Trump’ın Suriye’den çekilme kararından sonra gelişmeler hız kazanmaya başladı. Özellikle Minbic’ın rejimle anlaşılarak ABD sonrası devri birçok çevreyi harekete geçirdi. Rusya ve rejim Minbic üzerine atladılar. Çünkü orası çok önemliydi. En fazla Halep bölgesini güvenceye almak stratejik önemdeydi. Türkiye sanki kendi toprakları elinden gitmiş gibi tepki verdi.
ABD Kürtlere, Kuzey Suriye’deki güçlere hiçbir açıklama yapmadan bölgeyi işgal etmek için tehditlerini artıran ve saldırı hazırlığında olan Türkiye’ye yerine bırakacağını açıkladı. Bu akla gelebilecek en kötü olasılıktı. Kürtler ve diğer halklar binlerce şehit vererek Kuzey Suriye’yi DAİŞ’ten temizlemişlerdi. İşin ilginç tarafı hala Hecin bölgesinde DAİŞ’le savaş sürüyordu. Türkiye ise DAİŞ’le ittifak yapmış, binlerce militanın topraklarından geçişine ve askeri, ekonomik finansına destek vermişti. Bunu en iyi bilenler de ABD ve Rusya’ydı. Erdoğan neden Suriye çöllerinde DAİŞ’le savaşsın ki? Kaldı ki, zihinsel olarak DAİŞ’ten çok da farkı yok. Şimdi İdlib’de temsilciliğini yaptığı El Nusra ve DAİŞ arasında ne fark var? Erdoğan hepsini meşrulaştırmaya ve onları Rusya, ABD ve Avrupa’ya karşı koz olarak kullanmaya çalışıyor.
ABD Suriye’den çekilebilir. Ama Kürtlere düşmanlığını gizlemeyen, dünyanın gözü önünde Efrîn’i kana boğmuş ve etnik temizlik yapan Türkiye’ye gel soykırım yap deme hakkını nasıl kendisinde bulabilir? Dünya bütün insani değerlerini yitirdi mi? Çıkar uğruna aleni soykırımlar normalleştirilir mi? Ortadoğu krizi ve Suriye, Yemen gibi savaşlarda herhangi bir hukukun kalmadığını, 2. Dünya Savaşı sonrası kurulan sistemin yıkıldığını biliyoruz. Şimdi gücün ve çıkarın geçerli olduğu açık. Türkiye bu fırsatları iyi kullanıyor.
Trump’ın çekilme kararı belki hak ettiği tepkiyi almadı ama belli bir tartışmaya da yol açtı. Birçok çevre eleştirdi. Suriye’de ABD ile DAİŞ’e karşı duran tek güç Kürtlerdi. Büyük bedel ödediler. Şimdi bir hatır bile istemeden Kürtleri düşmanlarına bırakıyorsun diyen karşı sesler yükseldi. Ayrıca Suriye’yi bu haliyle bırakmanın ABD’ye bölgede çok şey kaybettireceğini de anladılar. Minbic örneği dengelerin aleyhine değişeceğini de gösterdi. ABD dışında olduğu gibi içinde de tepkiler dinmedi. ABD’nin ne yapacağı, nasıl bir yol izleyeceği hala tam anlaşılmış değil. Ancak Trump ayın ikisinde yeni bir Twitter atarak Kürtleri koruyacaklarını ama bir tampon bölge planları olduğunu söyledi. Güya Kürtler sınırda Türkiye için tehditmiş. Türkiye’yi güvenceye almak veya memnun etmek gerekiyormuş!
Türkiye ne pahasına olursa olsun Kürtlerin bir statüsü olmayacak, diyor. Burada sorun Kürtlerin tehdit olması filan değil. Türkiye’nin resmi zihniyeti hastalıklıdır. Irkçı ve tekçi devlet anlayışları var. Kürtler Suriye’de büyük bir nüfusa sahip değiller. Devlet kurmuyorlar. Demokratik bir Suriye’de kültür ve kimlikleriyle yaşamak istiyorlar. Bulunduğu bölgelerde yönetime katılma talepleri var. Ayrıca sınır boyuna serpilmiş birkaç yerleşim biriminde yaşıyorlar. Seksen milyon nüfusa ve bir milyonluk NATO ordusuna karşı Kürtler nasıl bir tehdit oluşturabilir ki? Bu gerekçelere bu dünyada inanacak akıl yoksunu birileri bulunabilir mi? Orduya sınıra yığıp saldıracağım diyen Kürtler mi yoksa Türk devleti mi? Açıkça gücü ve zorbalığı dayatıyor. Trump hala Türkiye’yi rahatlamakla meşgul. Türkiye bu yöntemlerle durdurulamaz. Tüm insani, ahlaki ve devletler arası hukuku ayaklar altına almış, sadece ve sadece zorbalıkla hareket ediyor. Hedefinde de Kürtlerin soykırımı ve topraklarından sürülmesi var.
Rusya Kürtleri Türkiye’nin katliam ve işgaliyle sıkıştırıp rejimi hemen hakim kılmak istiyor. Aslında Türkiye’yi kışkırtan ve cesaret veren Rusya’nın kendisidir. Bir yandan Kürtler çaresiz kalıp teslim olmaya razı olacaklar, bir yandan da Türkiye ve ABD’nin ilişkilerini daha da bozacak ve Türklerden yeni tavizler koparacaklar! İlginç olan bir konu da Ruslar, Minbic’ın üzerine atlarken kuzey Suriye’yi sahiplenme, sınıra ordu kaydırma istekleri de yok. Anlaşılıyor ki, Türklerin işgaline bir biçimde evet demişler, büyük olasılıkla da anlaşmışlar. ABD ve Rusya yok derse Türkiye Suriye’ye giremez. Bağırıp çağırır ama hava sahasını açmadıkları sürece karadan giremez. Ağır bir bedel ödeyeceğini biliyor. Efrîn’de Rusya’yla anlaştılar. ABD ise bunu onayladı. Dünya sadece seyretti.
Trump yine Kürtlerle konuşmadan, danışmadan keyfince açıklamalar yapıyor. Planlar hazırlıyor. Halbuki cephede olan, mevzilerde can verenler burada yaşayan halklardır. Halkları bu kadar hiçe sayan, üstten bakan devletçi geleneğin katliam ve trajedileri nasıl arkasında bıraktığını biliyoruz. Bunun için Suriye halkları öncelikle kendisine güvenmeli, kendisini örgütlemeli ve direniş potansiyelini harekete geçirmelidir. Güç olmayanları ezip geçmeyi alışkanlık yapmışlar.