Kani Xulam, „Kürtleri farelerle kıyaslayarak, kimyasal silah kullanımı, korkarım ki, insanlığa bulaşmış bir hastalık halidir“ diyerek, bu silahlara karşı oluşabilecek reaksiyonlara dikkat çekti.
Merkezi Amerika’nın başkenti Washington’da bulunun Amerikan Kürt Bilgi Ağı’nın (American Kurdish Information Network-AKIN) kurucusu ve yöneticisi olan Kani Xulam, 30 yılı aşkın süredir Amerika’da yaşıyor. Kani Xulam, Türk devletinin savaş suçları, Kürtlerin durumu ve Batı dünyasının tavrıyla ilgili sorularımızı yanıtladı.

Geçtiğimiz ay Kuzey Kürdistan’da Türk ordusun kullandığı kimyasal silahlarla 36 HPG gerilla hayatını kaybetti. Türk ordusunun daha önce de kimyasal silah kullandığı biliniyor. Niye bu kadar rahat hareket edebiliyor?
‘Gresham Yasası’ dediğimiz bir siyaset kendini göstermeye başlıyor. Bu yasa, markete kötü parayı soktuğun takdirde sistemdeki dolaşımdan iyi parayı çıkaracağını belirtir. Eğer savaş durumunda standartları düşürürsen, herşeyi yasallaştırmaya çalışırsın. Bir örnek vermek gerekirse: Bruce Ivins adında tatminsiz bir Amerikalı doktor, 11 Eylül olayından hemen sonra, ‘anthraks’ adında talkum tozuna benzeyen bir kimyasal karışımını yüksek statüde olan kişilere mektupla göndermeye karar verir. Mektuplardan birine şunu yazar: „Bizi durduramazsın. Biz de anthraks var. Şimdi ölüyorsun. Korkuyor musun? Amerika’ya ölüm. İsrail’e ölüm. Allah büyüktür.“ Gönderdiği 17 kişiden 5’i hayatını kaybetti. 12 tanesi hastaneye kaldırıldı. Bu olayın sonrasında Amerika’da posta sistemi durduruldu. İnanılması güç ama bir adam sadece bir kaç gram anthraks ile bunları yapabiliyor.
Bilgi, bu tarz ölümcül silahları icat edenlerin elinde olan bir güç değildir.  Türkiye, bu silahları muhtemelen Saddam Hüseyin gibi Batı’dan tedarik ediyor. Bedelini ödeyen kişilerle de sırrını paylaşır. Hayatını kaybeden Kürt savaşçıların sevdikleri vardı. O kişilerin çocuklarına neler olacaklarını hatırlatmak için roket mühendisi olmaya gerek yok. Hele Dr. Ivin’in yaptıklarına benzer şeylerin başkaları tarafından yapıldığını düşünecek olursak!
Çok kaygan bir zemin. Bu durum, siyasetin kurumsallaştırılmasından önce Thomas Hobbes’un hayat tanımını aklıma getiriyor: „Yalnız, fakir, kirli, acımasız ve kısa..“
Gitmek istediğimiz yer bu mu? Kürtleri farelerle kıyaslayarak, kimyasal silah kullanımı, korkarım ki, insanlığa bulaşmış bir hastalık halidir. Hırslı ve yarım akıl, bizi Hobbesvari bir dünyaya sürüklüyor.

Türkiye’nin kimyasal silah kullanmasına karşı Amerika’da yürütülen herhangi faaliyet var mı?
Amerika’daki Türk devlet kurumlarına yönelik herhangi bir protesto gerçekleştirmedik. Bunun bir kaç sebebi var:
- Buradaki topluluğumuz Avrupa’ya oranla daha küçük.
- Kimyasal silah kullanımı, Van’daki depremle aynı zamana denk geldi.
- Buradaki Kürtlerin birçoğu Güney Kürdistanlı. Tek bir millet olmamıza rağmen 88 yıllık bölünme bizim algımıza bile kök salmış.
Kürt protestoları, Kürt siyaseti gibi lokal kalıyor; fakat bizi ezenler, bu tarz ayrımları yapmıyor. Onlara göre, her Kürt doğuştan bir tehdittir. Bu tarz bölünmeler, Kürtlerin ve Kürdistan’ın toplu gücünü kırıyor.

