KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Erdoğan ve ekibinin başlattığı kapsamlı savaşta kesinlikle başarasızlığa uğrayacağını belirterek, "Mutlaka kaybeden mutlaka Erdoğan ve ekibi olacak,  kazanım tüm Ortadoğu'nun olacaktır" dedi.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, Türk ordusunun hava saldırılarına ilişkin önceki gün yazılı bir açıklama yaptı. 


Zaten ateşkesi bitirmişti

Türk devleti, 2012’nin sonunda fiili, 2013 Newroz’unda resmi olarak sağlanan ateşkes ve çatışmasızlığı, Önder Apo’yu ağır tecrit altında tutarak ve psikolojik baskı uygulayarak fiili olarak bitirmişti. Son hava saldırılarıyla ateşkesi resmen bitirdiğini tüm dünyaya duyurmuştur. Zaten Türk devleti karakol, askeri amaçlı baraj ve yol yapımlarıyla daha ilk aylarda çatışmasızlığı bitirmiş, bu 3 yıl içinde bir çok sivil insanı katlederek ve yaygın tutuklamalar yaparak çatışmasızlığı sadece bizim tarafımızdan uygulanan tek taraflı bir durum haline getirmişti. 


Topyekün savaşa dönüştürdü

Son aylardaki ve haftalardaki söylem ve tutumlarıyla bizim büyük bir sabırla tek taraflı yürüttüğümüz çatışmasızlığı da anlamsız hale getirmişti. Bu açıdan son hava saldırıları ve yapılan yaygın tutuklamalarla uzun süredir sürdürdüğü saldırı politikaları yeni bir aşamaya vardırılmış ve topyekun bir savaşa dönüştürülmüştür.


Seçim öncesinde karar alındı

Bu saldırılar ABD ile kurulan ilişkiler ve Suruç Katliamı'na yönelik tepkilerin olduğu dönemde gelişse de esas olarak seçim öncesi Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetinin kararlaştırdığı; tam uygulayamadığı politikaların bugün tümüyle pratiğe sokulmasıdır.


İç güvenlik paketi ve gerilim

AKP hükümeti seçim öncesi iç ve dış tehditlerin varlığını gerekçe göstererek iç güvenlik paketi hazırlamış ve buna uygun bir gerilim politikası izlemiştir. İç ve dış tehdit algısı yaratma çabaları; seçim öncesi yarattığı gerilimle bu sorunlar ancak güçlü başkanlık sistemi ile çözülür propagandası yapıp 7 Haziran seçimlerini kazanmak istemiştir. Ancak Önder Apo da Dolmabahçe mutabakatını sağlatarak başkanlık sistemi ve hegemonik otoriter bir rejime karşı demokratikleşmiş Türkiye temelinde sorunları çözme projesini Türkiye halklarının önüne koymuştur.


7 Haziran seçimlerini kaybetti

Seçimde esas olarak bu iki politika mücadele etmiştir. Tayyip Erdoğan ve ekibinin seçim öncesi gerilim ve çatışma yaratarak kendisine seçim kazandıracak ortam yaratma çabaları da başarılı olamamıştır. Hatta bu yönlü her girişimi ters tepmiştir. Türkiye halkları Tayyip Erdoğan’ın daha fazla otoriterleşme politikasına onay vermemiş, Önder Apo'nun demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü politikasına onay vererek demokratik ve özgür yeni bir Türkiye'nin önünü açmıştır. Bu seçim sonuçları Tayyip Erdoğan’ın otoriter ve hegemonyacı tüm politikalarını ve amaçlarını boşa çıkardığı gibi, 13 yıllık AKP iktidarına da son vermiştir. AKP'nin bir daha tek başına iktidar olma yollarını kapamıştır.


Yeniden seçim planlaması

Seçim sonuçlarıyla şok olan ve üç gün konuşamayan Tayyip Erdoğan ve ekibi, yeniden gerilim politikası izleme, iç ve dış tehdit algısı yaratarak bu temelde güçlü başkanlık ve otoriter sistem için bir iklim oluşturup Tayyip Erdoğan’ın tekrar seçim dediği yeni bir seçime gitme hedeflenmiştir. Bu hedef temelinde planlama yapılmış ve bu planlama adım adım yürürlüğe konulmuştur.


İlan edilen savaş başlatıldı

Suruç katliamını planlayıp ya da istihbarat örgütleriyle bu katliama yol verilerek bu plan uygulamaya konulmuştur. Daha Suruç katliamından önce Bülent Arınç’ın “terör örgütünü zor günler bekliyor; büyük darbeler vuracağız” demesi, bu politikanın açıkça dillendirilmesiydi.

Hava saldırıları ve yoğun tutuklamalar açıkça bir savaş ilanıdır. Kürt Özgürlük Hareketi'nin bu hava saldırılarına ve yoğun tutuklamalara sessiz kalmayacağı bilindiğinden bu saldırılarla savaş başlatılmış bulunmaktadır.


Tarihi tekrar aymazlığı

Şu anda Tayyip Erdoğan ve ekibinin izlediği politika, 1990’lı yılların Tansu Çiller, Doğan Güreş ve Mehmet Ağar’ın politika ve söylemlerinin tekrar edilmesidir. Tarihte görüldüğü gibi birincisi trajik olan olayların ikincisinin komedi olması gibi Tayyip Erdoğan tarihi tekerrür etme aymazlığına düşmüş bulunmaktadır.


