
Amed, Antalya, Ankara ve Mardin’de, Öcalan’a yönelik ağırlaştırılmış tecride tepki gösterilerek, tecridin savaş, çatışma ve Kürt halkına yönelik bölgesel bir düşmanlık olduğu vurgulandı.
Kürt Halk Önderi Öcalan’a 2011’den beri kademeli olarak getirilen avukat ve aile görüş yasağına karşı tepki ve endişeler sürüyor. Öcalan, son olarak 5 Nisan 2015’te İmralı heyeti, Demokratik Toplum Kongresi (DTK), Halkların Demokratik Kongresi (HDK), Özgür Kadın Kongresi (KJA), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Halkları Demokratik Partisi (HDP) tarafından 5 Eylül 2016’da başlattığı açlık grevi eylemi üzerine 11 Eylül 2016’da kardeşi Mehmet Öcalan ile görüşme gerçekleştirmişti. Ancak o günden sonra Öcalan’dan haber alınamaması üzerine başlayan endişeler, sosyal medya hesaplarında yapılan paylaşımlar nedeniyle tavan yaptı. Avrupa’da ve Kürt kentlerinde Öcalan’dan haber alınamaması üzerine başlayan tepkilere karşı, ailesi ve avukatları ile görüşme gerçekleştirilmesi önünde engel olan hükümet, tepkilere rağmen sessizliğini sürdürüyor.
Amaç, öndersiz bırakma
DTK Eşbaşkanlık Divanı Üyesi Hilmi Aydoğdu, Öcalan’ın İmralı Adası’nda geçirdiği 19 yılın tecrit koşulları altında geçtiğini belirterek, son 3 yılda kesintisiz bir tecrit uygulaması olduğunu söyledi. Tecridin hukuki dayanaktan yoksun, evrensel hukuka aykırı ve Kürt sorununda çözümsüzlüğün derinleşmesine neden olduğunu kaydeden Aydoğdu, “AKP hükümeti, Kürt siyasetini imha etme politikasına bağlı olarak, Sayın Öcalan üzerinde en kapsamlı tecridi geliştirdi. Bu tecrit stratejik hedefleri olan bir uygulamadır. Kürt halkını öndersiz bırakma, parçalamaya sebep olma ve genel olarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etmektir” diye konuştu.
Endişeler derinleşiyor
Öcalan’ın sağlığı ve can güvenliğiyle ilgili ciddi endişelerin olduğunu hatırlatan Aydoğdu, şunları söyledi: “CPT’nin zamana yayan bir politikası var, şimdi zamana yayılmayacak kadar hayati bir mesele. Savcılığın yaptığı açıklamayı yetersiz ve ciddiyetten uzak buluyoruz. Öncelikle CPT, Öcalan’ın ailesi ve avukatlarıyla görüşme gerçekleştirmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’ın avukatlarının yaptığı girişimler, gerek siyasi partiler ve STÖ’lerin yaptığı çağrılar, halkın ortaya koyduğu tutuma rağmen bugüne kadar ciddi bir açıklama yapılmadı. Bu açıklamaların yapılmaması, görüşmelerin gerçekleştirilmemesi, CPT’nin zamana yayan politikaları Kürt halkının endişelerini derinleştiriyor. Akıllara ‘CPT’nin bildiği bir şey mi var?’ sorusunu getiriyor.”
Tepkinin boyutu öngürülümez
“Sayın Öcalan’ın yaşamı bizim kırmızı çizgimizdir” diyerek Öcalan’ın Kürt halkı açısından önemine işaret eden Aydoğdu, “Tecrit uygulamalarına karşı Kürt halkının ortaya koyduğu tepki hatırlardadır. Türkiye devleti, AKP hükümeti ve Adalet Bakanlığı bunu ciddiye almalıdır. Bu sorun zamana yayıldıkça Kürt halkının sabrı taşıyor. Kürt halkının nasıl bir tepki ortaya koyacağını kimse öngöremez” dedi.
Toplumsal refleks zorlamalı
Türkiye halklarına ve demokratik güçlerine duyarlılık çağrısında bulunan Aydoğdu, şöyle konuştu: “En başta görev ve sorumluluk Kürt halkına düşüyor. Devletin son bir yıldır uyguladığı politikalara baktığımızda, bu iddialar yabana atılacak iddialar değildir. Sürecin bu şekilde devam etmemesinin tek garantörü, halkın refleksini açık bir şekilde ortaya koymasıdır. Toplumsal bir duyarlılık olmazsa tecrit kırılamaz. Devleti adım atmaya zorlayan neden, toplumsal duyarlılıktır. Bugün de devleti zorlayacak olan toplumsal reflekstir.”
Sadece Kürtlerin meselesi değil
Öcalan ile görüşmelerin gerçekleştirilmemesi durumunda Türkiye’de ciddi toplumsal sorunlara yol açabileceğini vurgulayan Aydoğdu, “Mesele sadece Kürt halkının meselesi değil, aynı zamanda Türkiye’nin meselesidir. Topyekûn harekete geçmeli. Alevilerden Êzîdîlere, Süryanilerden Ermenilere kadar herkesin bu konuda ciddi bir refleks ortaya koyması gerekiyor ki, devlet bir adım atabilsin. Sessizlik oldukça AKP hükümeti bunu zafiyet olarak görüyor; politikalarının amacına ulaştığını düşünüyor, korkma veya geri çekilme olarak değerlendiriyor. Bu sessizliğin mutlaka kırılması gerekiyor” şeklinde konuştu.