DBP Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın ifade ettiği “toplumsal uzlaşı, demokratik siyaset, demokratik müzakere ve onurlu barış” başlıklarının Türkiye’nin siyasi, toplumsal ve ekonomik krizden çıkışını sağlayacak başlıklar olduğunu belirtti. Bêrîtan ELYAKUT/JİNNEWS Kandıra F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan  Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Sebahat Tuncel, açlık grevlerini, gelinen aşamayı ve Öcalan’ın sunduğu 7 maddeye ilişkin Jinnews’e değerlendirmelerde bulunarak, ülkede derinleşerek süren kaosa karşı önerilerini aktardı. Açlık grevi eylemi, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın mesajı ardından sonlandı. Bu çağrıyı ve Abdullah Öcalan’ın sunduğu 7 maddeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sayın Öcalan’ın çağrısı ile sonuçlandırılan açlık grevleri belirttiğim gibi bir son değil, yeni bir başlangıçtır. Demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesi, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü bir düzen kurulana kadar sürdürülecektir. Burada acil olan Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümü ile Ortadoğu halklarının barışının sağlanmasıdır. İnsanların yaşamını yitirdiği, doğanın talan edildiği, insanca yaşam koşullarının ortadan kaldırıldığı, temel insan hak ve özgürlüklerinin kullanılmasının olanaklarının ortadan kaldırıldığı, şiddet, taciz, tecavüz, zorunlu göç, yoksulluk, açlık vb. sorunların güncel yaşamın bir parçası haline geldiği bir ortamda acil olan görev barış koşullarının oluşmasıdır. Sayın Öcalan kamuoyuna sesini, duyurabildiği ilk anda demokratik, özgür ve onurlu bir barışın önemine dikkat çekmiş ve 7 maddelik deklarasyonunda da hem Ortadoğu halklarının barışı hem sorunların diyalog ve müzakere ile çözümü hem de yerel demokrasinin önemine dikkat çekmiştir. Mesajlar krizden çıkaracak 2013 yılında Amed’de milyonların katılımı ile gerçekleşen Amed Newrozu’nda okunan deklarasyona dikkat çekerek, sorunların savaş, çatışma ile değil diyalog ve müzakere ile çözülmesinin gerekliliği ve önemini dünya kamuoyu ile paylaşmış oldu. Sayın Öcalan avukatları ile yaptığı görüşmede ifade ettiği, ‘toplumsal uzlaşı, demokratik siyaset, demokratik müzakere ve onurlu barış’ başlıkları Türkiye’nin siyasal-toplumsal, ekonomik krizden çıkışı için gündeme alınarak tartışılması gereken temel başlıklar olacaktır. Son dönemlerde neredeyse bütün partilerin dile getirdiği kutuplaşma, bunun ortaya çıkardığı toplumsal sorunların çözümünü de bu başlıklar etrafında tartışılacaktır. Tecridin kırılması Ortadoğu’nun geleceğini etkileyecek Kürt sorunun çözümü Ortadoğu halklarının geleceğini belirleyecek bir konumdadır. Kürt halkının kendi kaderini, birlikte yaşadığı halkların kaderi ile birleştiren, ortak bir gelecek için mücadele etmesi Rojava deneyiminde olduğu gibi tüm insanlığa kazandırmıştır. Sayın Öcalan’ın kamuoyu ile paylaştığı ilk metinde Türkiye’de ve Ortadoğu’da yaşanan tarihsel sorunlara değinerek, savaş, kriz ve kaosun derinleştiğini, yaşanan sorunların ‘akli, politik ve kültürel’ yaklaşımlarla çözülebileceğini değerlendirmiş Rojava ve Suriye’ye de yaşanan savaşın, sorunların müzakere ile çözülmesinin önemli olduğuna ve anayasal çözümün önemini vurgulaması oldukça anlamlıdır. Önümüzdeki süreç Ortadoğu halklarının sorunlarının ‘demokratik özerk yönetimler, demokratik cumhuriyet ve demokratik Ortadoğu konfederasyonu’ perspektifiyle çözülebileceği bunun tüm halklara ve insanlığa kazandıracağı bugünden görülmektedir. Bu açıdan baktığımızda İmralı tecrit sisteminin kırılması sadece Türkiye açısından değil tüm Ortadoğu’nun geleceğine etki bulacaktır. Tutukluluk süresince yaşanan siyasi atmosferi nasıl görüyor ve değerlendiriyorsunuz? Türkiye’nin içine girdiği ekonomik siyasi krizin temel nedeninin Kürt sorununa yaklaşım olduğunu defalarca dile getirdik. Bugün yargılama konusu yapılan birçok davanın özünde Kürt sorunun demokratik ve barışçıl çözümüne