
Türkiye’deki biyolojik ve biyokimyasal silahlara ilişkin araştırmaları içeren bir raporda, „Türk Silahlı Kuvvetleri askeri çarpışma durumlarında, göz yaşartıcı gaz gibi sözde ‘ölümcül olmayan’ kimyasal silahlar kullanmıştır ve olasılıkla halen kullanmaktadır. En az bir olayda, silahlı Kürtlere karşı yürütülen ve 20’sinin ölümüne yol açan bir operasyonda göz yaşartıcı gaz el bombaları (grenades) kullanılmıştır. Bu olayda, ‘ayaklanma kontrol ajanlarının savaşta kullanımı’nı açıkça yasaklayan Kimyasal Silah Anlaşması çiğnenmiştir“ deniyor.
Kazan Vadisi’nde 36 HPG’linin yaşamını yitirmesi ile tekrar gündeme gelen ve uluslararası alanda da tartışılmaya başlanan TSK’nin kimyasal silah kullandığı yönündeki haberler üzerine, Genelkurmay Başkanlığı „Envanterimizde kimyasal silah yoktur“ şeklinde açıklama yapmıştı. 25 Şubat 1986 tarihli dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Necdet Öztorun’un altında imzası bulunan ve 23 Temmuz 1989 tarihinde İkibine Doğru Dergisi’nde yayınlanan „İç Güvenlik Eğitim Klavuzu“ konulu hizmete özel belgede, biyolojik ve kimyasal silahların kullanılabileceği şeklindeki beyanlar bulunurken, bu belgenin yayınlanması ardından bugüne kadar yetkililerin herhangi bir açıklama yapmaması, „Acaba halen bu belgenin geçerliliği var mı? Biyolojik ve kimyasal silahların kullanılması konusu halen geçerliliğini koruyor mu?“ sorularına neden oluyor.
Rapor 6 Aralık 2004 tarihli
6 Aralık 2004 tarihinde yayımlanan „Sunshine Project Ülke İncelemeleri - No. 3 Türkiye’deki Biyolojik ve Biyokimyasal Silahlara ilişkin Araştırmalar Üzerine bir İnceleme“ raporunda da Türkiye’de biyosavunma etkinliklerine ilişkin bilgi elde edilmesinin güçlülüğüne dikkat çekiliyor. Raporda; Türkiye’nin, Biyolojik Silahlar Anlaşması kapsamında Birleşmiş Milletler’e sunduğu yıllık bildirimlerde, herhangi bir biyosavunma programı olmadığını açıkladığını ancak kamuya açık kaynaklardan elde edilen bilgilerden ise bunun doğru olmadığı belirtiliyor. Söz konusu raporda Türkiye’nin en büyük askeri hastanesi olan Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA), biyolojik savunmayı da içeren, savunma araştırma ve geliştirme etkinlikleri için özel bir bölümün bulunduğu ve buradaki biyosavunma çalışmalarının kesin niteliği ve boyutunun açık olmadığının aktarıldığı raporun giriş bölümünde, devamla şunlar kaydediliyor: „Buna ek olarak, biyosavunmayla ilişkili tek tek projeler - örneğin, şarbon bakterileri için sterilizasyon tekniklerinin geliştirilmesi - Etlik Merkez Veteriner Kontrol ve Araştırma Enstitüsü ve olasılıkla da Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi dahil sivil kuruluşlarda yürütülmektedir.“
Türkiye Biyolojik Silahlar Anlaşması’nı çiğniyor
Türkiye’nin biyosavunma programı olduğunu yadsıyarak, Biyolojik Silahlar Anlaşması (BWC) kapsamındaki zorunlulukları çiğnendiğinin yer verildiği raporda, Türk hükümetinin kendi biyosavunma programına ilişkin kapsamlı bilgileri, BWC’ye taraf devletler arasında saydamlığı arttırmak ve güven oluşturmak üzere, her yıl Birleşmiş Milletler’e sunma zorunluluğunu çiğnediği kaydediliyor.
Ordu biyo savunma bütçesini açıklamıyor
Türk hükümetinin saydam olmayışı nedeniyle, Türk ordusunun biyosavunma bütçesine ait kesin rakamların belirlenemediğinin ifade edildiği raporda, „Türk hükümeti ve ilgili kurumlar, Türkiye’nin biyosavunma programı konusundaki yazılı soruları yanıtlamamıştır. Özetle, biyosavaş ajanlarıyla ilgili etkinliklerinin niteliği, boyutu ve hedefi konusundaki kuşkulara bir karşılık olarak, Türk hükümetinin saydamlık ve geliştirilmiş güven oluşturma önlemlerine karşı tavrında acilen çarpıcı bir değişiklik gereklidir. Türk hükümeti, ülkeler arasında güveni arttırmak için BWC altındaki zorunluluğuna sadık kalmalı ve her yıl biyosavunma etkinliklerine ilişkin kapsamlı bilgi yayınlamalıdır“ denilmesine rağmen, söz konusu raporun ardından da kapsamlı bilgilerin yayınlanmadığı görülüyor.
