
TTB Başkanı Dr. Eriş Bilaloğlu, her türlü bilgi ve belgenin kendilerine verilmesini de talep ettiklerini söyledi. Bilaloğlu, „Ölümler çok acı. Ancak geride kalanların acılarını bir nebzede olsun hafifletebilmek için ölüm nedenlerinin açıklanması gerekiyor. Bunun için Adalet Bakanlığı‘na çağrımız uluslararası hukuka uygun bir incelemeye izin vermesidir“ dedi.
Başvurulara Adalet Bakanlığı’nın ne yönde yanıt vereceği merak edilirken, uzmanlar ortaya şimdiye kadar çıkan kanıtların önemli kuşkular doğurduğuna dikkat çekiyor. Adli Tıp Uzmanları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Adlı Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ümit Biçer, „Savaş kurallarının ihlal edildiği ve kimyasal silah kullanıldığı“ açıklamalarını değerlendirdi. Bulgular ve tanık anlatımlarından yola çıkarak güçlü kuşkuları olduğunu belirten Adli Tıp Uzmanları Derneği Üyesi Prof. Dr. Ümit Biçer, operasyona ilişkin Adalet Bakanlığı’nın gizlilik kararı alınmasının ise „Var olan şüpheyi güçlendiriyorlar“ diye yorumladı. Bir an önce bağımsız bir heyetin BM Minnesota Protokolü çerçevesinde bölgede inceleme yapması gerektiğine işaret eden Prof. Dr. Biçer, Başbakan Erdoğan’ın Kazan Vadisi’ndeki olay aydınlatılmadan „İftira“ diye açıklamalar yapmasını ise „Bilimsellikten ve insaniyetten uzak bir görüş“ diye yorumladı.
Bütün dünya ülkelerinin savaş dönemlerinde alacakları ortak tavırların uluslararası sözleşmelerle garanti altına alındığını hatırlatan Biçer, kimyasal silah kullanılıp kullanılmadığı yönündeki iddiaların araştırılması için hukuki mücadelenin devam ettirilmesi gerektiğini vurguladı. Biçer, kimyasal iddialarına ilişkin ailelerin kendilerine başvuru yapmasını da istedi.
Biçer, hukukçulara, aydınlara ve insan hakları savunucularına ise şu çağrıyı yaptı: „Cenazelere saygı gösterilmemesi, onlara eziyet edilmesi anlamına gelecek davranışlar, bırakın hukuku hiçbir insanlığın inanç felsefi düzeyi açısından kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. Dolayısı ile bu alanda insan hakları örgütleri, aydınlar bu alanda mücadelede aktif olmalı. Türkiye bu tür davranışlar için önlem almaya zorlanmalıdır. Çünkü Türkiye’nin böyle bir şey yapılırsa bunu hukuken meşru olarak gösterecek bir alanı yoktur. Bu, Türkiye’nin uluslararası toplumda yalnızlaşmasına neden olacaktır. Türkiye’nin insan hakları açısından olumsuz bir alana itecektir. İnsan hakları konusu bir ulusun sınırları içine hapsedilecek bir konu değil bütün bir insanlığın sorunudur. Türkiye’de tüm dünya vatandaşlarına karşı sergilediği tutumu kendi ülkesindeki yurttaşlarına karşı sergilemelidir.“
HABER MERKEZİ