ilişkin görüş, öneri ve iktidarın güvenlikçi politikalarına karşı yaptığımız eleştiriler oluşturmaktadır. Kürt sorunun çözümsüzlüğü, savaş politikası sadece Kürtleri değil Türkiye’de yaşayan halkları ve hatta tüm Ortadoğu halklarını etkilemektedir. Türkiye’de yaşanan son 4 yıllık süreç bile bu gerçeği çok çarpıcı bir şekilde göstermektedir. Kürt halkının iradesine, kazanımlarına yönelik saldırılar. Türkiye’de hak ve özgürlüklerin gasp edilmesi, toplumsal muhalefetin baskı altına alınması, demokrasi ve özgürlüklerin ortadan kaldırılmasına neden oldu. Aynı zamanda ülkenin kaynakları toplumun eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarının karşılanması yerine savaşa ayrılması, savaşın yükünün yoksul emekçilere yüklenmesi yaşanan ekonomik hayatı daha da yaşanmaz hale getirmiş durumdadır. Yaşanan ekonomik krizin temel nedeni AKP-MHP faşist iktidarının yürüttüğü, tekçi, milliyetçi, cinsiyetçi ve militarist politikalardır. Bundan çıkışın tek yolu da demokratik, özgürlükçü, toplumsal uzlaşı ve barışı esas alan, halkların eşit birliğine dayalı özgürlükçü bir sistemin inşa edilmesidir. Kaldı ki toplumda bu talep çok güçlüdür. 16 Nisan ‘başkanlık’ referandumundan bugüne yapılan tüm seçimlerde en son 31 Mart Yerel Seçimleri ve tekrarlanan İstanbul seçiminde halkların ‘tek adam’ rejimine karşı olduğu ve bu gidişata dur denilmesi gerekliliğini çok net ortaya koymaktadır. Önemli olan halkların ortaya koyduğu bu iradeye doğru öncülük etmek ve halkın yeni yaşam umudunu gerçek kılmak için sorumluluk üstlenmektir. Bu konuda HDK ve HDP’ye çok büyük sorumluluk düşmektedir. Kadınlar olarak da bu süreçte kendimizi örgütleme, kadınların, özgürlük mücadelesi ile halkların özgürlük mücadelesini, ekolojik bir yaşam mücadelesini birleştirmek ve sürece öncülük etme sorumluluğu ile karşı karşıyayız. Yaşanan siyasal-ekonomik kriz ve kaos en çok biz kadınların hayatını etkiledi. Kadına yönelik şiddetin artması, kadın katliamları, taciz, tecavüz vakalarının çoğalması, çocuklara yönelik istismar, çocuk ölümleri, hayvanlara yönelik şiddet hiçbiri birbirinden bağımsız değil. Mevcut erkek egemen -kapitalist sistem, bizi nefessiz bırakıyor, ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışıyor. Kamusal alanı, sokakları bizlere kapatıyor, açlıkla terbiye etmeye çalışıyor. Farklı halklardan kadınları karşı karşıya getirmeye çalışıyor, mülteci olarak yaşamak zorunda bırakılan kadınları her türlü erkek- devlet şiddetine, istismarına açık hale getiriyor, kadın dayanışmasının olanaklarını ortadan kaldırmak için her türlü hileye başvuruyorlar. Kadın örgütlülüğü büyümeli Peki tüm bunları yaşamak mecburiyetinde miyiz? Tabii ki hayır. O zaman nefes alacağımız, ağız dolusu kahkaha atacağımız, sokaklarında özgür dolaşacağımız bir ülke için kadın örgütlülüğünü güçlendirme, kadın dayanışmasını büyütme, savaşa karşı barışı, ırkçılığa karşı halkların eşitliğini ve kardeşliğini geliştirmek tekçiliğe, tek adam diktasına karşı demokrasiyi inşa etmenin zamanıdır. Mevcut siyasi atmosferin demokratikleşmesi noktasında öneri ve mesajınız ne olur? Türkiye’de yaşanan siyasi-ekonomik krizden çıkış yolunun Kürt sorunu başta olmak üzere tüm toplumsal sorunlara çözüm geliştirebilmek için demokratik, özgürlükçü, evrensel insan hak ve özgürlüklerini güvenceye alan bir anayasal sürecin başlatılması ve bunun için tüm demokrasi güçlerinin yan yana gelmesi gerekir. Kadınlar da bu çerçevede kadın dayanışmasını ve kadın örgütlülüğünü geliştirerek sürecin kadın eksenli gelişmesini sağlayabilir. Demokratik siyaset alanının öncelikle kadın örgütlenmesini önümüzdeki sürece hazır hale getirmesi gerekir. Bunun için siyasetin toplumsallaşması, halkın sorunlarına çözüm geliştirmek ve toplumsal sorunların çözümünü geliştirmek gerekir. Demokratik, eşit, özgür bir yaşam ve onurlu bir barış ancak mücadele ve direnişle gelişebilir. Bu nedenle şimdi her zamankinden daha çok çalışmak, örgütlenmek ve eylemsellik geliştirmek gerekir.