
Türkiye’de İnsan Haklarını Destekleme Komitesi’nin ev sahipliğinde gerçekleşen panelin moderatörlüğünü Sol Parti Milletvekili Jacob Johnson, açılış konuşmasını da Sosyal Demokrat İşçi Partisi Dış Politika Sözcüsü Urban Ahlin yaptı. Ahlin son aylarda Türkiye’de muhaliflere yönelik tutuklamaların kaygı verici boyutlara ulaştığını, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik saldırılarda artış görüldüğünü belirtti. Thomas Hammarberg, Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiseri sıfatıyla bu yıl içinde dört kez Türkiye’yi ziyaret ettiğini; İstanbul, Ankara, İzmir ve Amed’de devlet ve sivil toplum temsilcileri, cezaevlerindeki bazı gazetecilerle görüştükten sonra Türkiye’de ifade ve basın özgürlüğünü konu alan raporu hazırlayarak kamuoyuna açıkladıklarını söyledi. Son dönemde Türkiye’de iç açıcı olmayan gelişmelerin yaşandığına dikkat çeken Hammerberg, sadece düşüncelerini açıkladıkları için 70 gazetecinin cezaevinde tutulduklarını ve bu gazetecilere kriminal muamelesi yapıldığını belirtti.
Uzun tutukluluk cezaları
Türkiye’deki en büyük sorunlardan birinin insanların aleyhlerinde ciddi kanıtlar olmamasına rağmen tutuklanmaları ve uzun süre duruşmaya çıkarılmadan cezaevinde tutulmaları olduğunu söyleyen Hammarberg, bu uygulamanın uluslararası hukuk kuralları ve temel insan hak ve özgürlükleri ile çeliştiğine işaret etti. Son yapılan seçimlerde milletvekili seçilmelerine rağmen 8 politikacının hala cezaevinde tutulmalarının büyük bir sorun teşkil ettiğini belirten Hammarberg, sözlerini şöyle sürdürdü: “PKK’nin şehir yapılanması KCK üyesi oldukları suçlamaları ile toplu tutuklamalara gidiliyor. Aralarında belediye başkanlarının da bulunduğu pek çok politikacı yıllardır cezaevlerinde tutuluyor. Diyarbakır’da yaptığımız araştırmalar ve savcılarla yaptığımız görüşmeler bu politikacılara yöneltilen suçlamaların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu gösteriyor.”
Johansso: Eylem zamanı
Avrupa Konseyi Basın Özgürlüğü Raportörü Mats Johansson da Türkiye’de görüştükleri politikacıların gerekli reformları yapma sözü verdikleri halde pratikte adım atmamalarının kendilerini karamsarlığa düşürdüğünü söyledi. Politikacıların özellikle de AKP’nin “seçimleri atlatalım ondan sonra gerekli düzenmeleri yaparız” dedikleri halde seçimlerden sonra ifade ve basın özgürlüğü alanında ilerleme olmamasını eleştirdi. Johansson, Türkiye’den gelen sinyallerin iyileştirimelerin olacağı yönünde politik bir isteğin olmadığını gösterdiğine dikkat çekti ve olumsuz gidişata karşı protesto etmenin ve gösteriler yapmanın zamanının geldiğini söyledi.
Schoulin: Kaygı duyuyoruz
Eugene Schoulin ise Uluslararası PEN Klubü olarak Türkiye’de son yıllarda yaşanan olumsuz gelişmelerden derin kaygı duyduklarını söyledi. AKP’ye muhalefet eden aydın, yazar ve gazetecilerin mesnetsiz iddialarla KCK üyesi olarak suçlanarak tutuklamalarının kabul edilemeyeceğini, tutulananlar arasında uzun yıllardan beri tanıdıkları, KCK ile uzaktan yakından bir ilişkisi olmadıklarından emin oldukları insan hakları savunucularının bulunduğunu ifade etti. Diyarbakır’da KCK davasından tutuklu bulunan politikacıların ana dilleri olan Kürtçede savunma yapma haklarının engellendiğine de dikkat çeken Schoulin, bir çok gazeteci ve yazarın sadece AKP iktidarını eleştirdikleri için tutuklandıklarını söyledi.
