
Kürt Yüksek Konseyi adına Fransa'da diplomasi faaliyetlerini sürdüren Xalid İsa, Türkiye'nin Kürtlerin, Rojava'da herhangi bir statü sahibi olmaması için her türlü girişimi sürdürdüğünü belirtiyor. Uzun süreden beri Fransa'da sürgün hayatı yaşayan İsa, Türk devletinin Arapları Kürtlere karşı kışkırttığını belirtiyor.
Suriye'de Kürtlerin çoğunluğunu temsil eden PYD sürekli hedef haline getiriliyor. Bu sadece Türkiye açısından gelişmiyor. Aynı zamanda Avrupa'da da böyle bir yaklaşım var. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Herşeyden önce şunu söylemek gerekiyor. PYD de, diğer Kürt partileri de mevcut Suriye sınırları dışında bir ülke kurma gibi bir amaç taşımıyor. Sürekli PKK ve Peşmerge ile ilişkilendirme yapılıyor. Bu söylemle Araplar kışkırtılarak Kürtlerin şu an aldığı pozisyon yok edilmek isteniyor. Orada ne PKK ne de Peşmerge var. Suriye Kürtleri, kendi özgüçleriyle kurumsallaşmış durumdalar. Bu söylemler orada bulunan diğer halkları Kürtlere karşı kullanmak isteme, Kürtlerin kendi bölgeleri üzerinde Türkiye ve diğer güçlerin emelleriyle ilintili bir durum. PYD, demokratik bir Suriye çabasını her alanda sürdürmeye devam eden bir parti. Suriye'de bulunan diğer halklarla aynı platformlarda yer alan PYD yürütmüş olduğu çalışmalarda etnik kökene dayalı bir çalışma yürütmeyen bir partidir. Bugün toplum içerisinde oluşturduğu meclislerde bölgede yaşayan halklar da ifadesini buluyor. Bağımsız bir Kürdistan fikrine sahip değildir. Kürdistan Kürtlerin coğrafyasıdır. PYD ve diğer Kürt partilerinin çabası şiddetsiz, halkın zarar görmeden bu süreci atlatmasıdır. Bu sadece Kürtler için düşünülen bir durum değil Suriye toprakları üzerindeki tüm halklar için geçerli görülen bir durumdur. Tamamen yerelde kamusal kimliğinin tanınması, baskıların halklar üzerinden kalkması, halkların haklarının verilmesi, merkezi demokratik Suriye çatısı altında tüm halkların yerelde kendi inisiyatifiyle ortak bir yaşam alanı oluşturma çabası, PYD'nin yaşam çizgisidir. PYD, demokrasi yönünde bir politik bir çözümün parçası olarak işlevini yerine getirmeye çalışıyor. Türkiye Başbakanı Erdoğan bugün kalkıp "PYD eşittir PKK" diyor. Bu tamamen Kürtlerin yaşadığı Suriye coğrafyası üzerindeki Türkiye'nin emelleriyle ilgili bir durumdur. Müslüman Kardeşler'i silahlandıran Türkiye şimdi bu açıklamalarla Kürtleri sıkıştırmaya çalışıyor. Arapları ve orada faliyet yürüten bazı grupları Kürtlerin üzerine salarak Kürtleri oradan sürmek istiyorlar. Tampon bölge kurma hayalleri var. Bu sadece Türkiye'nin politikası da değil. Diğer Avrupalı güçlerde benzer bir beklenti içerisindeler. Bu saldırganlığın yaşandığı döneme bakalım; Kürtler şiddet ortamı yaratmadan tamamen kendini ve kendisinin yaşadığı bölgedeki diğer hakları da korumak amacıyla özsavunma güçlerini oluşturduğunda ya da tamamen baskıcı rejimin bütün kurumlarının iflas etmeye başladığı süreçte Kürtler meclisler, yerel inisiyatifler, sağlık, hukuk alanında kendi özgüçleriyle birimlerini oluşturduğu noktada Türkiye büyük bir rahatsızlık duyuyor. Oysa Suriye rejiminden rahatsızlık nedenleri olarak neyi ortaya koyuyorlardı: "Suriye baskıcı rejimi altında halklar eziliyor."
Peki kimliği olmayan, dili inkar edilen, bulunduğu coğrafyada yüzyıllardır baskı altında olan Kürtler kendi güvenliklerini geliştirdiğinde neden rahatsız olunuyor?
