Anayurt, vatan..  Bir coğrafyayı insanlar için anayurdu, ülkesi haline getiren unsur nedir? Atalarının yurdu olması mı? Dünyaya geldiğin ülke olması mı? Yoksa yaşadığın ülke olması mı?
Ben yurttan söz ettiğimde, aklımdan hangi ülke geçer? Sovyetler Birliği döneminde Ermenistan Cumhuriyetine bağlı Êzîdî Kürtlerinin bir köyünde dünyaya geldim. Ömrümün 34 yılını Erivan'da geçirdim. Eğitim, aşk, iş, doktora, makale ve kitaplar... Erivan'da evim oldu, ailem oldu, çoluk-çocuğum oldu. Kuşkusuz Erivan benim şehrimdi, orayı çok seviyordum.
Ermenistan da benim ülkem idi. Dillerini de, tarihlerini de, edebiyatlarını da, kültürlerini çok iyi biliyordum. Ermenistan yazarları, aydınları ve önde gelenleri içerisinde dostlarım vardı. Gerek çalıştığım üniversitelerde gerekse de enstitülerde benim dışımda Kürt olmamasına rağmen kendimi hiçbir zaman yabancı biri gibi hissetmedim.
Ermenistan'ı seviyorum. Birinci Dünya Savaşı yıllarında yüzbinlerce mülteci Ermeni ile dolup taşan Ermenistan, binlerce Êzîdî Kürde umut oldu. Dünyada Kürt dilini benimseyen, dilin gelişimi için Kürtçe okullar açan, Kürtçe edebiyatı ve kültürü için imkanlar oluşturan ilk ülke Ermenistan oldu. Ayrıca Ermenistan'da Êzîdî inancı üzerinde baskı yoktu. Bu husus, yüzlerce yıl boyunca inancından ötürü zulüm ve baskı altında bırakılan Êzîdîler için çok önemliydi. Bütün bu noktalar, Ermenistan'ı kendi ülkem olarak görmem için bir zemin oluşturabilirdi aslında. Sovyetler Birliği yurttaşlığını onurla taşıdım.
Ancak buna rağmen ne Erivan, ne Ermenistan ne de Sovyetler Birliği, kendi ülkem kadar edebi eserlerimde yer almadı. Çünkü yaşamımda çok erkenden yer edinen bir Kürdistan gerçeği vardı.
1955 yılıydı. Qanatê Kurdo, Cegerxwîn'in daktiloyla kağıda geçirilmiş birkaç şiirini bana göndermişti. Ben o şiirler ile Celadet Bedirxan'ın Latin alfabesini öğrendim. Ve o şiirlerle ilk defa Kürdistan adı ile, o ismin ardındaki gerçek ile karşılaştım. 1963 yılına dek Sovyetler Birliği'ndeki hiçbir Kürt yazar, eserlerinde Kürdistan sözcüğünü kullanmamıştı. Korku vardı, zira 1937-38'de çok sayıda Kürt aydını milliyetçilik suçlamasıyla tutuklanıp cezaevine atılmıştı. Halkın hafızasında bu durum tazeliğini koruyordu.
1956 yılında Qanatê Kurdo misafirimiz olmuştu ve bir gün, gecenin bir yarısı, diğer misafirler gittikten sonra babam ve abilerimle Mistefa Barzanî hakkında konuşmaya başladı. O zamanlar Sovyetler Birliği'nde yaşayan Kürtler arasında Barzanî'nin adını duymuş olanların sayısı 2-3'ü geçmiyordu. 15 yaşındaki bir genç olarak benim açımdan ondan sonra Kürtlerin başkaldırısı, Barzanî ve Kürdistan bilincimde birlikte yer edinip, artık hayatımın yüzeyinde hep benimle birlikte olacaktı.
1963 yazıydı. Sovyetler Birliği, berrak bir gecede Güney Kürdistan devrimine desteğini ilan etti. Gazeteler, dergiler, radyolar ve televizyonlar Kürtler, onların devrimi ve Kürdistan üzerine yayın yapıyordu. Sovyetlerde yaşayan Kürt yazarlar da Kürdistan'ı ve devrimi eserlerine konu etmeye başladı.
Ben de Kürt devrimi üzerine ilk şiirlerimi o yıllarda yazdım.
O yıl bizim yaşamımız için de devrim niteliğindeydi. Erivan'daki ilk Kürt derneğini o sene açtık. Geceler boyu Ey Raqîp'i, ulusal marşlarla büyük Mistefa Barzanî üzerine yazılan şarkılar haykırıyorduk. İçimiz kaynıyordu. Öyle ki, Sovyetler Birliği Başkanlığına gidip, Kürdistan'da halkımızın özgürlüğü için savaşmamız için yolu açmaları amacıyla başvuruda bulunduk.
O sene Güney ve Batı Kürtleri ile bağlantı kurmuştuk. Artık Sovyetler Birliği dışında basılan dergi, gazete, kitap ve bildiriler elimize geçiyordu. Geliştirdiğim o ilişkiler ile içimdeki yurtseverlik perçinleniyordu, Kürdistan'a bağlılığım artıp güçleniyordu.  Her Kürt neslinin kendi devrimine sahip olduğuna inanırım. Yaşamının yüzeyinde hep seninle kalır, seninle yaşar o devrim. 1961-75 yılları arasındaki devrim, düşüş ve yükselişleriyle birlikte bizim kuşağın, özellikle de Sovyetler Birliği'ndeki Kürtlerin devrimi idi. O Kürdistan devrimi, Kürtlük bilincini yaşamımızın bir parçası haline getirdiği gibi, Kürdistan'ı da ülkemiz yaptı.
Burada şunu da belirtmeliyim: Kürt halkı eziliyor olmasaydı, Kürdistan bağımsız bir devlet olsaydı biz de büyük ihtimalle ülkemize bu kadar bağlı olmazdık. Ama sözünü ettiğim bu durum, her Kürt'ün o zor ve ağır günlerde halkı ile, ülkesi ile olmasını gerektiriyordu.
O yıllarda Küba devriminin etkisi üzerimizdeydi. O devrim, halkımızın özgürlük savaşımına inancımızı büyütüyordu.
Kürdistan konusu, Kürt halkının özgürlük arayışı bir bütün olarak yaşamımda hep benimle olup, edebi eserlerimde de yer edindi. Kitaplarımın tümünde - şiirlerimde, öykü ve romanlarımda - Kürdistan ve Kürtlerin devrimi hep vardı, var. Ve bu eserler Kürdistan'ın dört parçasında özgürlük için mücadele eden Kürt halkını içinde barındırıyor.