Ahlinder: Tutuklamalar kabul edilemez
İsveç Yayıncılar Derneği Başkanı Kristina Ahlinder ise gazeteci, yazar ve yayıncıların düşünceleriden dolayı tutuklamanın korkunç ve kabul edilemez olduğunu söyledikten sonra İsveç Yayıncıları olarak Türkiye’deki meslekdaşlarını desteklediklerini ve serbest bırakılmaları için girişimlerini artıracaklarını ifade etti.
Paneli 15’i milletvekili olmak üzere 40 civarında kişi izledi. Katılımcılara soruların yöneltildiği bölümde söz alan Sol Parti Uluslararası İlişkiler Komitesi Üyesi Yekbun Alp, Danimarka’nın Roj TV’yi kapatma girişimini gündeme getirdi. Roj TV’nin Kürt halkının sesi ve gözü olduğunu vurgulayan Alp, Batılı ülkelerin Roj TV’nin kapatılma girişimlerine karşı sessiz kalmalarını eleştirdi.
MURAT KUSEYRI - STOCKHOLM
BHRC’den Erdoğan’a mektup
Türk Başbakanı Recep T. Erdoğan’a mektup yazan İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Komitesi (BHRC), ‘KCK operasyonu’nda 33 avukatın tutuklanmasının „Türkiye’nin taraf olduğu tüm insan hakları sözleşmelerinin ağır bir şekilde ihlali“ olduğunu kaydetti.
İngiltere ve Galler Barosu İnsan Hakları Komitesi (BHRC) adına Yönetim Kurulu üyesi Prof. Bill Bowring’in kaleme aldığı mektupta 33 avukatın tutuklanması karşısında “derin endişe” duydukları belirtiliyor. Mektupta şöyle denildi: “Bu tutuklamalar, Diyarbakır’daki toplu davada yargılanan 152 kişiyi savunan çok sayıda avukatı cezalandırılmak için Türk savcıları ve mahkemelerinin son adımıdır. Bu davada, Diyarbakır Mahkemesi, sanıkların kendi anadilleri, Kürtçe dilinde konuşmalarına izin verilmeyeceğini hükmettikten sonra, avukatlar müvekkillerini savunmanın daha fazla mümkün olmadığını belirterek ilkeli bir tavır aldılar. Tüm savunma avukatları, Savcılar ve bizzat Mahkeme tarafından, derhal Türkçe dilinde müvekkillerini savunmaya devam etmezlerse, haklarında kovuşturma açılacağı yönünde tehdit edildiler. Belirtmek isteriz ki, bu tarz tutuklamalar ve tehditler, Türkiye’nin taraf olduğu tüm insan hakları sözleşmelerinin ağır bir şekilde ihlalidir. Ayrıca, Eylül 1990 yılında Havana’da Birleşmiş Milletler Kongresi tarafından kabul edilen Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler’in Türkiye tarafından gözardı edildiği görülmektedir. Bu esaslara göre, hükümetler avukatların, sindirme, engellenme, taciz veya yanlış müdahalelerle karşılaşmaksızın profesyonel görevlerini yerine getirebilmelerini sağlamakla yükümlüdür. Hükümetler ayrıca avukatların, avukat olarak görevlerini yerine getirirken baskı ya da baskı tehditlere veya herhangi bir yaptırıma maruz kalmayacağını garanti etmek zorundadır. Türk Hükümeti bu ilkelerine aykırı davranıyor görünür.“ Mektupta tutuklanan tüm avukatların derhal serbest bırakılması istendi. BHRC, avukatların duruşmalarını yakından izleyeceklerini de bildirdi.
Gül ile bakanlara da gönderildi
Mektubun birer nüshası da Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Türkiye Brüksel Büyükelçisi Selim Kuneralp, Türkiye Cenevre Büyükelçisi Oğuz Demiralp, Türkiye Londra Başkonsolosu Ahmet Demirok ve İngiltere’nin Türkiye Büyükelçisi David Reddaway’a gönderildi.
SUNA KÖSE - LONDRA