
DAİŞ saldırganlığının perde arkasında Rojava’da ‘tampon bölge’ veya ‘insansız bölge’ kurma hedefi olan bütün güçler var.
Rojava’nın Kobanê kantonuna yönelik DAİŞ saldırganlığı ve Kobanêlilerin eşsiz direnişi 14. gününde devam ediyor. Eşsiz bir direniş çünkü burada yaşanan savaş, asimetrik bir savaş. Modern çağın silahlarıyla, insan onurunun, cesaretinin ve iradesinin karşı karşıya geldiği bir savaş Kobanê savaşı.
Bu savaş elbette ki sadece silahlarla ve silahlı güçlerle yürümüyor. Silahlardan çok özel savaş yöntemleri ve algı operasyonları ile sonuç alınmak isteniyor. Bu algı operasyonunda yer alan güçlere bakarak, aslında DAİŞ saldırganlığının neden Kobanê’ye bu denli yöneldiğini ve nasıl bir proje doğrultusunda Kobanê’ye saldırtıldığını anlamak mümkün.
Algı operasyonu
Bu algı operasyonunun hedef kitlesi daha çok siviller oluyor. Öyle ki DAİŞ, bu yöntemi her saldırıdan önce denedi ve birçok yerde de sonuç aldı.
Strateji şuydu: Korkutarak kaçırtmak ve sonra teslim almak!
DAİŞ, bu yöntemi Kobanê’de de denedi. Şehrin teslim olmasını, aksi durumda katliam yapacakları tehdidinde bulundu. Ancak bu sefer iş başında olan sadece DAİŞ de değildi. Türk devleti, KDP, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği ve Türk Kızılayı da eş zamanlı harekete geçti. Ana akım Türk medyasının yanısıra güney Kürdistan’dan yayın yapan ve yayın politikası MİT tarafından belirlendiği ayan beyan olan Rudaw gibi kanallar da devreye girdi.
Planın ne olduğunu anlamak için konuya ilişkin yapılan önemli açıklamalara bir bakalım:
Saldırıyı TC mi yönetiyor?
Başbakan Ahmet Davutoğlu: ‘IŞİD’in saldırdığı Suriye’deki Kobanê bölgesinden Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 138 bine ulaştı. Buna rağmen kapılarımızı kapatmayacağız.’(22 Eylül)
Başbakan yardımcısı Numan Kurtulmuş: ‘Suriye’den Türkiye’ye yaklaşık 130 bin civarında kişi geldi. Yoğun, yüz binlerle ifade edilecek bir göç dalgası muhtemeldir. Bu muhtemel dalgaya karşı hazırlıklı olduğumuzu ifade etmek isterim.
Türk Kızılayı Genel Başkanı Ahmet Lütfi Akar: 400 bin kişiye yetecek yemek stokumuz var.(23 Eylül)
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Sözcüsü Melissa Fleming: Şimdiye kadar tamamına yakını Kürt olmak üzere 138 bin dolayında insan Türkiye’ye giriş yaptı. Bu sayı hızlı bir şekilde artabilir ve 400 bini bulabilir.(23 Eylül)
BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Temsilcisi Carol Batchelor: Bu kadar çok sayıda sığınmacı her zaman ev sahibi ülkenin koşullarını zorlar. Türkiye’ye acil yardım yapılması gerekiyor.
Bütün açıklamalarda Türkiye’ye geçecek Kobanêlilierin sayısının 400 bine ulaşabileceği vurgusu dikkat çekici. Bu rakkam Kobanê kantonunun nüfusu oluyor. Yani DAİŞ, ‘Kobanê’yi boşaltın’ derken, Türk devleti, Türk Kızılayı ve UNHCR çoktan plandan haberdar oldukları için hazırlıklara başlamışlar aslında.
Göçe teşvik ediyorlar
Bir diğer önemli husus ise şu: Hem Kobanê hükümeti yetkilileri hem de sınırda bulunan DBP’li yetkililer, sınırı geçen Kobanêlilerin sayısının 15 bin civarında olduğunu söylerken; Türk medyası ve Rudaw tv ise bu sayıyı 200 bine kadar çıkarmış durumda. Böylece DAİŞ’in korku yayarak insanları kaçırtma planına bu güçler de kendi cephelerinden ortak olmuş oluyorlar. Kaçışa teşvik ederek aslında DAİŞ’e hizmet ediyorlar.
BM kime hizmet ediyor?
Şengal’de binlerce Êzîdî Kürdü yerlerinden yurtlarından göçertilirken yine siyasi mülteci kampı statüsünde olan ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne bağlı Maxmur kampında binlerce sivil DAİŞ saldırılarından kaynaklı göç ettiği zaman, BM hiçbir açıklama yapmamıştı.