Bu dönemde ABD’nin tavrı, Kuzey Kürtlerinin ölümü üzerindeki ittifakını nasıl anlamak lazım?
Kürtler, Amerika için tehdit teşkil etmiyor. Amerika, statükocudur. Dünya ekomisini elinde tutan ve en büyük orduya sahip güçtür. Eğer dünya, Amerika’yı yönetenlerin isteklerine göre şekilleniyor olsaydı, devrimci hiçbir hareket gerçekleşmezdi. Bu ülkenin büyük bir çoğunluğu, eski Mısır lideri Mübarek’in bugün yönetimde olmasını diliyordu; ancak Mübarek dizlerinin üzerine düşüp çaresiz kalınca, Obama Hükümeti onu diktatör ilan edip, bir tekme sallamayı da ihmal etmedi. Amerikan siyasetini Kürt gerçeği nezdinde düşünecek olursak ve onlara, „Türkler, Kürtlere karşı kimyasal silah kullanıyor“ dersek, onlar da „Türkler bizim arkadaşlarımız“ derler. Bu kadardır. Kürtler, Amerika’ya göre Türkiye ile varolan arkadaşlığının yanlış tarafındalar.

Sizce kimyasal silahlar da kullanılarak katledilenlerin aileleri ne yapabilir?

Bu soru için yanlış insanım...
Bu tarz olaylarla karşılaşınca donup kalıyorum... Bazen rüyamda görüyorum...
Platon, „Sadece ölüler savaşın sonunu görmüşlerdir“ diyor. Diğer bir deyişle, savaş, aşk gibi, yaşam gibi insanlık hallerinin ayrılmaz bir parçası durumundadır. Bu meseleyi düşündükçe, düşmanlarımıza daha akılcıl hareket planlarıyla yaklaşmamız gerektiğini düşünüyorum. Karşılaştığımız engel, sadece Kürtleri değil, Türkleri de özgürleştirme meselesidir. Aeschylus, „Acı çekmek, bilgeliğe götürür“ demiş. Tanrı biliyor ya acı çekme konusunda başı çekiyoruz. Belki mağdur aileler bize aydınlık yolu gösterecektir. 

AKP iktidarının son dönemlerde tamamen savaş hükümeti politikalarında ısrar etmesini nasıl yorumluyorsunuz?

Kendi gerçek düşünceleri doğrultusunda hareket etmelerini görmekten memnunum. Böyle bir durumda barışı dilememiz imkansız. Merhum Ermeni gazeteci Hrant Dink’in eşi Rakel Dink’in de belirttiği gibi, ‘bebekten katil yetiştiren’ bir sistemde yaşayan ve nefretle beslenen insanlara barışı dayatamazsın. Susan Sontag, „Beyaz ırk, insanlığın kanseridir“ der. Birçok insan, onun, bu genelleme yapan ifadesine karşı çıktı. Eğer bu beyaz ırk sözünü Türk egemenliğiyle değiştirip, insanlığın yerine de Kürtleri yerleştirirsek, ortaya çıkan sonuç, Türklerin Kürtlere yaptığı şeyin sahici bir tanımı olarak karşımıza çıkar. Kanser, yalnızca içinde barındığı bedeni öldürmekle kalmaz; bedeni, bir ceset haline getirinceye dek felaketler yaratır. Onlardan ateşkes dilemenin bizim görevimiz olmadığını düşünüyorum. Bu, Nazilerden Yahudileri içlerine sindirmelerini beklemeye benzer. Onlar böyle bir yetiden yoksunlar; Erdoğan ve onun benzerleri, Kürtleri kendi eşitleri gibi görme yetisinden yoksunlar. Bu tarz kansorejen hücrelerden kurtulmanın yollarını bulmaya odaklanmalıyız. Ankara’da boy gösteren ve kendine ‘Türk Müslüman’ diyen münafıklardan, ancak böyle kurtulabiliriz.


Avrupa ve Amerika nasıl oluyor da Kürtlerin yaşadıklarına bu denli kulak tıkayabiliyor?
Bunun bir kaç sebebi var. Bir yanda, Ortadoğu ve Afganistan’da Batı’nın arabulucusu/tetikçisi olmaya istekli bir hükümet var. Diğer tarafta ise Soğuk Savaş döneminde Avrupalıların anakronistik bulduğu PKK saflarında savaşan Kürtler var. İki istenmeyen grup arasında, düşünün ki bir grup tüm emirleri yerine getiriyor; diğer bir grup ise Türkleri kendi felaketlerini destekledikleri ve yardım ettikleri gerekçesiyle suçluyor. Bu durumda birbirleriyle kuzen olan Avrupa ve Amerikalıların ne yapacaklarını düşünüyorsunuz? Bu, bugünlerde, Türkiye’nin ve Kürtlerin talihsiz bir gerçeğidir. Eğer kendimize dürüst davranırsak, Kürtlerin bu dünyada yalnız olduğunu itiraf etmeliyiz. Charles Darwin, ‘En güçlü olan değil, en akıllı olan canlı hayatta kalır; o da değişime en kolay adapte olandır her zaman’ demiş. Umarım biz de bu acımasız dünyada ayakta kalmak için gerekli olan değişiklikleri yapacak cesareti ve bilgeliği buluruz.

ÖZLEM GALİP - LONDRA