AKP Hükümeti, Kuzey’deki ‘süreç’ ile Kobanê arasında bir ilişki olmadığını söylerken sizler kesin bir kırmızı çizgi olarak ortaya koyuyorsunuz. Gerçekten ‘süreç’ nereye doğru gidiyor?

Kobanê’deki savaşın kaderinin, sürecin kaderini belirleyeceği çok açıktır. Bizim için Rojava, Bakûr demektir. Rojava Kürtlerine yaklaşım, Bakûr’daki, Rojhilat’taki Kürtlere yaklaşım demektir. Bunun tersi de aynen doğrudur. Bunlar bir bütündür.  Türkiye’nin Kuzey’deki Kürtlere olan yaklaşımı bütün diğer parçalardaki Kürtleri etkiler. Rojava bunun çok temel bir parçasıdır ve şu anda her şeyin kilitlendiği noktadır.
Kobanê’de yaşanan durum Türkiye’nin tasfiye politikasında ısrar ettiğini ortaya koyuyor. DAİŞ, aslında tasfiyeyi sonuca götürme konusunda bir savaş tarzıdır. Hem sorunu çözmeme, hem de mevcut kazanımları ortadan kaldırma ve eski tas eski hamam şeklinde Kürtleri imha ve inkar etme, önümüzdeki yüzyılı da böyle götürme… Hesap bunun üzerine kurulu ve DAİŞ saldırısı da bunun bir parçası. Artık AKP’nin rantçı siyaseti, Kürt sorununu kendi iktidarına malzeme yapan tutumu deşifre oldu.

O zaman son çıkarılan Bakanlar Kurulu kararları ne anlam ifade ediyor?

Pratik adım atıldığında bir değer kazanır.

Bu komisyonlar, vb. kurulsa bile Kobanê’dek tablo böyleyken durum ne olur? Kürt halkının psikolojisi bile orada katliam girişimi, burada komisyon ikilemini kaldırır mı?

Zaten ciddiyetlerinin ölçüsü Rojava politikalarını değiştirmektir. Türk devleti üç yıldır Kürtlere karşı bir savaş yürütüyor. Rojava’daki kazanımlara, Kütlerin büyük fedakarlıklarla yarattığı statüye tahammül edemeyenler, Türkiye’de Kürt sorununu mu çözer? Bu asla inandırıcı değildir. Kantonları ve oradaki statüyü tanırlarsa, Rojava Devrimi’ne saygılı davranırlarsa, DAİŞ’le yaptıkları Kürtlere karşı anlaşmaları bozarlarsa Türkiye’nin tasfiye politikalarından vazgeçtiği, Kürtleri tanıdığı anlamına gelir ki, o zaman AKP Kuzey’de Kürt sorununu çözüyor demektir. Ölçüsü de budur!
Şu anda Kobane büyük bir katliamla yüz yüzedir ve bu katliamın içinde Türkiye vardır. DAİŞ’in böyle bir savaş tekniği ve ustalığı da yoktur; Türkiye doğrudan teknik ve taktik olarak işin içindedir.

Davutoğlu’nun “PYD bizim sözümüzü dinleseydi, Kobanê halkı bu sıkıntıyı çekmezdi”; Erdoğan’ın da “DAİŞ ile PKK aynı şeydir”  yaklaşımlarının kendisi problemli değil mi?

Bu, tasfiye yaklaşımını çok açıkça ortaya koyuyor. Yani şimdi Suriye’de en vahşi güçler ve bir yandan da rejim saldırıyor, katliamlar yapıyor ve bu ülkede yüz yıldır statüsüz, kimliksiz bırakılan, varlığı yok sayılan bir halk var. Kendi ülkesini, toprağını, varlığın, kendi gücüyle kurduğu sistemi korumaya çalışıyor. Buna tahammül edemeyen, bu halkı terörist ilan ederek yok etmeye çalışan ve üstelik bütün dünyayı da bu halka karşı savaşmaya çağıran bir devlet, bir sistem nasıl Kürtlerin haklarını ve özgürlüğünü tanır? Bu tezkere savaş tezkeresidir, Rojava’nın kazanımlarını yok etme, işgal etme tezkeresidir. DAİŞ tezkerenin sadece maskedir, tampon bölge bir işgaldir, başka bir şey değildir.

