Türkiye’nin anlaşma yaptığı Libya Ulusal Birlik Hükümeti, General Hafter komutasındaki güçlerin operasyonuyla başkent Trablus’u kaybetmek üzere. Türkiye, Mısır ve Tunus’un ardından Libya’da da Müslüman Kardeşler kökenli bir müttefiğini kaybedebilir.
AKP’li Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türk devletinin destek verdiği Trablus merkezli ve Müslüman Kardeşler kökenli Libya Ulusal Birlik Hükümeti, şu günlerde oldukça zorda görünüyor.
27 Kasım’da ‘Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ilişkin mutabakat muhtırası’ adı altında Türkiye ile anlaşma imzalayan AKP-MHP’nin desteklediği Libya Ulusal Birlik Hükümeti, ülkenin büyük bir bölümünü elinde tutan Tobruk merkezli General Halife Hafter yönetimindeki Libya Ulusal Ordusu’nun başlattığı operasyonla şu anda elinde bulundurduğu toprakları kısa sürede kaybedebilir. Zira, General Hafter yönetimindeki güçler, Libya Ulusal Birlik Hükümeti’nin başkenti Trablus’a yaklaşmış durumda. Hatta Libya’daki savaşta güçlerin pozisyonunu gösteren bazı haritalar, Trablus’un bazı yerleri ve havaalanının General Hafter yönetimindeki güçler tarafında ele geçirildiğini gösteriyor.
Dolaylı savaş yürüten Türkiye’yi ‘düşman’ ilan etmişti
DW Türkçe’nin haberine göre merkezi Libya’nın doğusundaki Tobruk kentinde olan, Türkiye’yi de “düşman” olarak gören General Hafter yönetiminde Libya Ulusal Ordusu Rusya’nın askeri desteğiyle başkent Trablus’a yaklaştı.
İtalya’da yayın yapan Corriere della Sera gazetesine konuşan Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Ghassan Salame, Hafter’e bağlı kuvvetlerin, Rusya’nın askeri desteği ile kenti ele geçirmek üzere olduğunu açıkladı.
Salame, “Rusların Hafter’in birliklerine katılımından bu yana Trablus taarruzu güç kazandı. Son 10 günde savaş başkentin yerleşim alanlarına ilerledi” ifadesini kullandı ve mevcut gidişatın daha fazla sivil ölümler ile birçok kişinin yerinden edilmesine neden olacağını ileri sürdü.
“Trablus düştü, düşecek” tarzında açıklama sadece BM Temsilcisinden değil, Libya Birlik Hükümeti’nden de geldi. Birlik Hükümeti’nin Dışişleri Bakanı Muhammed Syala da General Hafer’in başkenti ele geçirebileceğini söyledi.
Roma’daki temasları sırasında bir başka İtalyan gazetesi olan La Repubblica’ya konuşan Syala “Rusların insansız hava araçları ve paralı askerler aracılığıyla General’e destek vermesi neticesinde başkentin düşme riski bulunuyor” şeklinde konuştu. İtalya da, Libya Birlik Hükümeti’ne destek veriyor.
Ancak Rusya, General Hafter yönetiminde Libya Ulusal Ordusu’na destek verdikleri yönündeki açıklamaları yalanladı. Perşembe günü konuşan Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, iddiaları “Amerikalı muhataplarımızın yaydığı söylentiler” diyerek geri çevirdi.
Hafter, son 5 yıldan beri askeri ve siyasi olarak ikiye bölünmüş olan Libya’da çok büyük bir alanı elinde tutuyor, Türkiye, Katar desteklediği ve BM’nin de meşru hükümet olarak tanıdığı Trablus merkezli Ulusal Birlik Hükümeti’ne (Ulusal Mutabakat Hükümeti) karşı savaşıyor. Hafter, Rusya, Fransa, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin desteğini alıyor. General Hafter, yaklaşık 20 yılını Amerika’da geçirdi ve 2011’deki NATO’nun Libya’ya müdahalesinin ardından önemli bir aktör olarak ortaya çıktı. Ancak, ABD Hafter’e destekleyip desteklemediği konusunda rengini çok da belli etmiş değil.
Öte yandan Fayiz Sarraj’ın başbakan sıfatıyla başkanlığını yürüttüğü Ulusal Birlik Hükümeti, Müslüman Kardeşler orjinli olup, askeri gücünü DAİŞ, El Kaide kökenli çetelerden alıyor. Katar ve Türkiye, söz konusu hükümete askeri, siyasi, ekonomik ve diplomatik destek veriyor. Libya’da bazı limanlarda Türkiye’den giden ‘Kirpi’ adlı Türk zırhlı araçlarının görüntüleri ortaya çıkmıştı. Geçtiğimiz Haziran ayında zırhlı araçların görüntülerinin ortaya çıkması üzerine AKP’li Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan açık bir şekilde Libya’daki Ulusal Birlik Hükümeti’ni desteklediklerini açıklamıştı.
General Hafter ise Haziran ayında sözcüsü aracılığıyla Türkiye’yi düşman ilan ettiklerini açıklamış ve birliklerinin kontrolündeki bölgelerin hava ve deniz sahalarını Türk uçak ve gemilerine kapadıklarını ilan etmişti. General Hafter güçleri zaman zaman Türk devletine ait SİHA’ları düşürdüklerini belirtmiş, iki hafta önce de 19 Türk zırhlı aracının imha edildiğini duyurmuştu.
Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz hesapları
AKP-MHP yönetinimdeki Türk devletinin Doğu Akdeniz’de doğalgaz ve petrol arama faaliyetleri İsrail, Kıbrıs, Yunanistan, Mısır, ABD, AB ve Rusya tarafında yasadışı olarak nitelendiriliyor. Türkiye söz konusu faaliyetlerde tümüyle yalnızlaştırılmış ve tecride uğramış durumda.