Niyetleri işte tam da bu noktada çok açık bir dille ortaya çıkıyor. PYD'yi hedefe çakmalarının en büyük sebebi PYD, Suriye Kürt toplumu içerisinde en büyük parti. Sadece Kürtler açısından değil aynı coğrafya üzerinde bulunan diğer halklar tarafından dikkate alınan bir partidir. Bu Türkiye'nin planları için tehlike sayılıyor. Kürtleri hem sınıra asker yığarak psikolojik bir savaş yürütüyorlar hem de bu tür açıklamalarla Arapları Kürtlere karşı kışkırtıyorlar. Örneğin Qamışlo ve birçok kentte Kürtler kendi güvenliklerini alırken şiddete başvurmamıştır. Tamamen özsavunma temellidir. Kürt partileri bölge halkının en az zarara uğraması için elinden gelen tüm çabayı yürütüyor. Bunu yaparken kendi bölgelerine diktikleri parti bayrakları dünya basınına "Özerklik ya da bağımsızlık" olarak gösteriliyor. Bugün Kürtlerin inisiyatifinde olan yerlerde Kürtlerin sembolleri asılıdır. Bu iki şeyi ifade eder, birincisi Kürtlerin kendi yaşadığı coğrafyada özsavunmasını yapacağıdır. İkincisi baskıcı rejim ve orduyla hiçbir bağının olmadığının resmidir. Yarın demokratik bir Suriye oluştuğunda Kürtler o ülkenin bayrağı yanında yine kendi yerel inisiyatifini ifade eden bayrağını da taşıyacaktır. Ama bu çarpıtılarak "Esad PKK'ye inisiyatifi verdi gibi" söylemlerle süreç saptırılmaya çalışılıyor. Ne çabuk unuttular; daha düne kadar Esad'a "kardeşim" diyenler kendileri değil miydi?
Türkiye'nin Suriye üzerinde geçmişten beri beklentileri vardı...
Türkiye 1926'ya kadar Halep'i istiyordu. Bu sadece Halep'le de sınırlı olmayan bir beklentiydi. Irak sınırına kadar bir planları mevcuttu. Daha sonra bölgeye Fransızlar yerleşince Türkiye bölgede Kürtlerin kimlik sahibi olmamaları için elinden geleni yapmıştır. 66'lı yıllarda Kürt dilinin yasaklanması için büyük çaba harcamışlardır. 1952 yılında Suriye Dışişleri Bakanı Menderes'le bir görüşme yapıyor. Karşılıklı belli problemler dile getiriliyor. O görüşmede Menderes, "Biz Halep'i istiyoruz" cümlesini ifade ediyor. Bunlar gelgelerde var. Diğer bir su problemiyle ilgili görüşmede "siz bizden Fırat'ın suyunu paylaşmamızı istiyorsunuz, biz ise sizle Cezire'nin petrolünü paylaşmak istiyoruz." diyorlar. Bu niyet halen devam etmektedir. Bu sadece Cezire, Halep meselesi de değil bu talep Musul'a kadar dayanıyor.
Kürtlerin yaşadığı coğrafyadaki petrolden mi bahsediyorsunuz?
