Seçim başarısı adı altında propaganda edilenler, yeni sisteme geçildi demeler, cumhuriyet şahlandırılacak ajiteleri ortalığı yakıp yıksın. Olup bitenin ne olduğunu onlar da bizlerde iyi biliyoruz. Yapılan ne rejim değişikliği ne sistem değişikliği ne de şaha kalkmadır. Olup bitenler devlet adı altında örgütlenmiş farklı eğilimlerdeki grupların yer değiştirmesidir. Erdoğan ve adamları diğer klikleri tasfiye ederek devleti ele geçirdi. Devletten on sekiz binden fazla insanın iki cümlelik yazı ile işinden atılması bundandır.
Türk devlet geleneğinde böylesi değişimler için uydurulmuş seremonilerin pek önemi yoktur. Değişimi sağlayan gerçek şey darbe mekaniğidir. 24 Haziran seçimi de darbelerin üstünü örtmekten ibareti. Devleti ele geçirme mücadelesinde bir yere kadar yol almış birileri için seçimde yüzde yüz oy almakla yüzde bir oy almak arasında pek bir fark yoktur. Onlar yüzde birle de iktidar olma yolunu bulurlar.
Peki Türk devleti kimin eline geçmiş oldu? Bunu anlamak için koltuklara oturanlara bakmak gerekir. Yine yönetenlerin yasallık oyunundan başarıyla çıkmalarına kimlerin destek olduğuna bakmak gerekir. Seçim Bahçeli’nin önerisiydi. Cumhur ittifakını kurup bu ittifakın mecliste de sürmesini isteyen odur. Peki Bahçeli ve MHP kimdir? MHP, Türkiye NATO’ya girdikten sonra kontrgerilla örgütlemesi için siyasi parti görüntüsü verilmiş Özel Harp Dairesi’nin bir kurumudur. Bunlar iddia değil belgelerle ispatlanmış gerçeklerdir.
Türk Özel Harp Dairesi 1990’dan sonra bağlı olduğu NATO ile giderek bir ayrışma içine girmiştir. Bunun iki nedenden kaynaklandığına dair görüşler vardır. Birincisi SSCB’nin dağılması, ikincisi Kürt halkına karşı sürdürdüğü kirli savaştır.
Türk Özel Harp Dairesi’ne NATO tarafından verilen temel görev komünizme karşı mücadeledir. SSCB’nin dağılmasıyla bu görev önemini yitirmiştir. SSCB’nin dağılması demek eskisi kadar serbest ve rahat hareket etme imkanlarını kaybetmesi, gelen askeri ve lojistik desteğin azalması demektir. Bünyesinde bir sürü kurum ve çete grubu barındıran böyle bir yapının NATO desteğini yitirmesi onu farklı arayışlara sevk etmiştir. Dünyanın yeni koşulları içinde NATO ile ayrışması yer yer karşı tavır alması biçiminde de yansımıştır. Efendileri bu yaklaşımını eleştirip uyarınca da Kürt halkına karşı savaşı gerekçe etmiştir. Türk Özel Harp Dairesi ya da derin devleti Kürtlere karşı kirli savaşı neden göstererek özerk bir yapı olmayı ilgili güçlere kabullendirmiştir. Ve giderek devletin önemli kurumlarını ele geçirmiştir. Bu özerk yapının en tanınan temsilcisi Mehmet Ağar’dır. İçişleri bakanı olan adam da bu yapının bir militanıdır. Tansu Çiler bu yapının devşirip kullandığı biridir.
Muhtemelen 15 Temmuz askeri darbesi girişimi özerkleşen derin yapı ile uluslararası sistem ile uyumlu çalışmaktan yana kesimlerin bir çatışmasıdır. Darbe sürecinde yeni devlet yönetiminin savunma bakanı yapılan Hulusi Akar’ın rolü hep tartışıldı. Yeni görevi darbe içindeki konumunu ve tarafını biraz daha netleştirmiş görünüyor. Bu onun kendisini özerk ve her istediğini yapma hakkına sahip gören özerkleşmiş Türk Özel Harp Dairesinin bir üyesi olabileceğini göstermektedir. Bu özerk yapıya Ergenekon diyenler de vardır. İsmi o kadar önemli değildir. Önemli olan işlevi ve amaçlarıdır.
Yeni bakanlar üzerinden yapılacak bir okuma için Süleyman Soylu, Hulusi Akar önemli ipuçları vermektedir. Bakan yapılan işadamları ve iş kadınları AKP döneminde palazlananlardır. Netice itibarıyla ortaya çıkan sonuç tam olarak şöyledir; hep bahsi edilen Türk derin devlet birimleri yasal ve açık devlet olmuştur. Bu devletin AKP’yi siyasi yüzü olarak seçmiş olmasının birinci nedeni Erdoğan'ın da bu devletin yetiştirmesi olması ikincisi toplumsal destek devşirmiş olmasıdır. Erdoğan'ın saray bahçesindeki konuşmasında ‘AKP olarak başarımızın sırrı sosyal politikalarımızdır’ demesini derin devletin kendilerini neden seçmiş olduğuna bir gönderme olarak da yorumlamak mümkündür.
Türk derin devletinin özerkliğini PKK'ye karşı savaşıyorum tezine dayandırdığını biliyoruz. Kürt halkının AB ve ABD tarafından inkar edilmesi, halk olarak haklarının tanınması yerine Türk özel harp devletini desteklenmeleri ki bu halen sürmektedir, Türk derin devletinin yasal devlet olmasına en büyük destek olmuştur. Son destek seçim arifesinde ABD'nin bu yapıya Minbic üzerinden destek vermesi şeklinde yaşanmıştır.
Dünün gizli şimdilerin açık ve yasal devleti özerkliğini kabullendirdiği NATO ve üyelerine ama özellikle de ABD, Almanya ve İngiltere’ye kendini resmi devlet olarak kabullendirmeyi dayatacaktır. Derin devlet iken PKK ile savaş gerekçesiyle özerk olmayı elde etmişti. Bu özerkliği dışarıya ben yasal bir devletim biçiminde kabullendirmek için ne tür tavizler vereceğini ve hangi gerekçelere dayandıracağını izlemek gerekecektir.
Öyle görünüyor ki Kürt halkına karşı savaşı ve 15 Temmuz darbe girişimi türündeki tehditleri ileri sürerek yaptıklarına dayanak bulmayı sürdürecektir. Daha ilk gününde Çavuşoğlu ‘iç ve dış politika birbirinden ayrılamaz’ diyerek bu görüşümüzü haklı çıkarmıştır. Demek ki içerde Kürtleri ve yurtsever demokratik Türkiyelileri teslim alma saldırılarını yoğunlaştırılacaklar. CHP eliyle Türkiyeli yurtsever ve demokratların Kürt halkıyla demokrasi mücadelesinde birleşmesini engellemeye çalışacaklar. Bunun karşılığında Kılıçdaroğlu-Tezcan ikilisinin temsil ettikleri her neyse CHP başında kalması sağlanacaktır.
Derin devletin bu biçimde yasal kılıfa bürünerek açığa çıkmış olması zayıflığının bir sonucudur ve olumludur. Son kozlarını da saha sürmüş görünüyorlar. Artık hiç bir şeyi gizli yapamazlar. Olup bittenler karşısında haberimiz yoktu diyemezler. Bu işlerini zora sokacaktır. Yeter ki demokrasi güçleri çok bilinçli, örgütlü ve gündemlerine hakim olmayı başarabilsin. Çünkü bu hiç bir zaman olmadığı kadar önemli ve gereklidir.