Türkiye’nin söz konusu faaliyetleri uluslararası hukuka aykırı durumda olduğu sürekli muhataplarınca dile getiriliyor. Türkiye ise Kıbrıs adasının kuzeyindeki Türk kesiminin garantörü olduğunu, bundan dolayı da sondaj faaliyetlerinde haklı olduğunu ileri sürüyor.
Türkiye, Doğu Akdeniz’de sondaj faaliyetini sürdürürken, bu faaliyetlerinin bir tamamlayıcısı olarak Libya’yı ihmal etmiyor. AKP-MHP yönetimindeki Türk devleti, Libya’da bir etki alanı yaratmaya çalışıyor. Türkiye’nin Libya ısrarı ve ilgisinin başlıca nedenleri de şu şekilde sıralanabilir:
- Türkiye kendisine bağlı uydu bir hükümetle Libya’yı, Afrika’da bir ileri karakol olarak kullanmak istiyor.
- Libya önemli bir petrol ve doğalgaz ülkesi. Türkiye bu ülkenin kaynakları üzerinde söz sahibi olmak istiyor. Uydu yönetime sattığı askeri malzeme, zırlı araç, İHA ve SİHA’ları önemli bir gelir kaynağı olarak görüyor.
- Libya, aynı zamanda Avrupa’ya göçmen hareketinin çok yoğun olduğu bir ülke. Afrika’dan Avrupa’ya, Akdeniz üzerinden illegal biçimde ulaşmak isteyenler açısından son durak.
Türkiye Libya’da kurmak istediği etki alanıyla birlikte bu göç yolu üzerinde söz sahibi olmak istiyor. Türkiye’nin Suriyeli mültecileri Avrupa’ya karşı etkili bir koz olarak kullanması, mültecilerin karşılığında AB’den ekonomik ve siyasi taviz koparması gözönüne tutulduğunda Libya-Avrupa göçmen hattına sahip olmanın, Türkiye’ye önemli avantajlar sağlayacağı ortada.
- Libya’da söz sahibi olmak ayrıca Türkiye’ye, başında olduğu çete trafiğinde de önemli avantajlar sağlıyor. Daha önce AKP’ye yakın olup Tunus ve Mısır’daki Müslüman Kardeşler kökenli çete hükümetlerini Mısır’da darbeyle, Tunus’ta da yapılan seçimlerle kaybetti. AKP ve lideri Erdoğan, Libya’daki kendisine bağlı hükümetle bir bakıma yine Afrika’da yeniden bir arka bahçeye sahip olmayı amaçlıyor.
AKP’nin ‘zafer’ olarak sunduğu her şey sarpa sarıyor
Türk Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan ve Libya Ulusal Birlik Hükümeti Başkanı Fayiz Sarraj, 27 Kasım’da İstanbul’da ‘Güvenlik ve askeri işbirliği mutabakat muhtırası’ ve ‘Deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ilişkin mutabakat muhtırası’nı imzalamıştı.
Bu anlaşmanın Türkiye açısından önemi Kıbrıs Türkleri ile 2011’de yapılan anlaşma dışında Doğu Akdeniz’de bir kıyıdaş ülkeyle yapılan ilk deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması olması. Bölgedeki en büyük rakibi Güney Kıbrıs ise İsrail ve Mısır ile bu anlaşmaları 2000’li yılların başında yaptı ve ilan ettiği münhasır ekonomik bölgelerde oluşturduğu 13 parselde hidrokarbon faaliyetleri için ihaleleri çoktan tamamladı.
AKP medyası söz konusu anlaşmayı iç kamuoyuna bir ‘zafer’ olarak sunarken, Kıbrıs, Yunanistan, AB, Mısır ve Rusya gibi bölge ülkeleri ve uluslararası güçler bu anlaşmayı yasadışı olarak deklare etmişti. Yunan hükümeti bu anlaşma nedeniyle Libya’nın Atina Büyükelçisi’ni ‘istenmeyen adam’ olarak ilan edip, sınırdışı etmişti.
Türkiye bu anlaşmayla birlikte, korsan bir şekilde Akdeniz’de hakimiyet kurmak, Kıbrıs, Mısır ve Yunanistan gibi ülkelerin Akdeniz’deki haklarını gaspetmek istiyor.
Bu anlaşma sayesinde Yunanistan’la Kıbrıs ve Mısır arasında bir kalkan oluşturduğunu ve münhasır ekonomik bölgesinin batı sınırını oluşturduğunu kaydediyor. Atina ve Kahire, mutabakatın uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirtirken; Güney Kıbrıs, Lahey’de bulunan Uluslararası Adalet Divanı’na başvurmaya da hazırlanıyor. Mısır, Yunanistan, İsrail ve Güney Kıbrıs’ın bir tarafta Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ın diğer tarafta olduğu gerilim, son dönemde AB, ABD ve Rusya gibi büyük güçlerin de devreye girmesiyle uluslararası plana taşındı.
General Hafter’in Trablus’a ilerlemesi ve Libya Ulusal Birlik Hükümeti’nin bir yıkımla karşılaşma ihtimalinin büyük oranda ortaya çıkmasında, 27 Kasım’daki Türkiye-Libya anlaşması önemli bir katkısı var. Zira, söz konusu anlaşma, uluslararası alanda Türkiye’yi yanlızlaştırdığı gibi Libya Ulusal Birlik Hükümeti’nin Erdoğan’ın basit bir kuklası olduğunu bütün dünyaya gösterdi.
HABER MERKEZİ