Tevî Te Welat
Kanî, çevkanîyên bi sêmênt-bêton
Zor miçiqandî,
Hundurê min de dikin xule-xul,
Dikin bedena min biqelêşin.
Serger, berpalê çîyayên şeng û şox,
Berî, beyarê hêşîn dixwezin.

Cûckê hêlînên bi zincîrê tanka
Tev pelçiqandî,
Hundurê min da pera dikutin.
Pê nuklê biçûk,
Dixwezin defa sîngê min qulkin.
Hêlînê xweye nav rez û zevîya,
Esmanê sayî, aza dixwezin.

Zarê sêwîye birçî û tazî,
Deroder kirî,
Hundurê min da dikin zare-zar,
Dikin qefesa min hev vejenin,
Gund û bajarên tev wêran kirî,
Dê, bavê xweye kujtî dixwezin.

Dar, rezê birî,
Daristanên bi napalma sotî,
Hundurê min da dîsa çiq didin,
Dikin nav milê min ra kulîlkdin.
Palêd berbiro, hafêd gelîyê kûr,
Çem û kanîyên avsar dixwezin.

Keçên biçûke
Ber çevê dê û bavan şêlandî,
Hundurê min de pora vedirûn.
Heyfa reşgulîyê xwe ye jêkirî,
Nav û namûsa xwe pêpeskirî,
Ji min dixwezin.

Ez jî wa dijîm,
Kurdistana xwe jar û birîndar
Nav defa sîngê xwe da hilgirtî.

Tosinê Reşîd (1988)