Osmanlı’dan günümüze iktidarı elinde bulunduran Türk egemenlerinin sürdürdüğü geleneklerden bir tanesi de yer isimlerinin değiştirilmesi pratiği. Geçtiğimiz hafta, bu geleneğin yeni bir tekerrürüne şahit olduk. OHAL’in yarattığı sorgusuz sualsiz ortamda, Bakanlar Kurulu kararı ile Hakkari’nin ismi Çölemerik, Şırnak’ınki de Nuh olarak değiştirildi ve her ikisi de kent merkezi olmaktan çıkarıldı. Çölemerik, kentin orjinali “Colemêrg” olan Kürtçe isminin Türkçeleştirilmiş hali. Tıpkı Hakkari’nin, Hekarî olan aslının Türkçeleştirilmişi olduğu gibi. Şırnak da benzer şekilde aslı Şernax iken Türkçeleştirilmiş ve zaten çok da eski olmayan bir zaman önce il olmuştu.
Başta Hakkarililer ve Şırnaklılar olmak üzere, Kürtlerin büyük çoğunluğu hem kent isimlerinin hem de merkezlerinin değiştirilmesine karşılar. Oysa düne kadar hangi Kürt’e sorsanız, köylerine, kentlerine eski isimlerinin verilmesi yönünde atılacak adımların “yüzleşme” ve “demokratikleşme” açısından atılacak “samimi adımlar” olarak algılayabilirdi. Zira Kürdistan’daki köy ve kentlerin hepsinin, muhtemelen istisnası yoktur, ismi öyle veya böyle değiştirilmiş, çoğu zaman alay konusu olacak yeni isimleri olmuştu. Bu nedenle, Kürt Siyasi Hareketi’nin taleplerinden bir tanesi de, Kürdistan’daki köy ve kentlere eski isimlerinin orjinaline uygun olarak iade edilmesiydi.
2013 yılında, o zaman başbakan olan Erdoğan’ın bizzat kendisinin açıkladığı “Demokrasi Paketi” kapsamında yerleşim yerlerinin eski isimlerinin verilmesinin önünün açılacağı söylendiğinde, o zamanki müzakere sürecinin de etkisi ile bazı şeylerin gerçekten “değişiyor” olduğuna dair bir algı yaratılmıştı. Hatta bu çerçevede dönemin Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, kendi memleketi olan Batman’da, ismi “Vergili” olarak değiştirilmiş Becirman köyünün eski isminin iade edilmesi törenine katılmıştı. Benzer şekilde Siirt’in Tillo ilçesi de eski ismini geri almıştı. Ama çoğu Kürt’ün esas beklentisi Dersim ve Amed’in isimlerinin iade edilmesiydi. Ama öyle olmadı. Bu konuda bir arpa boyu yol alınmadı ve kısa süre içinde eski köye geri dönen Türk egemenliği, 1913’ten beri sürdürdüğü yerleşim yerlerinin isimlerini, esas muhattaplarına danışmadan, ilgili yerde yaşan insanların varlığın kulak ardı ederek, kendi bildiği ve istediği gibi değiştirdi.
Yapılan bir araştırmalaya göre, 1940-2000 yılları arasında 12 bin 211 köyün ismi değiştirilmiş. Buna göre sadece Amed’de 555, Wan’da 415, Mêrdîn’de 647 ve Erzurum’da 653 köyün isimleri değiştirilmiş. Değiştirilen köy isimlerinin ortak özelliği Türk etnik kimliğinin egemen olmadığı, Ermenice, Rumca, Lazca ve Kürtçe isimler olması.
Tarihsel olarak bakıldığında ise, isim değiştirmelerin denk düştüğü belli başlı dönemler var. Buna göre, değişiklikler dönemi 13 Mayıs 1913’te çıkarılan İskan-ı Muhacirin Nizamnamesi ile başlıyor. Örneğin İttihadçı Enver Paşa’nın 1915 yılına ait bir talimatnamesi şöyle diyor: “savaş zamanının sunduğu olumlu imkandan yararlanılarak, Osmanlı topraklarında Ermenice, Rumca ve Bulgarca dillerin olan il, ilçe, köy, dağ ve nehir adlarının Türkçeye tahvili”. Daha sonra 1920-1926 arası, yani yeni Türk devletinin kuruluş yıllarında, Türkçe bir isme sahip olmayan köy isimlerinin değiştirilmesi son hızıyla devam ediyor.
Sonraki dönem, İkinci Dünya savaşı dönemine, yani 1934-1940 arasına denk gelmektedir. 1938 katliamından sonra Dersim’in de ismi Tunceli olarak bu dönemde değiştiriliyor. Sonraki yıllarda Türkiye ve dünyada büyük siyasi ve toplumsal değişimler yaşansa da, köy ve kent isimlerinin değiştirilmesi ısrarı devam etmiştir. 1957 yılında, Genel Kurmay Başkalığı öncülüğünde, İçişleri, Savunam ve Milli Eğitim Bakanlıkları ile Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi ile Türk Dil Kurumu’ndan oluşan bir komisyon kurulmuş, yerleşim yerlerinin isimlerinin değiştirilmesi çok daha “sağlam” temeller üzerine oturtulmuş. Bu komisyon öncülüğünde onbinlerce yerin ismi değiştirilmiştir. Öyle ki 1980 darbesine sadece 280 yerin ismi bırakılmıştır.
Tüm bu dönemlerde, isimleri değiştirilen yerlerin hiçbirinde söz konusu yerlerin esas sahiplerine fikirleri sorulmadı. 2013 “demokrasi yanılsaması” ardından AKP Hükümeti de yine aynı şeyi yapıyor. Farkı ise şu: önceki dönemlerde yapılan isim değiştirmelerin temel motivasyonu ırkçılık, hafızasızlaştırma ve yeni bir toplum mühendisliği iken; AKP’nin bu adımı daha çok ticari ve askeri kaygılar etrafında şekilleniyor gibi görünmektedir. Bu yüzden de öncekilerin aksine sadece kentlerin isimlerini değiştirmekle yetinmiyor, statülerini de değiştiriyor. Bi de tabi, kudretini her fırsatta tekrar tekrar göstermeye çalışıyor; ne zaman ne ve nasıl yapmak istersem yaparım demeye getiriyor. Tam da Osmanlı’dan günümüze devam eden Türk egemen kibrinin karakterine uygun olarak. (Düşünenler için bu karakter ile Erdoğan’ın sultanvari tutumu arasında büyük bir örtüşme olduğu görülecektir.)