Cizre’de toplu katliam yapıldı.

Yapılanlara, Türkiye ve dünya kamuoyu tanıktı.

Her ev aranıp tarandıktan sonra, bazı binaların bodrum katında toplu katliam yapıldı.

Bunun geride biraktığı derin travma, Ararat’da yapılan katlamlardan sonra "Muhayyel Kürdistan burada meftundur"u hatırlattı.

O zamanlar bayraklar asılmıyordu.

Tüfekler konuşurdu. Teyyareden atılan bombalar patlardı.

Ürkütücü sahneler karşısında göç ve sürgün başlatılırdı.

Yoketme, sindirme ve sürgün politikası kemalist rejimin ilk yirmi yılının ana politikası oldu.

Kemalist rejimin birinci evresiydi bu: Hedef Kürdistan’ı yeniden işgal oldu.

Sonra "Türklük" entegresi başlatıldı.

Bu ikinci evreydi.

Dersim’den sonra daha bir asır boyu geçmeyecek travmayı atlatmak için yola koyulmuşken Kürtler, Türkleşmeleri için, yarış başlatıldı.

Biribirlerinin, katledilen anne, baba, kardeş ve akrabalarının cesetlerini çiğnemeleri için "müfakat" vadedildi.

Geriye kalanlara maaş bağlandı.

Yükselenler, mezarlıklar üzerinde yükseldiler.

Kemalist rejim, "meftun Kürdistan"ı kabul edenleri mükafatlandırdı.

Köklü aşiretlerin çocukları, Meclis’e davet edildi.

Kendisini, geçmişini inkar eden, "ödül" aldı.

Bu ikinci dönemiydi, kemalist rejimin.

Entegre, Kürt’den Türk çıkaramadı.

Kürtler asimile edilemediler. 

Bir Kürt, Türk olduğunu söylediğinde, ne kendisi Türk olduğunda ikna;

Ne de karşısındaki Türk, kendisini Türk adedenin Türk olduğunda iknaydı.

Sonra, farkına vardılar Kürtler, şimdi kendilerine "ödül" verenlerin, bir zamanlar "Kürdistan’ı meftun" ettiklerini.

Gençler çıktı meydana.

Ankara’dakileri şoke eden gelişmeler böyle böyle başladı.

Kürtler’in kan dolaşımı durdu.

Yaşam tersine bir yola girdi.

Kürt toplumunun rasyonel dünyası allak bullak oldu.

Bu da üçüncü devreydi.

Sonra, yeniden başa döndü kemalist rejim.

Kenan Evren birinci komutanıydı bu üçüncü "intikam" devresinin. Sonrasında Özal, Demirel, Ecevit, Çiller ve Mesut Yılmaz vardı.

Başaramadılar.

Mevziler genişletildi.

Özgürlük ve Kurtuluş Kürdistan’a bir "virüs" gibi yayıldı; 

Bir tozdu, kayalar, dağlar gibi yükseldi.

Sonra, Erdoğan devraldı bayrağı.

Bayrak, Kürt gönderlerine çekildi.

Cizre’de "Muhayyel Kürdistan burada meftundur!" yazılmadı.

Çünkü, istila çemberindekileri bükmek mümkün olmadı, teslimiyet yoktu. 

Kan akıtılan caddelere, duvarlardaki kurşun ve bomba delikleri Türk bayraklarıyla örtüldü.

Katliamdan sonra, inkar üzerinde yükselecek, "yeni ödüllendirme".

Kira verilecek Kürtler’e, okul yapılacak, sürgün başlatıldı. Yeni kentleştirmeye gidilecek: "mecburi iskan" gündemleştirilecek.

Bunu, Cizre öncesinin iki katı Kürdistan’lı kabul etmeyecek; yeniden yükselecek "Siyah tenli beyaz maskeli" (Kızılkaya, Miroğlu, Ensarioğlu vb.) "Kürtler"e rağmen. 

Tarih teoride tekerrür ediyor; realitede, kolonileştirildiğinin farkına varan onmilyonlar var; onlardan da kurtuluş yok!

Son yıllarda, önceleri ayyıldızlı amblemlerin kazıldığı dağlara yazılmış: "Hayali sömürgecilik burada meftundur!" diye.