- Prof. İzzettin Önder, önce sorunun nedeni ve siyasi çözümü üzerine düşünülmesi gerektiğini ama bu denenmeden doğrudan askeri seçeneğin tercih edildiğini söyledi.
- Askeri seçeneğin insani olmadığı gibi çözüm de getirmediğini kaydeden Prof. Önder, "30-40 senedir savaş var. Bu savaşın maliyetini burjuvazi ödemiyor, yoksul halk ödüyor” dedi.
Ekonomik krizin aşılması için üçüncü bir yola ihtiyaç olduğunu söyleyen Prof. Dr. İzzettin Önder, “Eğer iktidar seçime giderken yine bir savaş politikasına gidiyorsa bu yanlıştır. İnsan hayatı üzerinden seçim propagandası yapılamaz” dedi.
Ekonomik kriz toplumun her kesimini derinden etkilemeyi sürdürüyor. Zam, işsizlik, yüksek enflasyonu dinlemeyen iktidar, sürdürdüğü savaş politikasıyla yoksulluğu arttırıyor. Bütçenin ilk 5 ayda yüzde 60 sapma yaşaması ve yüzde 86’sına tekabül eden ek bütçe de iktidarın yönetememe halini anlatıyor. MA'dan Esra Solin Dal'a konuşan iktisatçı Prof. Dr. İzzettin Önder, ek bütçenin genel uygulama olarak yıl sonunda yapıldığını hatırlatarak, teamüllerin aksine çok erken getirilmesinin nedenlerini şöyle izah etti:
Erken seçimin ek bütçesidir
"Hükümet daima harcamaları ve maaşları düşük tutabilmek için katsayıyı daha düşük tutar. Özellikle fiyatların artış döneminde AKP bunu politik sebeplerle yapmıştır. Yani kafasında erken seçim projesi vardır. 2022 başından muhalefetin ya da halka erken seçim yapılacak imajı vermemek için bütçeyi şimdi getirdi. Bu kadar büyük bir bütçe olmasının nedeni sadece fiyat artışı değil, bu bir erken seçimin ek bütçesidir.”
Yük, yine dar gelirlinin sırtına
İktidarın erken seçim uğruna hazineyi boşaltacağını kaydeden Önder, “Bir maddenin fiyatı arttıkça vergisi de artıyor. Dolayısıyla kat sayısı da artar. Bu daha önce dolaylı vergilerde olurdu, bu vergiler daha çok düşük ve orta gelirli insanların üzerine yıkılan vergilerdir. Planlı bir projenin sonuçlarıdır. AKP seçimi kazanmak için bunu yapıyor fakat seçimi yapmak için yine yükü maalesef dar gelirli grupların sırtına atmaktadır. Bizim büyük vergilerimiz Katma Değer Vergisi (KDV) ve Özel Tüketim Vergisi’nden (ÖTV) gelir. Benzin ve alkollü içecekler vb. bunlar halka böyle yansır” şeklinde konuştu.
Gelir dağılımını yeniden bozma
Ek bütçeyle birlikte gizli bir vergi artışı da olacağını ifade eden Önder, bu paranın dar gelirli ve emekli maaşıyla geçinen milyonlarca yurttaşın sırtına yük olarak bineceğini kaydetti. Önder, şunları söyledi: “Vergiler nominal değerler üzerinden alındığı için ve nominal değerlerle enflasyon yükseldiği için vergi oranında hiçbir değişiklik yapmadan, yeni vergi de getirmeden vergi dolaylı miktarı artar. Dolaylı vergide bunu orta ve dar gelirli gruplar, sabit gelirliler ve emekçiler öder. Dolayısıyla onların yükleri artmış olacaktır. Yani gelir dağılımı yeniden bozma süreci meydana gelecek. Oysa vergilerin burjuva sisteminde dahi bir fonksiyonu, gelir dağılımını biraz daha düzeltmektir ama ek bütçe bunu tam tersi yönünde bir sonuca doğru götürecektir.”
Türkiye bataklığa sürüklendi
Prof. Önder, Türkiye'yi ekonomik krize sürükleyen süreci de şöyle özetledi: “2000'de finansal destek projesi olarak Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) devreye konuldu. Bunun içinde eşbaşkanlık görevi Türkiye’ye verildi. Bu projenin sonuçlarıyla birlikte Türkiye'ye biraz para, kaynak ve ürün girdi, çünkü Uluslararası Para Fonu (IMF) Türkiye’ye güvence verdi. Dolayısıyla faizlerde ayarlamalar yaparak Türkiye'yi bir mal bolluğuna kavuşturdu. Türkiye siyasetçileri, akli şekilde bunu kullanmadı. Emperyalist güçler, Türkiye’yi nasıl kullanırım mantığıyla yaklaştı. İşte bu Büyük Ortadoğu Projesi'nin de Türkiye’ye verdiği bir rüşvetti. Türkiye bu rüşveti alırken ‘terörle mücadele’ adı altında Irak ve Suriye’ye bataklığına sürüklenmiş oldu.”
