
Evet, Erdoğan Kürt toplumunu ezmek, Kürt Siyasi Hareketini kişiliksizleştirmek, gerillaya umutsuz ve çaresizlik düşüncesini empoze ettirmek, Kandil'e 'ne yaparsan yap seni muhatap almam' mesajını vermek, Kürt kadınlarından, genç ve çocuklarından aman dilemek istiyor. Daha da anlaşılır bir dille ifade etmek gerekirse Erdoğan, Kürt Siyasi Hareketi'ne boyun eğdirtmek, onun örgütlü iradesini teslim almak, ya da BDP Eşbaşkanları Selahattin Demirtaş ile Gültan Kışanak'ın ifade ettiği gibi 'Tayyip Bey Kürtlere diz çöktürmek istiyor.'
"KCK operasyonu" denilen sürek avının esas nedeni budur. Yüzlerce BDP yöneticisinin acımasızca tutuklanıp cezaevine gönderilmesinin sebebi de budur. Hergün onlarca kadın, erkek, çocuk, sanatçı, siyasetçi, ekonomist, akademisyen, belediye başkanı evlerinden, işyerlerinden, büro ve çalışma alanlarından alınıp sorgu evlerine gönderiliyor. Gündüz veya gecenin herhangi bir vaktinde iş veya evlerinin kapıları kırılıp enselerinden tutularak, el ve gözleri bağlanıp cezaevlerine gönderilen yüzlerce Kürde diz çöktürülmek isteniliyor.
Kürtler için artık 'dokunulamaz' konumda olan Sayın Abdullah Öcalan'la aylardır avukat görüşmesi yapılmamasının nedeni de budur. Yani amaç Kürtleri rencide etmek, onlar için 'dokunulamaz' olana dokunularak itibarlarını düşürmektir.
BDP'nin parlamentoya gitme eylemine son verip, Meclis'teki oturumlara katıldığı günden hemen bir gün sonra Kürt kurumlarına ve siyasetçilerine dönük yapılan kapsamlı tutuklamalar ise başlı başına bir teslim alma, diz çöktürme, boyun eğdirme ve ezerek esir alma hareketi olduğu artık tartışılmayacak kadar açıktır.
Türk Başbakanı veya Padişah'ı Erdoğan, Kürt Özgürlük Hareketi'ni 'kriminalize etmek, kitle gücünü kırmak ve halkla arasını açmak amacıyla korkunç denilebilecek yeni bir yola başvurmuştur: Sivilleri, kadın ve çocukları öldürerek Kürt Hareketi'nin üzerine atmak. Evet, medyanın karşısına çıkıp Kürt analarına 'hadi, daha ne duruyorsunuz? İsyan edin, destek vermeyin' diye hitap eden Erdoğan, bir yıl önce zehirlenerek yaşamlarını yitiren beş kadın gerilanın işkenceyle öldürdüğünü söyleyebilecek kadar ileri gitmiştir.
Kürtler karşı tamamen yalan ve hileyle savaşı sürdüren, ne kadar kirli ve hukuk dışı ilişki ve yöntem varsa hepsini devreye sokan Erdoğan, 'O'nları hala tanımadığı da çok daha iyi anlaşılıyor.
Erdoğan eğer Kürtleri tanımış olsaydı, onların eski Kürtler olmadığını, dolayısıyla yalan ve hileyle, kan ve zulümle, vahşet ve imha politikalarıyla onları teslim alamayacağını da çok iyi anlamış olacaktı.
Evet, Erdoğan yıllardır savaştığı, çok kötü ve tehlikeli oyunlarla yok etmeye çalıştığı Kürtleri zerre kadar tanımıyor. İşte bu nedenle Erdoğan kaybedecektir. Tıpkı Demirel gibi, tıpkı Tansu Çiller, Mesut Yılmaz, Necmettin Erbakan, Bülent Ecevit ve diğerleri gibi...
Erdoğan, Kürtleri hala basit ve sıradan görüyor; direnme güçlerini yitirdiklerini, özgürlük bilinçlerinin artık yok olup gittiğini, belleklerinin silindiğini ve hala açlıkla terbiye edebileceğini düşünüyor...
Üstelik Kürt hareketini de yanlış değerlendiren yeni Türk Padişah'ı Erdoğan, Kürt politikacılarını küçümsüyor, tehdit ve tutuklumakla teslim alabileceğini sanıyor, karada ve havada yapacağı bir iki operasyonla Kandil'i düşürebileceğini, gerillanın artık dağdan bıktığını ve dolayısiyla eski pişmanlık yasaları temcil pilavı gibi ikide bir ısıtıp sofraya koymakla soruna çözüm bulabileceğini hesaplıyor...
Bir başbakan, Türkiye'yi yöneten bir 'lider', Ortadoğu'ya oynayan bir 'önder' bu kadar basit ve sıradan düşünemez, ama ne yazık ki Erdoğan hem düşünüyor, hem de düşündüklerine inanıyor.
Ve işte bu nednele Erdoğan büyük kayb edecek, büyük yenilecek, büyük bir bozgunu yaşayacak, yaşamı boyunca unutamayacağı bir şamarı yiyecektir. Kürtler işkenceye, cezaevine, zulüm ve vahşete yabancı değiller. 12 Eylül'de tüm bunları bir anda yaşadılar. Dolayısıyla kölelikten başka kaybedecek bir şeyleri yoktur, ama yeni Türk padişah'ı Erdoğan birçok şeyi kaybedecektir…
fuat kav@hotmail.com