Türk devletinin oluşumu ve gelişimi, hangi tarihi koşullarda şekillendiği, Osmanlı’nın dağılma sürecindeki durumu, birinci dünya savaşı sonrası siyasi konjonktür vb. Birçok etkeni değerlendirmek ve bir sonuca ulaşmak mümkündür. Yıkılan büyük bir imparatorluk ve yerine kurulan derme çatma bir ulus devleti. Bu ulus devleti şekillendiren ittihatçı zihniyet, bir ulus bilinci yaratmanın ve uygulamanın  en aşağılık yolunu tercih etmişlerdir. Türk uluslaşmasına giden yolun taşları kan ve katliamla döşenmiştir. Etnik ve dinsel farklılıkların ortadan kaldırılması temelinde yol almıştır. Türk İslam sentezi, laisizm, Avrupa modernitesi derken saplandığı düşünce karmaşası içinde  çağın vebası faşist devlet karakterini kazanmış oldu.

Türk elit sınıfının dört elle sarıldığı Türk milliyetçiliği o dönemin Türkmen boylarına da yabancıdır. Avrupa modernitesi ve ulus devletlerinin hegemonyasının kabulü oranında gelişen Türk ulus devleti günümüzde kendisine de yabancılaşmıştır. Mustafa Kemal’de ifadesini bulan 1920 çıkışı, Osmanlı’dan geriye kalan döküntünün cilalanmış halidir. ‘Ulus önderi’ dedikleri Mustafa Kemal’in kendisi de Dolmabahçe sarayında muhasara altına alınarak etkisizleştirildiği bir Türk devleti inşa edildi. Yani Türklüğe de faydası olmayan bir Türk devletiyle karşı karşıyayız.

Kuruluşunda başıbozuk olan bu devletin ipleri, Batı ulus devletler hegamonyasının elinde olduğu unutulmamalıdır. Türk devleti kurulur kurulmaz 1924 Şex Sait’den 1938 Seyit Rıza’ya kadar irili ufaklı bir çok katliam gerçekleştirildi. Türklük üzerinden, ırka dayandırılarak yaratmak istedikleri ulus devlet, soykırıma yönelmesi kaçınılmaz olmuştur. Talat, Enver ve Cemal paşaların serüvenci, maceracı, intiharvari girişimleri, kendilerinin hayatı pahasına aşağılık bir rol oynamışlardır. Ermeniler, Kürtler başta olmak üzere diğer bir çok etnik ve dinsel azınlık ya tasfiye edilecek yada asimile edilerek eritilecekti.

Türk ulus devlet inşasını ve onun kodlarını çözmeden, Türkiye’nin sorunlarını çözmek mümkün değildir. İttihatçı gelenek günümüzde de devam etmektedir. Hem de daha karikatür türünden. Mustafa Kemal ve sonrası siyasi figürlerden günümüzde ki Diktatör Erdoğan’a kadar, bunlar batıya endeksli ulus devletin gölgeden ibaret yöneticilerdir. Gladyo türü örgütlenmiştir. Adına derin devlet, seferberlik tetkik kurulu, JİTEM ya da, her ne denilirse densin, Türklükle alakası olmayan karanlık ve kirli yapılardır.

Her ne hikmetse, bütün düzen partilerinin Kürt düşmanlığında ortaklaşmaları, imha ve soykırım politikalarında ısrarlı olmaları anlaşılır bir durumdur. Kürt düşmanlığındaki ittifak politikaları Türk toplumuna kaybettirmeye devam etmektedir. ‘Söz konusu vatansa gerisi teferruattır’ söylemi içi boş bir sözcük olmaktan öteye gitmemektedir. Hangi vatan? Kimin için vatan? Soruları günümüzdeki devlet stratejisiyle yeniden yorumlamaya muhtaçtır. Türkiye halklarını temsil etmeyen bir devletin varlığı sorgulanmalıdır. Sözde ‘kuruluş’ ilkesi dedikleri ilkeden eser kalmadı. Azınlıkların asimile, katliam ve soykırımla tasfiyesiyle amaçlanan ulus devlet inşası, başarılı olamadığı gibi halklar için tehlike saçar hale gelmiştir.

Türkleştirelim derken faşist Erdoğan iktidarı ile birlikte devletin muhtevası değişmiştir. Rabia işareti ve tekçi devletin buluşturulması neticesinde suni İslamcı, selefi, cihatçı bir karakter kazanmış oldu. Mülteci Araplardan, cihatçı terör guruplarından ordular kurarak vatan savunması adı altında işgal girişimlerinde bulunması ne kadar ‘yerli ve milli’ olduğunu izah etmeye yeterlidir. Erdoğan diktatörlüğü ile değişikliğe uğrayan yönetim biçimi, Türk tipi başkanlık sistemi denilen ucube yürütme erki, bütün yetkileri kendisinde merkezileştirerek inşa edilen tek adam rejimi ve kurulan parti devleti, Türk ulus devletinde gelinen sonuçtur. Tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak retoriğinden tek adam diktatörlüğüne gelindi.

Sistemi eleştiren, Türk aydınlar, akademisyenler, gazeteciler, yazarlar, siyasetçiler, sanatçılar ya tutukludur ya da yurt dışında mültecidir. Türk Ulus devleti, halklarına düşmanlaştı, vatan da kendileri için vatan olmaktan çıktı. Kısacası ‘Türkiye Türklerindir’ olmaktan çıkmıştır. Türkiye; Faşist, gerici, milliyetçi, dinci selefi, cihatçı terör odakların, cemaatlerin, tarikatların Türkiyesi olmuştur. Kadına, çocuğa, kısacası insana, hayvana, doğaya, demokrasiye düşman bir devlet inşa edilmiştir. Türk devletinin DNA’sı budur ve Erdoğan böyle bir devletin ürünüdür. Bu devlet aşılmadan yeni Erdoğanlar türeyecektir.