20 PKK’li gazla öldürüldü
Çözülmesi gereken önemli bir sorunun Türk ordusunun PKK’lilere karşı yürüttüğü etkinliklerde kimyasal ve biyolojik önlemler kullanılmasına izin veren gizli bir direktifin durumu ile ilgili olduğunun kaydedildiği raporda şu bilgilere yer veriliyor: „Türk hükümetinin bu konuyu açıklığa kavuşturmadığı için, bu belgenin sahte olup olmadığı, değilse de, bu direktifin halen yürürlükte olup olmadığı henüz tartışmaya açıktır. Bu direktif gerçekten mevcut ise Türk hükümeti bu konuyla ilgili bağımsız bir soruşturma başlatmalı ve Türkiye’de saldırı amaçlı herhangi bir biyolojik etkinliğin yürütülmediği, hazırlanmadığı ve izinli olmadığı konusunda garanti vermelidir. Türk Silahlı Kuvvetleri askeri çarpışma durumlarında, göz yaşartıcı gaz gibi sözde ‘ölümcül olmayan’ kimyasal silahlar kullanmıştır ve olasılıkla halen kullanmaktadır. En az bir olayda, silahlı Kürtlere karşı yürütülen ve 20’sinin ölümüne yol açan bir operasyonda gaz bombaları (grenades) kullanılmıştır. Bu olayda, ‘ayaklanma kontrol ajanlarının savaşta kullanımı’nı açıkça yasaklayan Kimyasal Silah Anlaşması çiğnenmiştir. Türk hükümetine ait resmi belgelere göre, Türkiye’nin biyolojik silahlara karşı savunma yapmak için bir araştırma ya da geliştirme programı olmadığı, Türkiye Biyolojik Silahlar Anlaşması (BWC) kapsamında bir taraf devlet olarak, belli biyolojik etkinlikler konusunda Birleşmiş Milletlere her yıl bir bildirimde bulunmak zorunda olduğunun hatırlatıldığı raporda, bu bildirimlere Güven Oluşturma Önlemleri (CBM’ler) adı verilmektedir. Sunulan CBM’lerde sürekli olarak Türkiye’de savunma amaçlı hiçbir biyolojik araştırma ve geliştirme programının bulunmadığını ileri sürmektedir.“
İstanbul’da kimyasal test laboratuarı var
Ankara’daki GATA ve NBC bölümünün biyosavunma çalışmalarının boyutu, hedefi ve kesin niteliğinin belirlenemediğinin kaydedildiği raporda, „Türkiye’deki genel biyosavunma yapılanması ve bütçesini belirlemek de olanaklı olmamıştır. TC Savunma Bakanlığı’nın resmi web sayfasında bir NBC bölümü de içeren Araştırma ve Geliştirme Birimi’nin örgütsel yapısını gösteren bir tablo bulunmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin İstanbul Küçükyalı’da, kimyasal test laboratuarı olan bir NBC okulu bulunmaktadır. (Alman TV kanalı ZDF tarafından Kennzeichen D, 27 Ekim 1999 verilen bilgiye göre, bu kimyasal test laboratuarı Alman Hükümeti tarafından sağlanmıştır.) Fakat GATA, standart tıp araştırmalarına ek olarak, askeri NBC araştırma ve geliştirme çalışmalarında da bulunmaktadır. 1983 yılında Ankara’da GATA’nın NBC Bölümü kurulmuştur; Askeri Sağlık Hizmetleri Bölümü’nün bir parçasıdır ve ‘askeri ve terörist amaçlı kullanılabilen nükleer, biyolojik ve kimyasal maddelerin tıbbi etkileri, teşhis ve tedavisi konusunda araştırmalar yürütür ve Türk Silahlı Kuvvetleri ve sivillere NBC eğitimi verir“ diye kaydediliyor.
Biyomedikal araştırmalar kurumu da var
Refik Saydam Hıfzısıhha Merkezi Başkanlığı (RSHM), Türkiye’nin tıbbi ürün denetimi ve aşı üretimi ile görevlendirilmiş olan önemli bir biyomedikal araştırmalar kurumudur. Türkiye’nin CBM 2003’üne göre, masrafları tümüyle TC Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanmaktadır. RSHM’nin bir ölçüde, kimyasal ve biyolojik savunma çalışmalarına da katıldığı görülüyor. RSHM’nin, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün (OPCW) odak noktasındadır ve kimyasal savaş ajanları ve yılan zehiri analizleri yapar. RSHM, Türkçe web sayfasında, işbirliği yaptığı bir kurum olarak TC Savunma Bakanlığı’ndan açıkça söz ediyor, fakat bu bilgi İngilizce web sayfasında yer almıyor. Bu işbirliğinin niteliği ve boyutu açık değildir.
