Irak parlamentosunun Güney Kürdistan’da var olan TSK unsurlarının çekilmesi kararı gelecek açısından yeni bir dönemi işaret ediyor. Nitekim Irak’ta görev yapan DAİŞ karşıtı uluslararası koalisyonun sözcüsü ABD’li albay John Dorrian Türkiye’nin bu koalisyonda yer almadığına dikkat çekiyor. Ardından da “Irak topraklarında bulunan Türk ordusu Irak Hükümeti tarafından verilen resmî izinle gelmemiştir ve illegaldir” diyor. Dorrian’ın sözleri Irak parlamentosunun kararının konunun muhatabı başka unsurlar tarafından da paylaşıldığını gösteriyor.
Zamanlama da dikkate alındığında peş peşe gelen bu iki açıklama Kürt sorununda yeni boyutlar oluştuğunu gösteriyor. Bunların en önemlisi yüz yıllık Kürt tezinin uluslararası camia tarafından da kabul gördüğünü göstermesi. Bugün Bağdat ve uluslararası koalisyonun dile getirdiği TSK’nın Kürdistan’daki illegal varlığı Kürdistan’ın tüm parçaları için geçerlidir. Ancak bu Irak hükümeti TSK’yı çağırmadığı için değil TSK Kürdistan’da fiili işgalci bir güç olduğu için illegaldir.
Kuzey Kürdistan’da sürmekte olan silahlı mücadelenin temel nedeni bu işgalci gücün varlığına son vermektir. “Kürdistan’da zorun rolü” tam da budur. Özgürlük Hareketi’nin Kürdistan’ın dört parçasında var olan işgal güçlerine karşı mücadele veriyor olması da bu durumun diğer parçalar için de geçerli olduğundandır. Nitekim bugün Irak ordusu da Kürdistan’ın herhangi bir parçasına girmeye kalkışsa illegal bir duruma düşer. Dolayısıyla bu Kürdistan işgaline katılan tüm devletler için geçerlidir. Çok açık ki Türk ordusunun Süleymaniye’deki varlığı ile Van’daki varlığı arasında hiç bir fark yoktur.
ABD’li komutanın “Irak toprakları” olarak ifade ettiği bölge Irak anayasasına göre de Kürdistan bölgesi olarak tanınan kadim coğrafyadır. Dolayısıyla uluslararası koalisyon tarafından Türk askerinin illegal varlık gösterdiği alan Kürdistan’ın bir parçasıdır. Bu yüzden Osmanlı’nın işgal ettiği topraklardan çekildiği sınırlar olarak ortaya çıkan Türk Devleti’nin bugün de işgal gücü olarak bulunduğu topraklardan çekilme zamanını işaret ediyor bu ifadeler.
Süre doldu.
Bizce asıl tartışılması gereken Türk ordusunun bir bütün olarak Kürdistan’daki illegal varlığıdır. Bu nedenle Bağdat yönetimi ve ABD’li yetkililerden önce Güney Kürdistan yönetimi bu illegal işgalci güce karşı kesin bir tavır almalı. Son günlerde çokça gündeme gelen Barzani yönetimi ile Erdoğan ailesinin DAİŞ petrolünü ortak sattıkları iddiaları izaha muhtaçtır.
Türk ordusunun Kuzey Kürdistan’daki illegal varlığı bugün yaşanmakta olan “Kürt sorununun” temel nedenidir. TSK bir işgal gücüdür buna karşı her türlü mücadele mubahtır. AKP iktidarının “HDP PKK’nin silahlı zoru ile oy alıyor” ahlaksız iddiasını hakkıyla tersinden kurmanın zamanı çoktan geldi. Türk ordusu Kuzey Kürdistan’dan çekilse yapılacak ilk seçimde her hangi bir sistem partisi -işbirlikçilerinin de desteği ile- kaç oy alır. Cevap çok net. Herhangi bir köyde üç ihtiyar heyeti üyesi çıkaracak kadar da oy alamaz.
Uzun bir süredir seçim sonuçları da gösteriyor ki Kuzey Kürdistan’da iki partili bir siyasal sistem işliyor. İşgalci gücün siyasal aygıtı AKP ile Kürdistan özgürlük hareketinin mücadelesi sandıkta da kendini gösteriyor. Ortaya çıkan sonuç siyaseten Özgürlük Hareketi’nin doldurduğu alan tüm devlet gücünün silah zoru ile işgal ettiği alandan daha büyük Kürdistan’da. Seçim sonuçları da gösteriyor ki Kürt inkarına dayalı Türk resmi ideolojisi fiili olarak legal siyasal alanda çekilmiş durumda. Kürdistan’da savaşan silahlı güçlerin yüzlerini saklayarak duvarlara “Seni seviyoruz uzun adam, Reis oyun büyük” yazmaları da durumun özeti. Erdoğan’da Kürdistan’da savaşan özel harekatçıların kendisine “Yürü uzun adam arkandayız” diye mesaj attıklarını ifade etti.
Özel timlerin Kürdistan şehirlerinde duvarlara MHP sembolleri çizerek elleri ile belli işaretler yapmaları da MHP’nin Kürdistan’da silahlı güçler tarafından temsil edildiğini gösteriyor. CHP ise Kürdistan’da tutunamayan resmi ideolojinin somut durumunu temsil ediyor, esamesi okunmuyor.
Başa dönersek TSK’nın Kürdistan’daki varlığının tartışmaya açılmış olmasının bir başka boyutu da TBMM’nin tek taraflı “sınır ötesi teskereleri” ile yaygınlaştırdığı Kürdistan işgalinin yeni bir sürece girdiğini göstermesidir. O da çok açık ki artık bu işgalin sonlandırılması zamanının geldiğidir.  Ankara egemenliği Bağdat yönetiminin parlamentoda karara bağladığı ve uluslararası koalisyonun da desteklediği bu kararı fırsat bilmeli ve kendisi Kürdistan’ın tüm parçalarından çekilmelidir. Bağdat ve Şam yönetimlerini de kapsayan bölgesel yeniden yapılanmada mevcut haliyle Ankara’nın rol üstlenemeyeceği belli oldu. Irak parlamentosu ve ABD’li yetkilinin açıklamaları Ankara’nın kısa süre sonra başlaması beklenen Musul operasyonunun dışında bırakıldığının resmen ilanı olarak değerlendirilebilir. Güney Kürdistan’dan başlayacak bu çekilme Kuzey Kürdistan’daki güçlerinin de katılımıyla Fırat’ın batısına kadar devam etmelidir. Elbette buna paralel olarak Rojava işgaline de son verip geri çekilmelidir. Aksi taktirde tüm bölge haklarına ağır bedeller ödetecek eşine az rastlanır bir savaşın müsebbibi olacak.