Suriye petrolünün büyük bir kısmı Kürtlerin yaşadığı coğrafyada. Diğer taraftan buğday, arpa ve diğer tahıl ürünlerinin yüzde 50'si, zeytinin yüzde 30'u Kürtlerin yaşadığı coğrafyada elde ediliyor. Bu büyük bir zenginlik. Biz, bunu demokratik Suriye çatısı altında tüm bölge halkıyla paylaşma fikrine sahipken onlar bunun denetimini ellerinde tutmak istiyorlar. Yoksa dertleri baskıcı Esad rejiminin kalkması değil elbet. Bölge petrolünü, doğalgazını Körfez'den Türkiye'ye oradan da Avrupa'ya aktarmayı planlıyorlar. Burada Rusya gazına bağımlılıklarını ortadan kaldırma hedefindeler. Bu bugünün planı değil. Yıllar öncesinden bu konuda müzakereler yaptılar. Suriye'ye askeri bir müdahale yerine bölgedeki tıpkı Müslüman Kardeşleri silahlandırılması örneğinde olduğu gibi bir kaos yaratıp iktidarı düşürerek bölge üzerinde imtiyaz sahibi olmayı düşünüyorlar. Bunun için Türkiye onlar için büyük rol oynadı. Türkiye, Irak, İran, Lübnan ve diğer ülkeler bizim için komşu ülkelerdir. Bizim onlarla bir problemimiz yok. Bizim yüzyıllardır dili, kimliği inkar edilmiş bir halk olarak taleplerimiz var. Bu da kendi yaşadığımız Suriye coğrafyası içerisinde talep ediyoruz. Kendi ülkemizdeyiz ama biz yok sayılıyoruz. Oysa Avrupa,Türkiye ya da ABD bizim coğrafyamız üzerinde başka hesaplar peşindeler. Bunu yaparken Filistin için bağımsız bir devlet diyen Türkiye Gazze'de kaç halkın birarada yaşadığını bilmiyor mu? Davutoğlu Kürtlerin inisiyatif sağladığı bölgeler için diyor ki "hepsi Kürt değil. O şehirlerde araplar ve başka halklar da var. Kürtler buralarda hak iddia edemez." Peki onlara sormak lazım Gazze'de sadece Filistinliler yok. Aynı açıklamaları neden orası için yapmıyorsunuz! Neden Kürtler sözkonusu olduğunda bu kadar şiddetli açıklamalar yapma ihtiyacı duyuyorsunuz?
Peki yaşadığınız ülke olan Fransa'nın bu konudaki tutumunu nasıl değerlendiriyor sunuz?
Türkiye'nin siyasetinden farklı bir tablo yok. Onlar için de PYD PKK'ye yakın bir oluşum. Tampon bölge beklentileri, insan koridoru, güvenlikli bölge gibi tamamen Kürdistan coğrafyası üzerinde tasarlanıyor. Suriye'de bulunan Kürt partilerinin tamamı birlikte hareket ediyor. Kendi güvenliklerini aldı. Kendi organizasyonları var. Şiddetten uzak durmaya çalışıyor. Sosyal bir barışı inşaa etmeye çalışıyorlar. Burada oluşan özsavunma güçleri halk üzerinde baskı oluşturan bir unsur değil halkın kendisidir. Halkın güvenliği için bir çaba içerisinde. Ama bu hem Fransa hem Avrupalı devletler için çok sempatik bir durum değil. Medya aracılığıyla bölgedeki sürekli şiddet tablosu yansıtılıyor. Oysa bölgede Kürtler özgüçleri, örgütlülükleriyle kendilerini savunmayı başardı. Şiddetten uzak duruyorlar. Halk kendini koruyor. Bu samimi yönüyle ifade edilmiyor. Kürtlerin bu yaptıkları sürekli gerici Esad rejimiyle ilişkilendirilmek isteniyor. Oysa diğer muhalefet gibi gözüken unsurlardan daha fazla eyleme geçen, yürüyüşler düzenleyen, bölgede rol oynayan Kürtler... Ama bunu basına yansıtmıyorlar. Kürtler kendileriyle birlikte yaşayan diğer halkların hakları içinde mücadele veriyor. Oluşturduğu meclislerde tüm halklar ifadesini buluyor, taleplerini dile getiriyor. PYD'yi hedefe koyanlar şunu unutuyor: PYD, etnik bir temele dayanmıyor. İsim düzeyinde bile bu yok. Çalışmalarında hem diğer halklara hem de kadına çok büyük bir rol ve değer veriyor. Kürtler, kadın hakları konusunda o coğrafyada bir devrim yaratıyorlar. Bunlar görülmüyor. Bizim modelimiz ayrılıkçılık değil Demokratik Özerklik'tir. Bunu anlamaları gerekiyor. Aşiretleri ve Arapları kışkırtarak Kürtlerin demokrasi mücadelesi bitirilemez. Türk istihbarat servisleri, bizim yeni yönetimimizi zorlaştırmak için Arap aşiretleri kışkırtıyor. Diğer taraftan Ankara Türkiye'de barınan temel muhalif oluşum Suriye Ulusal Konseyi (SUK) üzerinde baskı oluşturuyor. Ama tüm bunlara rağmen Kürtler, stratejik olarak bağımsız bir devletten değil, kendi öz inisiyatiflerini koruyarak demokratik Suriye için çabasını sürdürecektir.
SELMA AKKAYA / PARİS