Maxmur kampı sakinlerine yaklaşımı, ‘acaba BM de mi bu işin içinde? Kuşkularına yol açmıştı. O zaman oluşan yaygın kanaat, Maxmur kampını dağıtmak için bu saldırıların yapıldığı ve BM’nin de işin içinde olduğu şeklindeydi ki BM’nin Maxmurlu mültecilere karşı kayıtsız kalması bu kanaati güçlendirmişti. Maxmurlulara böylece iki ihtimal bırakılıyordu: ya Türkiye’ye geri dönüş, ki Türk devleti dönüşlere izin vereceğini açıklamıştı. Ya da güney Kürdistan’a entegrasyon. Bu konuda da KDP’nin çeşitli vaatleri söz konusu oldu o zaman. Ancak sonuçta Maxmurlular, her iki seçeneği de red ederek ve tehlikeleri göze alarak DAİŞ tehdidi altında bulunan kampa geri döndüler.
Kobanê köylerinden göçlerin başladığı gün, BM’nin konuya dair Türk devlet yetkililerine paralel açıklama yapması da ilginç bir anektod. Bu her iki örnek, BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin Kürt mültecilerin yanında olmadığını, aksine Türk devletinin siyasal çıkarlarına göre hareket ettiğini gösteriyor.
İşgal planı
Türk devletinin eş zamanlı olarak gündemine aldığı ve Türk Genel Kurmay Başkanlığının üzerinde çalıştığı söylenen ‘tampon bölge’ planının tartışıldığı ilk gün Bölgesel Kürt Hükümeti Başkanı Mesud Barzani’den de şaşırtıcı bir açıklama geldi. Öyle ki Barzani şu ana kadar Rojava Devrimini kabul etmemekle kalmamış, DAİŞ’i yaptığı onlarca katliamda bir kere olsun kınamamıştır. Durup dururken, ‘Kobanê’yi savunmak bütün Kürtlerin onur görevidir’ demesi Türk devletinin Rojava’yı işgal hamlesi anlamına gelen ‘tampon bölge’ planıyla birlikte ele alınmalıdır.
ABD başta olmak üzere uluslararası güçlerin tutumu da bu planın ne denli geniş bir kesim tarafından desteklendiğini açıkça gösteriyor.
Demokratik Özerklikğe düşmanlık
ABD’de gerçekleşen BM Genel Kurulu’nda DAİŞ için terörist diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bütün görüşmelerinde Rojava’da uçuşa yasak bölge ve tampon bölge ilan edilmesini talep etmesi bu anlamda şaşırtıcı değil. Erdoğan’a göre hava operasyonları sonuç almak için yeterli değil, kara harekatı gerekir sözleri ve ancak bu şartla Türk askerinin koalisyon harekatında yer alacağını vurgulaması; Türk devletinin Rojava’yı işgal etme emellerini gösteriyor.
Böylece şu sonuç açığa çıkıyor: DAİŞ saldırganlığının Kobanê saldırısının amacı, Rojava Özerk Yönetimi’ni dağıtmak ve Türk devleti ile KDP işbirliğinde Rojava’yı işgal etmektir. Ancak bunun için DAİŞ’in ilk aşamayı başarması gerekiyordu. İlk aşama, gerçekleşen görkemli direnişle hala başarılamadı.
Kobanêliler kaçmayı değil direnişi seçtiler. Eğer plan tutsaydı, ikinci aşama olarak Türk devleti ile peşmergeler bölgeye girecek ve bölgenin Özerk Yönetimi böylece dağıtılacaktı. Bu dönemde Peşmerge Bakanlığı sözcülüğünden yapılan, ‘Barzani’den talimat gelmesi durumunda Kobanê’ye geçmeye hazır oldukları’ açıklaması da bu durumu doğruluyor. Öyle ki peşmergenin Türkiye sınırlarını kullanmadan Kobanê’ye ulaşması coğrafi olarak mümkün değil. Birinci aşama istenen sonucu vermediği için yani Kobanê direnişi kırılamadığı, halk şehri terk etmediği için ikinci aşama yani işgal anlamına gelecek olan tampon bölge konusu hala askıda duruyor.
DAİŞ’in yenilgisi AKP yenilgisidir
Türk devleti bütün hesaplarını DAİŞ’in başarısına göre yapıyor. Olası bir işgal girişiminin yasal zeminini oluşturmak için meclise sınır ötesi operasyon izni verecek olan tezkereyi de meclisten geçirme hazırlığında. Erdoğan’ın süreci hızlandırmak için hava harekatının kara harekatıyla desteklenmesi için acele etmesinin nedeni, bu hevesin kursaklarında kalma ihtimali…
Çünkü AKP hükümeti ve Erdoğan şunu çok iyi biliyor: eğer Kobanê, Serêkaniyê ve Tıl Abyad alanlarında YPG ve YPJ’nin başlattığı karşı operasyonlar sonuç alırsa; DAİŞ belki de elindeki Til Abyad, Dera Zor ve hatta Rakka kentlerini kaybedebilir. Böylesi bir durum, Türk devletinin ve Davutoğlu Hükümetinin Rojava hayallerinin sonu anlamına gelir.
CİHAN ÖZGÜR