Etlik Enstitüsü’nün Besin Radyasyon ve Sterilizasyon Bölümü çoğunlukla, kullanıp atılabilen tıbbi malzemenin radyasyon teknolojileriyle sterilizasyon konusunda çalışmaktadır. Devam etmekte olan bir araştırma projelerinden biri (Bacillus anthracis 34F2 Sporlarının Radyoaktivite Kullanımıyla Eliminasyonu.) biyosavunma konularıyla ilgili görünmektedir. Proje liderine göre, bu proje Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) gözetimindedir.“
CS gazı kullanıldığı tespit edildi
Raporun devamında da 25 Şubat 1986’da yayımlanmış ve o sırada, izin verilen tünel imha yöntemlerinin anlatıldığı belgeye değinilirken, belgedeki başlıklar şöyle anlatılıyor:“(d) Zehirli gazla doldurulabilir. (e) Özel yetiştirilmiş, zehirli haşere üretilerek kullanılmaz hale getirilebilir. (c) Gaz bombaları ve (...) (d) NBC Silahları : Dost kuvvetlerce, sis, yangın maddeleri ile göz yaşartıcı, kusturucu gazlar gerektiğinde kullanılmaktadır. Direktifin başka bir yerinde, açıkça göz yaşartıcı gaz ya da CS kullanıldığından söz edilmektedir.“
Türkiye zorunluluğa uymuyor
Biyolojik Silahlar Anlaşması’nın Üçüncü Gözden Geçirme Toplantısı’nın nihai belgesine göre; biyosavunma programı ile ilgili olarak Türkiye’nin Birleşmiş Milletlere her yıl kapsamlı ve eksiksiz bir bildirimde bulunması zorunluluğu olduğu ifade edilen raporda, Türkiye’nin bugüne dek, bu zorunluluğa hiçbir zaman uymadığı gibi bu rapordaki soruların netleştirilmesini amaçlayan yazılı talepleri de yanıtlamadığı kaydediliyor. Raporda devamla şunlar kaydediliyor: „Türkiye, 1993 - 2001 yılları arasında, her yıl BWC kapsamındaki güven oluşturma önlemleri (CBM’ler) sunmuştur. Bunların hiçbiri, bir biyosavunma programının varlığını göstermemekte, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait bir biyosavunma araştırma tesisi tanımlamamaktadır. Türkiye, 1992 ve 2002 yıllarında ise BWC kapsamındaki güven oluşturma önlemlerini (CBM’ler) sunmamıştır. Türk hükümeti tarafından sunulan CBM’ler çok kısıtlı bilgi içermektedir; bu nedenle de silah denetimi açısından güven oluşturmaktan uzaktır. Türkiye, tek bir olayda yalnızca bir kapak formu sunmuştur (2001). Diğer yıllarda ise aşı üreticilerini yalnızca bir adet ek sayfa olarak sunmuştur. 2000 ve 2003 CBM’leri gibi, 1997-1999 CBM’leri de birbirinin aynıdır. Türkiye’nin CBM’lerinin, özellikle de biyosavunma programının niteliği, kapsamı ve konumuna ilişkin eksiklikleri, teröristlere karşı böceklerin kullanılmasına izin veren gizli güvenlik direktifiyle bağlantılı biyosavunma etkinliklerinin hedefi konusundaki kuşkulara, önemli bir katkı yaparken kaygı uyandırmaktadır. Türk hükümetinin CBM’leri kamuya açık değildir. Başka hükümetler (Avustralya, ABD), kendi CBM’lerini internete koymuşlardır. Türkiye’nin bunu örnek alması kuvvetle tavsiye edilmektedir. Türk hükümeti, eğer uluslararası biyolojik silah yasağını destekliyor ve Biyolojik Silahlar Anlaşması’nın güçlendirilmesini destekliyorsa, gelecekte eksiksiz, tutarlı ve açık seçik CBM’ler sunarak güven oluşturmaya katkıda bulunmalıdır.“
CS’li havan fuarda sergilenmişti
Türkiye kimi bombaların içini gazlarla doldurmuş. İngiltere’de Bradford Üniversitesi bir rapor hazırladı. Ve bu raporda Türkiye’nin ürettiği bombalarda gaz kullandığı tespit edilmiş. Bunlar normal kullanılan gazlar değil. 8 kilometre havada uçarak etki yaratabiliyor. Bu gaz kesinlikle yasaktır ve bu gösterilerde kullanılması da yasak bir gazdır. Maden Kimya Enstitüsü Kurumu (MKEK) tarafından üretiliyor. 27-30 Eylül 2005’de Uluslararası Savunma Sanayi Fuarı’nda (İDEF) Yivli Setli Havan Gözyaşartıcı CS MKE MOD 251 ismi ile bu havan sergilendi. Bradford Üniversitesi de raporunda fotoğrafları ile buna yer verdi.
ABDURRAHMAN GÖK - DİHA/AMED