Elbette, kafası karışan da var. Bunlar, BDP’nin ve PKK’nin “katliam bilinçli bir katliamdır” sözlerini anlayamıyorlar. “Hükümet neden bile bile kendisinin aleyhine olacak böyle bir katliam yapsın, mutlaka bir hata oldu” diye düşünüyorlar.
Bu yazının amacı, ahlaksızlara değil, işte bu kafası karışık olanlara yanıt vermektir.
Eğer Hükümetin laflarına inanır ve yaşadığımız olayın gerçekten bir “terör-asayiş” sorunu olduğunu sanırsak, Uludere katliamını anlayamayız. Hükümetin “biz teröristle-Kürt halkını bir birine karıştırmıyoruz” laflarına da inanırız. O zaman da Uludere katliamını anlayamayız.
Ama ortada bir “terör-asayiş sorunu” değil, bir “isyan-savaş sorunu” olduğunu bilirsek o zaman her şey aydınlık olur. İsyan-savaş bir “avuç teröristle” yapılmaz. Buna halk katıldığı için, bunun adı, (Genelkurmayın da kabul ettiği gibi) isyan ve o isyanı bastırma esnasında yaşananın da adı “savaş” olur.
Yaşanan “terör-asayiş sorunu” olduğu zaman, mücadele “devletle suçlu arasında” bir “suç işleme, suçu kovuşturma, kaçma, kovalama, yakalama, yargılama ve hapsetme” ilişkisi olur. “Öldürme” bu durumlarda “istisnai hal”dir.
Altını çizelim: “Asayiş” sorunu söz konusu olduğu zaman suçluya (ister terörist, ister kaçakçı, ister katil, ister hırsız olsun) obüs ve havan topu kullanılmaz. Uçak hiç kullanılmaz. Çünkü bu silahlar, “suçlu olduğundan şüphelenilenin” hüküm giymeden önce “masum” olduğu ilkesine uymaz. Bu silahların tehdidiyle “suçlu” yakalanamaz, yargı önüne çıkarılamaz, “suçluya” teslim ol çağrısı yapılamaz. Bu silahları kullanmak bu durumda “yargısız infaz” olur. Suçtur.
Ama yaşanan savaşsa, durum kökten değişir. Burada artık devletin karşısında “bir düşman” vardır. Karşı taraf da devleti düşman saymaktadır. Bu düşman “bir avuç terörist” değildir; devlete karşı ayaklanmış bir “halk kitlesidir”.
Bu durumda, isyan ederek savaşan “muharip güçleri” yüksek ateş gücü olan silahlarla yok etmek, obüs, havan topu, uçak kullanmak savaşın icabıdır. (Öyle de oluyor.) Şu koşulla: uluslar arası hukukun yasakladığı “kitle imha silahlarını“ (Kimyasal, bakteriyolojik, nükleer) kullanmayacaksın. (Ama kullanılıyor.)
Ve eğer ortada kimisi silahlı, kimisi silahsız “isyan” etmiş bir halk söz konusu olduğunda ve bu isyanı bastırmak gerektiğinde, “düşman” yalnız “muharip” güç sayılmaz ve isyan eden sivil halk da “düşman” kategorisine alınır. (Alınıyor.) “Düşmanın cephe gerisini” çökertmek, bu amaçla psikolojik savaş yürütmek, yasa dışı olsa da sabotaj ve suikastler düzenlemek, sivilleri “düşman” olarak gören devlet güçlerinin şiddetini örgütlemek de savaşın bir parçasıdır.
Peki ama, savaşta “düşmanın sivil ekonomik gücünü çökertmek”, örneğin ona karşı “ambargo” uygulamak, düşmanın ambargoyu delmesi durumunda, bunu yapanları “muharip” güç sayarak yok etmek savaşın doğal sonucu mudur? Evet. Örneğin İsrail Gazze’ye giden gemiye karşı tam da bu “savaş kuralını” uygulamıştır. Öldürmüştür.
Ya bizim hükümet Uludere’de ne yapmıştır?
Aynısını yapmıştır. “Ambargo’yu”, yani devlet tarafından konan “sınırı” delen ve burada pahalı olan sigara ve mazotu oradan ucuza alarak “ekonomik yaşamını sürdüren” “düşmanın” ekonomik gücünü çökertmek amacıyla öldürmüştür. Topyekün savaşın gereğidir bu…Hata değildir.
Savaşta sivil halkın ekonomik gücünü çökertmek üzere hükümet “düşman” ilan edilen “Kürt sermayesine, Kürt KOBİ’lerine karşı” yeni bir kanun çıkartmak üzeredir ve bir süredir medyaya KCK tarafından anında yalanlanan “PKK’nin sigara, mazot kaçakçılık şebekesi” hakkında haberler düşman sayılan sivil halkın sınır ötesi ticaretini yok etmek ve onu teslim olmaya ya da yeniden göçe zorlamak için ön hazırlık olarak Cemaatçi polis tarafından sızdırılıyor. Uludere katliamı bu “yeni savaş stratejisinin” en önemli uygulamasıdır. Ama aynı anda iflas etmiştir. Çünkü…
Heronlar Uludere’de kafileyi görmüştür. Kafilenin “kaçakçı” kafilesi olduğunu da anlamıştır. Heronların anlamadığı, yok edilen bu kafileyi “PKK’nin silahlı kaçakçı milisleri” olarak gösterme imkanının var olup olmadığıdır. İnsansız heron, kafilede “çocukların” olduğunu, katledilenlerin 29’unun aynı soyadı taşıdığını ve kafilenin korucu köyünün çocuklarından oluştuğunu anlayamamıştır (!?) “Kaçakçı“ kafilesi bilerek vurulmuş, ama katliamı savunmak ve yeni bir zafer olarak halka yutturmak mümkün olmamıştır.
İşte devlet, hükümet, ordu, medya bu nedenle 12 saat susmuştur: Düşünmüş, taşınmış, katledilenler “PKK’nin silahlı kaçakçı milisleriydi” yakıştırmasını –bir iki denemeden sonra- yapamayacağını anlamıştır.
Şimdi anladınız mı bu çocukların neden öldürüldüğünü….
Topyekün savaşın en insanlık dışı yöntemi uygulamaya konmuştur artık…Kimyasal silahlarla, kitlesel tutuklamalarla ve “açılımcı rüşvet” vaatleriyle mağlup edilemeyen, korkutulamayan, teslim alınamayan halka karşı “kitlesel ekonomik terör” aşamasındayız…
Bu da iflas edecek.. Etti bile… Korucu köyleri ayakta ve onbinlerin omuzlarında tabutlar ve ellerinde “kırmızı, yeşil, sarı” bayraklar...