Burjuvazi maliyetini ödemiyor
Türkiye’nin Ortadoğu bataklığına girmemesi gerektiğini belirten Prof. Önder, önce bu sorunun nedeni ve siyasi çözümü üzerine düşünülmesi gerektiğini ama bu denenmeden doğrudan askeri seçeneğin tercih edildiğini söyledi. Önder, "Askeri müdahale insani de gelmiyor. Siyasi çözüm de değildir. Türkiye, 30-40 senedir savaşıyor. Bu savaşın bir maliyeti, yükü var. Bu maliyeti burjuvazi ödemiyor, Türkiye toplumu ve yoksul halk ödüyor” dedi.
Kriz sadece ekonomik değil
Türk iktidarının Kuzey-Doğu Suriye'ye savaşı yayma olasılığına işaret eden Prof. Önder, şöyle devam etti: "Bugün Türkiye’ye kayıtlı 3 milyon mülteci var, daha onların eğitimi, beslenmesi hiçbir plana programa bağlanmadan yeni bir savaş girişimi doğru değil. Avrupa’ya karşı mültecileri kalkan olarak kullanma, şantaj yapmak, sınırları açmakla tehdit etmek bu ülkenin insanı olarak yakıştırmıyorum. Suriye'de yeniden savaşa gitmek yerine Avrupa’yla müşterek ne yapacağız diye konuşulmalı. Bugün Türkiye'ye getirilenler belki mesut bir şekilde yaşıyor olabilir ama bu insanlar yurdundan, vatanından ayrılıyor. Orada onun ekini, toprağı, ailesi var. Aile, akraba parçalanmaları oluyor. Nasıl bir çiçek bir toprakta büyür, başka bir toprakta büyüyemez ise bu da böyle. O gelen insanlar, bu ülkede yüz yıl kalsalar da burada hep yabancı olarak kalacaklar. Bu bir travmadır.”
Askeri bakış krizi derinleştiriyor
Siyasetin güven vermemesi, yanlış faiz ve döviz politikalarının kriz olarak yansıdığını ifade eden Önder, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sadece bir askeri sorun olarak görülmesi maalesef krizi derinleştiriyor. Örneğin, kredi risk primi (CDS), Türkiye’de şu an 800’lere geldi ama normalde 100’ün altında olması lazım. Bunun nedeni Türkiye siyasetinin hem ekonomiye yönelik güven vermeyen politikalar hem de bu çatışmalara yönelik verdiği kararlardır. Avrupa veya dünya sermaye grupları Türkiye'ye ‘ben bu parayı versem geri alabilir miyim, bunun riski ne kadar?’ diye bakıyor. Eğer bir ülke savaşa doğru gidiyorsa, ekonomik sıkıntılar varsa ve borçları yüksekse kimse borç vermek istemez veya çok yüksek faizle verir. İktidarın yanlış politikaları ve gereksiz çatışmalar yüzünden hem insanlar ölüyor, hem ekonomi tahrip oluyor. Eğer iktidar seçime giderken yine bir savaş politikasına gidiyorsa bu yanlıştır. İnsan hayatı üzerinden seçim propagandası yapılamaz.”
Risk arttıkça faiz oranı da artar
“Riski arttıkça, faiz oran ve miktarı artar” diyen Önder, şunları söyledi: “Mantık şöyledir ki, eğer vergi toplarsanız, harcamalardan arta kalan kısmıyla faizi kapatmaya, hatta anaparayı da yok etmeye harcarsınız. Fakat Türkiye bir yandan vergi toplayamıyor, cari açığı büyük. Bu sene sonunda dışarıdan yaklaşık 220 milyar dolar para bulması lazım. Çünkü yaklaşık 40-45 milyar dolar cari açık verecek. Şu an 180 milyar dolar borcu var. 12 ay içinde, yani bu ayın sonuna kadar bulması lazım. Bir de risk var, hükümetlerin Türkiye’ye güvenmeme meselesi var. Bunun için önce tedbir almaya çalışacak fakat çaresiz kalınca despotik tedbirlere başvurabilir.”
Sadece tarlalar değil,
beyin gücü de gidiyor
Türkiye’nin yavaş yavaş maddi sermayesini kaybettiğini hatırlatan Önder, şunların altın ıçizdi: “Türkiye’de sanayi teknolojisinin olduğu ürünleri yapan gençler artık beslenme sorunu yaşamaya başladı. Yetersiz beslenme beyin hücrelerini yok olmasına neden oluyor. Böyle giderse ileride insanlar sadece iki ayaklı yürüyebilen, uyuyabilen, yorulan, acıkan organizmalara dönüşecek. Bir siyasetçi konuşurken yorumlayamayan bir beyin oluşturuyorlar. 10 sene sonra eğer nüfusumuz 90 milyon olacaksa belki de beyin nüfusumuz ancak 10 milyon olacak. Geri kalanlar emre hazır, itaatkar, asker olacak. Bu da Türkiye’nin çok acı bir hikayesi. Bizim sadece tarlalarımız gitmiyor, beyin gücümüz de gidiyor.”
Önder, ekonomik krizin aşılması için üçüncü bir yola ihtiyaç olduğuna vurgu yaparak, Marksist sol bir yönetime işaret etti. ANKARA