Yaşar, köyünde 5 dönüm araziyi işlediğini belirtiyor. Toprak kelimesi ona ülkeyi hatırlatıyor ve daha birçok şeyi: “Toprak benim için din, iman, namus, ülke, vatan yani her şeydir. Kendi toprakları üzerinde yaşayan insan saygı görür. Üzerinde yaşayabileceğimiz bir karış özgür toprağımız olsaydı, en güzeli olurdu. Ölüm karşılığında bile toprağımıza kavuşamıyoruz.” Yaşlı yüreğiyle, “Kendi topraklarında ölmek bile onurludur” diyor, ardından “Burada ölsek kim bizi tanıyacak, kim sahip çıkacak, kendi toprağımız değil ki...” sözleriyle dert yandı.
Şex Yaşar için Avrupa yaşamı sıkıcı. Bu yüzden zamanını, her türlü sebze yetiştirdiği bahçesinde geçiriyor. 20 yıldır bahçe ile uğraşıyor. Yetiştirdiği sebzeler ile 40 kişilik geniş ailenin ihtiyaçlarını karşıladığını övünerek belirtiyor. “Bu yaşımda hala onları besliyorum” diyen Şex Yaşar, “Sabah kalktığımda nefesim daralıyor. Bahçeye gelince açılıyorum” diyerek toprağa bağlılığını anlatıyor bize.
Şex Yaşar, bu şekilde ülkeye olan özlemini de giderdiğini dile getiriyor. Ülkesini anlatırken duygulanıyor, yine “Yabo” diyerek başlıyor: “Ben ülkede koyun kuzu otlatırdım. Dağlarda kuzu otlatırken arpa ekmeği ve soğan yerdik. Burada yüz yıl yaşasam, önüme yüz çeşit yemek de koysalar, o dağda yediğim arpa ekmeği ve soğanın yerini tutamaz. Burada her oturuş kalkışımda ‘axx axx’ diyorum. (toprak toprak) Paran olmasın toprağın, ülken olsun. Bu Avrupa’da milyarlarca paramız olsa bile neye yarar. Köyümüze, ülke topraklarımıza özlem duyuyoruz.”
Bir çocuğu sever gibi...
Süleyman Dündar (60) ise, Nisêbîn’e bağlı Xanik Köyü’nden. Apê Süleyman da, Bielefeld’de yaşayan hemen hemen tüm Kürtler tarafından tanınan, sevilen biri. Apê Süleyman, 1978’de tek başına Avrupa’ya gelir. 1984 yılına kadar kaldığı Almanya’da, oturum izni verilmez. Apê Süleyman, böylece topraklarına döner. Ancak 1995 yılında Almanya’ya gelmek zorunda kalan Apê Süleyman, “Ülkede de ziraatle uğraşırdım. 2-3 bin dönüm arazi ekip biçerdim. 95 yılına kadar ben, annem ve babam dışında köyde kimse kalmadı. Korucular ve Hizbullahçılar köye girince topraklarımızı terk etmek zorunda kaldık. Biz buralara para için gelmedik. Baskı ve zulümden kaçtık” diyor.
Apê Süleyman, hala da ülkesine gidemiyor. O da ülkesine olan özlemini bahçeyle uğraşarak gidermeye çalışıyor. Toprağın kendisi için mukaddes olduğunu belirten Apê Süleyman, “Ben toprağa çok bağlıyım. Buraya gelir gelmez bahçe sahibi olmak için gerekli yerlere kayıt oldum. Şu an iki bahçem var. Biri 450 diğeri 400 m². Elde ettiğim sebzelerin büyük kısmını dostlara ve akrabalara dağıtıyorum. 8 yıldır bu bahçe vesilesiyle toprakla hasret gideriyorum” diyor.
Apê Süleyman da, ülkesinin toprağı ile kıyaslama yapmaktan alamıyor kendisini: “Buranın toprağı ile ülkenin toprağı bir olur mu? Bu bahçeler ülkede elimde olsaydı, inanın bir köyü idare ederdi. Bizim toprağımız kırmızı topraktı. Buranın toprağı sadece kum. Örneğin burada yetişen sebzelerin tadı bile tat değil; biber yerken biber tadı alamıyorsun, diğer sebzeler de öyle.”
Çatlamış ellerini ovarak, devam ediyor Apê Süleyman: “Ne yapalım düşman bizi köyümüzden, güzel topraklarımızdan ayırdı. Buralarda bahçelerle idare ediyoruz. Bahçe olmadan ben dayanamam. Bu işin tiryakisi olmuşum. Sabah kalkıp soluğu burada alıyorum. Burası ikinci evim gibi. Her bir sebzeye çocuklarım gibi özenerek bakıyor, ilgileniyorum. Başka ilgilendiğim bir uğraş yok ki.”
Apê Süleyman’ın tek isteği, topraklarına geri dönmek. “Her millet gibi biz de topraklarımızda yaşamak istiyoruz” diyerek, sözlerini şöyle noktalıyor: “Yaşım 60 oldu. Bu yaştan sonra burada ne yapacam. Kıbrıs savaşına bile katılmıştım. Çok acı çektirdiler bize. Artık bu saatten sonra kendi topraklarıma dönmek istiyorum. Orada yaşamak en güzeli. Ama düşman bırakmıyor. Buna rağmen biz de mücadele edeceğiz ve topraklarımızı kurtaracağız.”
Ülkeye dönüş umudu
Topraklarından koparılan bir Kürdistanlı da Bedrettin Akkurt, Midyad’ın Dalin Köyü’nden. Apê Bedrettin, 22 yıldır Avrupa’da. 10 yıldır edindiği 300 m²’lik bahçesi ile adeta kendini avutuyor. Apê Bedrettin de, ülkesine ve topraklarına olan özlem ile başlıyor konuşmaya: “Ne diyeyim, içimizde toprak derdi var. Toprağımızdan kopardılar bizi. Buralara sürdüler. Orada olduğu gibi burada da toprakla uğraşıyorum. Elimden başka bir iş gelmez. Toprağı işlemek dışında bir sanatım yok ki. Bu yaştan sonra ne yapabilirim. Farklı gittiğim bir yer yok. Tek bildiğim yer burası, zamanımın çoğunu burada geçiriyorum.”
Bahçe, Apê Bedrettin’in Avrupa yaşamına ayak uydurumayan fiziği için de bir tedavi merkezi gibi. “Ben de şeker hastalığı, kalp ve mide rahatsızlığı var. Yani beden gitmiş artık. Buraya gelerek rahatlıyorum. Yoksa çarşı-kahve bana göre değil. Burası olmasa bu toprakla uğraşmasam yaşayamam” diyen Apê Bedrettin, bahçesinde yetiştirdiği sebzelerle 5 ailenin ihtiyacını karşılıyor. Apê Bedrettin’in son sözü de ülkeye dönüş üzerine, “Bir gün kendi köyüme, topraklarına dönme umudunu taşıyorum.”
MURAT MANG/BIELEFELD