Kilis çatışması da kurgu

Suruç katliamı şimdiye kadar ABD ve Batı ile yaşanan gerilimi gidermenin ve ABD ile uzlaşmanın bir aracı olarak gündeme gelmiştir. Düne kadar IŞİD’le kol kola olan ve hala da politik olarak hedefleri aynı olan Türkiye, kendisini de IŞİD mağduru hale getirip bölge politikalarında ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı ABD'yi yanına alma çabası içine girmiştir. Kilis sınırındaki olaylar da tamamen ABD ile ilişki geliştirme ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı yapılan saldırılara meşruiyet kazandırma ya da sessiz kalınmasını sağlamak için planlanmış ve gerçekleştirilmiştir.


Zor durumdan sıyrılmak için

IŞİD’le ilgili algı yaratmak için planlanan olaylar IŞİD’le ilişkisinin çok fazla deşifre olması, dışarıda ve içeride Türkiye'yi zora düşürmesi nedeniyle şimdi bu ilişkisini kopardığı ve IŞİD’i karşısına aldığı algısını yaratma ihtiyacı duymuştur. Kilis sınırında IŞİD’e yönelik hedeflere saldırıldığının söylenmesi ve bunun yoğun propagandasının yapılması kesinlikle bu yönlüdür. Böylece içeride ve dışarıda AKP hükümetine karşı oluşan olumsuz havayı dağıtmak ve bunun üzerinden Kürt Özgürlük Hareketi ve Rojava Devrimi'ne karşı saldırı politikasına zemin yaratmak amaçlanmıştır. IŞİD ile iç içe geçen bir ilişki içinde olan Türk devleti, şimdi bu algı operasyonuyla IŞİD ile PKK ve PYD’yi aynı gösterme çabası da bu politikanın sonucudur.

IŞİD’e yönelik yaratılmak istenen algı operasyonunun hemen arkasından yoğun tutuklamalar yapılması ve hava saldırılarının gerçekleştirilmesi tesadüfi değildir. Seçim öncesi planlanan savaş konseptinin Suruç saldırısı sonrası yapılan algı operasyonuyla pratikleştirilmesi gerçeğiyle karşı karşıya bulunmaktayız.


Kazanacağı seçimi istiyor

Tayyip Erdoğan ve AKP hükümeti seçime hazırlanmaktadır. Seçimi kazanmak için gerilim ve çatışma yaratma ve bu amacı için halkları kurban etme politikası izlemektedir. Tayyip Erdoğan güçlü başkan olma ve otoriter sistem kurmak için iç ve dış tehdit yaratma politikasını uzun süredir sürdürmektedir. Şu anda tam da yaptığı budur. İç ve dış tehdit algısını yaratma ortamında seçime girip mutlaka kazanmak istemektedir. Şu andaki saldırı politikası ve Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı savaş açması ve izlediği çok yönlü maceracı politika bu gerçeğin dışa vurumu olmaktadır.


Kesinlikle başarısızlığa uğrayacak

Kuşkusuz Tayyip Erdoğan ve ekibinin böyle bir politikası vardır. Halklarımıza ve demokrasi güçlerine karşı savaş açmıştır. Halklarımız bu kapsamlı savaş karşısında teslim olacak değildir. Zayıf ve güçsüz duruma düşen AKP hükümeti halklarımızın mücadelesi karşısında kesinlikle başarısızlığa uğrayacaktır. Halklarımıza karşı savaş açma politikasında kaybeden mutlaka Erdoğan ve ekibi olacak, Türkiye halkları kazanacaktır. Bu kazanım, sadece Türkiye'nin değil, tüm Ortadoğu'nun kazanması olacaktır.

"Teröre sırtını dayayanlar ve destek olanlar da bedelini ödeyecektir" diyerek HDP'yi hedef yapmışlardır. Daha şimdiden HDP’lilere yönelik tutuklamaların yoğunlaştırılması, saldırının başta HDP olmak üzere topyekun demokrasi güçlerine olduğunu açıkça göstermektedir. Bu durum karşısında AKP'den sağduyu beklemek ya da bundan vazgeçmesini istemek safdillikten öte başka bir anlam taşımayacaktır.


Peki ne yapılmalı?

Şu anda yapılması gereken tek yol vardır. Bu da demokrasi güçlerinin bir araya gelerek ittifaklarını genişletip Erdoğan’ın faşist ve çete güruhuna karşı demokrasi ve özgürlük mücadelesini yükseltmek olmalıdır. II. Dünya Savaşında faşizme karşı “Geçemeyecekler” sloganıyla demokrasi güçlerinin ayağa kalkarak direnişe geçmesi gibi demokratikleşme ve köklü barış sloganıyla demokrasi güçlerinin mücadelesi yükseltilmelidir. Kuşkusuz soyut ve politik hedefi olmayan barış söylemi yerine, demokratikleşme, Kürt sorununun çözümü ve kalıcı barış sloganının esas alınması mücadeleyi demokratikleşme ve tüm sorunların çözümünü sağlatan düzeye kavuşturacaktır. Bu temelde Türkiye'nin demokratikleşmesi ve tüm sorunların çözümünü sağlatmak hedef alınmalıdır. Tüm demokrasi güçlerinin Kürt Özgürlük Hareketi’yle birlikte ve birbirini tamamlayan mücadele içine girmesi, Tayyip Erdoğan ve ekibine karşı başarının anahtarı ve güvencesi olacaktır. II. Dünya Savaşında bir papazın “Sıra bize geldiğinde beni savunacak kimse kalmadı” demesi durumuyla karşılaşmamak için yapılması gereken budur. Bu temelde halklarımızı ve demokrasi güçlerini hiç gecikmeden derhal mücadeleyi yükseltmeye çağırıyoruz. 


 ANF/BEHDİNAN