Türk devleti tam olarak ne istiyor, Rojava’dan ne bekliyor?
İki yıl önce PYD Eşbaşkanı Salih Muslim ile görüştüler. ‘Statü olmaz, bu sistemi kabul etmeyiz; Kürtleri statüsüz kabul ederiz. Kürtler kendini yönetemez; Kürtler ancak kölelik yapar, dünyaya kölelik için gelmişlerdir ve onların kölelikten başka bir hakkı da yoktur. Irak’ta da köle oldukları ölçüde tanırız’ anlayışını sürdürdüler. Salih Müslim’e şart koştular;
* birincisi statüden, yeni bir sistem kurmaktan vazgeçeceksiniz ve bunu deklare edeceksiniz,
* ikincisi, bizim oluşturduğumuz muhalefet içine dahil olacaksınız; rejim tasfiye olup da o muhalefet başa geldiğinde yeni yönetim size ne verirse ona razı olacaksınız!

Yani…

Yani hiçbir şey! Bu kadar basit! Cenevre’ye gitmelerini de biliyorsunuz engellediler; kendi kimlikleriyle sürece katılmalarına engel oldular.

PKK’nin Güney’deki savaş dahil olması da rahatsız edici oldu. Tezkere aslında Güney topraklarını da hedeflemiyor mu?

PKK her yere birden müdahale etti, Şengal’de onbinlerce insanın hayatını korudu, Mexmûr’da Hewlêr’i kurtardı aslında.  Bütün o “eli kanlı terör örgütü” lafları dünya ölçüsünde yerle bir oldu. Bebekleri kimin öldürdüğü ve kimin koruduğu ortaya çıktı. Türkmenler, Asuriler, Êzîdîler, Şebekler, Kakailer; herkes bunu anladı; moral aldı, büyük bir kenetlenme gelişti. Dünyanın gündemine girdi. Bu elbette Türkiye’de rahatsızlığa yol açtı. En son tezkerenin amacıdır bu zaten.
Şu çok dikkat çekicidir. ABD öncülüğündeki koalisyonun amacı şöyleydi. Havadan DAİŞ’e vurmak, karada da DAİŞ’e karşı savaşan güçlere destek sunmak. Bu sonuncusu, Türkiye açısından kilit bir sorundu. DAİŞ’e karşı savaşan güçleri destekleme eğilimi Türkiye’yi harekete geçirdi. Çünkü bölgede DAİŞ’e karşı tek savaşan ve ayakta kalan güç YPG/YPJ ve PKK’dir. Türkiye bu noktada paniğe kapıldı. Açıkça da söylediler. O güne kadar direnip koalisyona katılmayan Türkiye katılma kararı aldı…

İpin ucunun kaçacağından mı korktu?

Kesinlikle! Koalisyona girip bu konsepti PKK’ye karşı mücadele rotasına çevirmeyi planladı. Kesinlikle sebep buydu. PKK de, YPG de teröristtir, söylemiyle bir konsept yaratmak istedi. Politikası da, yol haritası da budur.

Çözüm süreci şu ana kadar tek taraflı bir şekilde yürütüldü. Bugün de Kobanê’yi savunmak neredeyse süreci savunmak gibi oldu. Kürtler yine sırtına ağır bir yük mü almış oluyorlar?

Sürecin kendisi Kobanê’dir zaten. Süreç dediğimiz zaten demokratik ulus projesinin kabul edilmesidir, Kürtlerin kendi kendisini yönetmesidir ve bu hakkın tanınmasıdır, bunun anayasal güvenceye kavuşturulmasıdır. Sonuçta, Rojava statüsünün kabul edilmesi, Kuzey’de Kürt sorununun demokratik bir temelde çözülmesidir, Kürt kimliğinin tanınmasıdır, Kürtlerin haklarının tanınmasıdır. Yani, Kürtler ek bir yük sırtlanmış olmuyorlar. Kürtler demokratik çözüm sorununun çözülmesi için, özgürlük için, eşitlik için tek bir yükün altında mücadele ediyorlar. Rojava kimseye saldırmıyor,  kimsenin toprağını işgal etmiyor, kendi toprağını, haklarını savunuyor. Rojava Kürdistan’dır, Kobanê Kürdistandır.


M.ENDER ÖNDEŞ/BEHDİNAN