Yaklaşık 15 yıldır Barış Anneleri İnisiyatifi içinde yer alan Fatma Çiğ, 90'lı yıllarda devletin Kürt halkı üzerinde artarak devam eden şiddet, baskı ve dayatmalarına karşı durarak, tüm zorlukları göze aldı. Devletin kendilerine dayattığı "Ya korucu olacaksınız ya da ülkenizi, toprağınızı terk edeceksiniz" seçeneğinden dolayı, 1994 yılında Şirnex'ın merkeze bağlı Êrê (Kapanlı) köyünden Adana'nın Seyhan ilçesine göç etmek zorunda kaldı.
Devletin 90'lı yıllarda 4 bin köyü yakarak, binlerce insanı katlettiğini ve buna rağmen durmadığını söyleyen Çiğ, "İçleri rahat etmedi; metropollere saldırarak, topraklarını terk etmek zorunda bıraktıkları halka da saldırdılar" dedi. Adana'ya göç etmeden önce Kürt halkı üzerinde süren baskı ve işkencelerden paylarını aldıklarını söyleyen Çiğ, sürekli askerler tarafından evlerinin basılarak, gereksiz bahaneler ile işkenceye uğradıklarını söyledi. Bir keresinde evlerine gelen askerlerin kendilerine PKK'lilerin yerlerini bildiklerini ve söylemeleri için işkence yaptıklarını anlatan Çiğ, bilmediklerini söyledikleri için evlerinin ve ekinlerinin ateşe verildiğini söyledi.

Üç çocuğu özgürlük yolunu seçti

Adana'ya yerleştikten sonra da toplum ve devlet tarafından sürekli ötelendiklerini aktaran Çiğ, asker ve polisin hemen her gün evlerine baskın yaparak, ortalığı birbirine kattığını ve kendilerini gözaltına alarak, işkenceden geçirdiğini söyledi. Yapılan tüm baskılara rağmen boyun eğmediklerini ifade eden Çiğ, 3 çocuğunun özgürlük aşkı ile beslendiğini ve bu aşkla dağların yolunu tuttuğunu, yanında kalan diğer çocuğuna da onurlu ve mücadeleci bir hayat sürdüğü için suçsuz yere 22 yıl ceza verildiğini söyledi. Çocuklarından Abdullah Çiğ'in (Welat) 1998 yılında Gabar'da çıkan çatışmada yaşamını yitirdiğini, onun ardından kızı Heybet Çiğ'in (Diyana Amara) 1999 yılında katılım yaptığını belirten Çiğ, oğlu Yusuf Çiğ'in (Welat Rojava) de MKM çalışmalarında yer aldığını söyledi. Rojava devriminden sonra Mihemed Şêxo Kültür Merkezi'nde kültürel çalışmalarda bulunmak üzere Rojava'ya giden oğlu Yusuf'un, çeteler tarafından düzenlenen intihar eyleminde yaşamını yitirdiğini belirtti.

Her şeye rağmen 'barış' diyor

Kendisinin de çeşitli zamanlarda suçsuz yere toplamda 5 yıl cezaevinde tutsak edildiğini ifade eden Çiğ, "Tek suçumuz Kürt olduğumuzu söylemek ve dilimizi konuşmaktı" dedi. Kendisinin yıllardan beri Barış Annesi olarak, tüm halkların kardeşliğini savunduğunu belirten Çiğ, her şeye rağmen barışı haykıracağını ve devletin kirli oyunlarını gün yüzüne çıkarmak için mücadele etmeye devam edeceğini söyledi. Kimsenin ölmesini ve annelerin evlatlarından ayrı kalmasını istemediğine dikkat çeken Çiğ, "Artık ne gerilla ne de asker ölümleri istiyorum" diyerek, herkesin çözüm sürecine destek olması gerektiğini söyledi.

İmza kampanyası yürütüyor

Yaklaşık bir buçuk yıldır Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü için başlatılan imza kampanyalarına katıldığını ifade eden Çiğ, 2013 yılında başlatılan süreç sonrası çatışmaların durduğuna dikkat çekerek, "Önderliğin özgürlüğü halkların özgürlüğüdür, Kobanê'nin özgürlüğüdür" dedi.

DİHA/ADANA