Geçen haftaki makalede Almanya’nın Kürtlere karşı savaş açtığını yazmıştım. 10 Kürt siyasetçiyi Almanya’da tutuklamanın başkanı bir anlamı yok. Açıktan bir savaş ilanı bu. Zira 1999’dan beri Alman cezaevlerinde hiç bu kadar çok Kürt siyasi tutsak bulunmamıştı. Bu hafta, konuyu daha da aydınlatacağı kanısıyla geçtiğimiz süreçte Almanya ile Türkiye arasında sağlanan yeni bir anlaşmaya dikkat çekmek istiyorum.
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Davutoğlu’nun daveti üzerine 8 Şubat’ta Ankara’ya gitmişti. İkili arasında yapılan 3 saatlik görüşmeden sonra düzenlenen ortak basın açıklamasında öne çıkan iki konu, Suriye krizi ve mülteci sorunu oldu. Ancak görüşmede konuşulan bir diğer önemli konu vardı ki, kamuoyuna pek yansıtılmadı.
Ancak Merkel’in hem Davutoğlu, hem de ardından basına kapalı bir şekilde Erdoğan ile görüştüğü Türkiye ziyaretinden tam bir hafta sonra bu kez Berlin önemli bir Türk-Alman zirvesine ev sahipliği yaptı. 15-16 Şubat tarihlerinde Alman ve Türk İçişleri Bakanlıklarından üst düzeyli yetkililerin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantıya Alman hükümetini temsilen Güvenlik, Göç ve Entegrasyondan Sorumlu İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Dr. Emily Haber (babası Almanya’nın eski Türkiye Büyükelçisi Dirk Oncken) katıldı. Türkiye’den ise aynı zamanda eski Ağrı Valisi olan İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Mehmet Tekinarslan toplantıda yer aldı. Merkel’in Ankara ziyaretinden hemen sonra gerçekleştirilen bu toplantıda mültecileri Avrupa’dan uzak tutmanın yol ve yöntemleri yanısıra ele alınan temel bir gündem ‘terörle mücadele’ oldu. Toplantıdan sonra açıklama yapan Alman Müsteşar Haber, “Bakanlıklarımız arasında ortak ve yoğun bir paylaşım zeminini kurmayı başardığımız için mutluyum” diye konuştu.
İçişleri bakanlığı düzeyinde Türkiye ile Almanya arasındaki işbirliğin güçlendirilmesi konusu aslında Merkel’in Ankara ziyaretinden önce kararlaştırılmıştı. Ortak çalışma başlatma kararı, Türk İçişleri Bakanı Efkan Ala’nın 22 Ocak’ta Berlin’de Alman meslektaşı Thomas de Maiziere ile yaptığı görüşmede alınmıştı.
Berlin toplantısında taslak düzeyinde hazırlanan belgeler, her iki hükümet tarafından onaylandıktan sonra 24 Şubat’ta Almanya’nın Ankara’daki büyükelçiliğinde imzalandı. İmzalar, Almanya adına Büyükelçi Martin Erdmann, Türkiye adına ise Mehmet Tekinarslan tarafından atıldı. Göç, sınır güvenliği ve terörle mücadele konulu belgenin içeriği açıklanmadıysa da, Almanya’nın Türkiye Büyükelçisi Erdmann iki devlet arasındaki beyanname ile “yeni bir dönem” başlatılmak istendiğini ifade etti. Sözü edilen “yeni dönem” muhtemelen iki devletin güvenlik güçleri arasında daha sık bir işbirliği anlamına geliyor. Zira beyannamenin ilk somut uygulaması olarak Federal Polis’ten bir grup uzman Ankara’ya gitti.
Şimdi göç ve sınır güvenliği tamam da, ortak beyannamenin üçüncü sacayağını oluşturan ‘terörle mücadele’den kasıt nedir? Bu sorunun cevabını da Alman Büyükelçi verdi: “Elbette ki terörle mücadele ajandaki en önemli unsurlardan biridir. DAİŞ’e karşı olsun PKK’ye karşı olsun, ikisi de gündemin en başında yer alıyor.”
DAİŞ’le mücadele konusunda Türkiye ile Almanya arasında bir işbirliği olamayacağına göre, zira AKP Hükümeti DAİŞ’i besler bir konumdadır, anlaşmanın esas hedefi Kürt Özgürlük Hareketi’dir. Ki ortak beyanname üzerindeki çalışmaların kamuoyuna duyurulduğu 16 Şubat’ta Kürt siyasetçi Muhlis Kaya Almanya’nın Düsseldorf kentinde gözaltına alınıp tutuklandı.
Almanya ile Türkiye’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı ortak çalışmayı derinleştirme kararına karşı bu kirli işbirliğin deşifre ve teşhir edilmesi önemlidir. Almanya kamuoyu tarafından DAİŞ-PKK eşitlemenin kabul göreceğini hiç sanmıyorum, zira Kobanê direnişi sürecinde de gördük ki toplum DAİŞ ile savaşan esas gücün Kürt Özgürlük Hareketi olduğunu gayet iyi biliyor.
Devletlerin beyannamesine karşı verilecek en iyi yanıt, halkların ortak beyannamesi olacaktır. İnsanlık tarihinde mahkum edilmiş bir faşist dikta deneyimine sahip Almanya’nın, Türkiye’de AKP öncülüğünde kurulmaya çalışılan faşist dikta rejimi ile işbirliği yapması toplum vicdanı tarafından kabul edilemez. O nedenle bugün Almanya’nın AKP’ye desteği ve Kürtlere karşı ilan ettiği savaşa karşı yapılması gereken, Almanya’da da geniş kesimleri kapsayacak bir antifaşist karşı hamlenin başlatılmasıdır. Faşizme karşı ‘bir daha asla’ demek bunu gerektirir.
Son bir not: Kürt siyasetçiler yanı sıra TKP/ML davasından 10, DHKP-C davasından da 2 siyasetçi şu anda Alman cezaevlerinde tutsak. Yani Almanya 22 Kürt-Türkiyeli devrimci mevcut durumda esir. Bu bir savaş durumu değil de nedir?