TBMM Başkanı Cemil Çiçek bir yıl içinde yeni Anayasa çalışmasını sonlandırmaktan bahsederken, o Anayasayı yapacak olan TBMM “uzlaşma Komisyonu üyesi” Prof. Dr. Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu ile birlikte 47 insan Beşiktaş’ta Terörle Mücadele Kanununa muhalefet nedeniyle tutuklanıyordu ve Malatya morgunda da 24 insanın napalm ve kimyasal silahlarla kömürleştirilmiş ve parçalanmış cansız bedenleri yatıyordu.
Bunlar böyle olurken, Başbakan TBMM’de BDP’ye karşı, Bingöl’deki “intihar bombacısını“ diline dolayarak, bu partiye karşı süregiden tutuklama kampanyasına hız verdirecek demagojik bir saldırıda bulunuyordu. BDP “intihar bombacısının” kanlı eylemini kınamıştı, ama Başbakan Hükümetin emrindeki ordunun Çukurca’da işlediği savaş suçu hakkında tek bir söz etmemişti. Ve Almanya’da hukukçular Başbakan hakkında “savaş suçu işlediği” iddiasıyla yargı yoluna gidiyordu…
Siz, “terörle mücadele, siyasetle müzakere” denilen bu baskıcı ve kanlı sürece paralel bir “demokratik anayasa süreci” işletileceğini düşünüyor musunuz?
Şöyle düşünelim: Meclistekiler komisyonda toplanmış, siz de, yani demokratik bir anayasa bekleyen aydınlar, yazarlar, emekçiler, kadınlar, doğa dostları, barış yanlıları ve onların gözcüsü medya mensupları bu komisyonun çalışmalarını izliyorsunuz…
Komisyon çoğunluğu “bu anayasa yürürlüğe girdiği zaman da Türkiye’de ‘terörle mücadele’ sürecek, sürdüğü için şimdiki Terörle Mücadele Yasası yürürlükte kalacak, kaldığı için Hatip Dicle’nin vekilliği, yine seçilirse düşürülecek, TMY nedeniyle tutuklu vekiller bırakılmayacak, var olan vekiller yine zorla mahkemeye getirilecek, şu ana kadar tutuklanmamış olsalar bile icabında TMK gereği tutuklanabilecek, BDP’liler kitlesel olarak gözaltına alınacak, hapse atılacak, ‘taş atan çocuklar’ ‘terör örgütüne üyelik’ten öldürülecek, kolları kırılacak, hapsedilecek ve Prof. Büşra Ersanlı, Ragıp Zarakolu, Mustafa Avcı ve 47 kişi şimdi nasıl 24 saat boyunca sorguya çekiliyorsa, yine çekilecek, yine iki yılda 8 bin gözaltı ve 5 bin tutuklama olacak” dese…
Siz, yani Komisyondaki “azınlık” üyeler, demokratik anayasa isteyen aydınlar, yazarlar, emekçiler, kadınlar, doğa dostları, barış yanlıları ve onların gözcüsü medya mensupları bu karar karşısında ne derdiniz?
Apê Musa yaşasaydı şöyle derdi: “Tükürmüşüm böyle yeni anayasanın içine...”
Sanat yapıtlarına asla tükürmeyecek olan sizler de, belli ki “tükürürdünüz böyle anayasanın içine”…
Sanırım bu konuda anlaşıyoruz, eğer TMK yürürlükte kalacaksa, tutuklamalar ve katliamlar devam edecekse, siz de ben de, yaşasaydı Apê Musa da hep birlikte böyle bir anayasanın içine tükürürdük.
Bu son tutuklamalar da göstermiştir ki, Hükümet partisi, Terörle Mücadele Yasası gibi bir yasayı da hükümsüz hale getirmeyecek, getirmediği halde beş para etmeyecek olan, demokratik bir anayasa yapmayacaktır. Yapacak olsaydı, bir yıl sonra yürürlükten kalkacak bir faşist kanun gereğince, bir yıl sonra serbest kalacak olan insanları tutuklatmazdı.
İnsanları “KCK’li” diye tutuklayanlar, eğer yeni anayasa demokratik olacak, o nedenle Terörle Mücadele Yasası kalkacak ve dolayısı ile Kürt sorununda çözüm süreci başlayacaksa, bu durumda KCK’nin de o zaman “yer altından” çıkacağını ve yasal bir örgüt olarak Türkiye’de meşru hale geleceğini biliyorlar. Ama onlar aldıkları tutuklama kararıyla “yeni ve demokratik bir anayasa” yapılmasına karşı olduklarını da ilan etmiş oluyorlar. Vaktiyle Özal ne zaman ki 141-142’nci maddeleri kaldırma niyetini açıkladı, o gün DGM gizli TKP yöneticilerini tahliye etmişti. Bu tutuklamalar ise Tayyip Erdoğan’ın TMK’yı yürürlükte tutacağını, dolayısı ile demokratik bir anayasa yapmayacağını kanıtlamakta.
Hükümet partisi 700 akademisyen, yazar, sanatçı tarafından imzalanan bildiriyi buruşturup çöpe atmıştır. Çünkü artık bu hükümetin demokrat, liberal aydınlara ihtiyacı kalmamıştır. Şimdi “evlerine ateş düşürün, kökünü kazıyın, işini bitirin” diyen Fethullahçı “aydınların” dönemi başlamıştır. Bunlara yaltaklananların arada bir “Kürtlere de bir şeyler versek” vızıltılarını, Başbakan elinin tersiyle sinek kovalar gibi savuşturmaktadır. Star’da, Sabah’ta, Yeni Şafak’ta ve Taraf’ta yazan ve işin acı yanı, ordu karşısında Hükümetin kendilerine hala muhtaç olduğunu sananlar, hükümetle aralarına artık açık ve net bir “mesafe” koymalı, BDP’yle aralarındaki “mesafeyi” daha büyük tutuklamalar ve katliamlar olmadan kapatmalıdırlar.
Artık TBMM’nin Komisyonlarında “yeni ve demokratik anayasa” yazılamayacağı kesin bir şekilde ortaya çıkmıştır. AKP’nin “yeni Anayasası”, DGM’den dönüşen özel yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinde yazılıyor. Toplum, AKP’nin yönettiği devletin “vesayeti” altına alınmıştır.
700 aydının çığlığına, “timsah gözyaşları” döken Karaalioğlu gibilerinin bile “sorunlu” diye itiraz etmesine, Fehmi Koru’nun bile kaygısına aldırmadan BDP’ye saldırarak bu tutuklamaların emrini vermiş olan Başbakan, “demokratik bir anayasa” yapmayacağını açıkça dile getirdiğine göre, “demokratik sivil  bir anayasa” isteyenler onun yapacağı “anayasa” karşısında ne yapmalı?
Apê Musa yaşasaydı ne yapacak idiyse, onu yapmalı!