Doç. Dr. Didem Yılmaz, Türk İçişleri Bakanlığı’nın HDP’li belediyelere atanan kayyumlar konusunda anayasanın kendisine verdiği yetkileri tamamen keyfi bir şekilde kullanarak suç işlediğini söyledi.

OHAL düzenlemesi ile olağan dönemde bir vesayet yetkisi kullanıldığını, bu vesayet yetkisinin de yerel yönetimlerin idari özerkliğine aykırı olduğunu belirten Doç. Dr. Didem Yılmaz, kayyum atamanın, Anayasa’da öngörülmüş olan 127. Madde ve Türkiye’nin taraf olduğu Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 3. Maddesi’ndeki özerklik ilkesi ile Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na aykırı hukuksuz bir uygulama olduğunu kaydetti.

31 Mart yerel seçimler sonrasında HDP’nin büyük çoğunlukla kazandığı 3 büyükşehir, 1 il, 19 ilçe ve 1 belde belediyesi olmak üzere toplam 24 belediye gasp edilerek, HDP’li eşbaşkanların yerine devlet memurları kayyum olarak atandı. Kayyum atanan bu belediyelerden 14’ünün eşbaşkanları “örgüt üyesi” oldukları iddiasıyla rehin alınırken diğer belediye eşbaşkanları hakkında açılan soruşturmalar ise devam ediyor.

Tamamen keyfi kullanıyor

 Bahçeşehir Üniversitesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Didem Yılmaz, Türk İçişleri Bakanlığı’nın Anayasanın kendisine verdiği yetkileri tamamen keyfi bir şekilde kullandığı görüşünde. Bakanlığın belediye başkanlarını görevden alma yetkisinin olduğunu belirten Yılmaz, ancak görevden alınan belediye başkanının yerine vekâleten bakacak kişinin yine belediye meclisi içinden seçilmesi gerektiğini vurguladı.

Suç uyduran bakanlık suçlu

 HDP’li belediye eşbaşkanlarının görevden alınması için suç üretildiğini ifade eden Yılmaz, asıl suçu işleyenin ise İçişleri Bakanlığı olduğunu kaydetti. Yılmaz, bu noktada belediyelere kayyum atanmasına izin veren Kanun Hükmündeki Kararname’nin (KHK) Olağanüstü Hal (OHAL) döneminde çıkarılması üzerinde durdu. Düzenlemenin ”Eğer belediye başkanının örgüt ile bir bağlantısı varsa, o başkan görevden alınır ve yerine yeni birisi atanır” şeklinde olduğunu belirten Yılmaz, ancak OHAL süresi boyunca uygulanabileceğini kaydetti. Düzenlemenin OHAL sonrası uygulanamayacak olmasının mahkumiyet almış bir belediye başkanının görevden alınmayacağı sonucunu doğurmadığını da sözlerine ekleyen Yılmaz, belediye kanununda olağan dönemde uygulanabilecek yolların düzenlendiğine işaret etti.

Yılmaz, olağan dönemde belediye başkanlığı makamı boşaldığı zaman belediye meclisinin kendi içinde bir başkan seçebileceğini, bu şekilde herhangi bir merkez dahil olmadan yerel iradenin oluştuğu meclisin bir başkan seçebildiğini vurguladı.

Hukuki olarak sakat işlemler

 OHAL dönemi sone ermiş olmasına rağmen kalan düzenlemenin bugün hala olağan şekilde uygulanmasını eleştiren Yılmaz, şunları ifade etti: “Hukuksuz olan aslında bu. Bir belediye başkanına suç soruşturması başlatıldığı zaman OHAL düzenlemesi diyor ki; ‘terör örgütü ile bağlantısı tespit edilen yerel yöneticilerin suç soruşturmasına dayanarak merkez tarafından yerine seçim yeterliliğine sahip birisinin atanmasına’ karar verir. Genelde bu vali olur. Burada ‘suç soruşturması’ denildiği zaman bir mahkumiyet değildir. Suç soruşturması, savcıların bir kişinin suç işleyip işlemediğine dair araştırmasıdır. Bu araştırma sonucunda iddianame hazırlanır, mahkeme kabul eder, kovuşturma, yargılama safhası başlar. Kovuşturma safhasından sonra mahkumiyet ya da beraat kararına göre değişiklikler olur. Olağan dönemde OHAL uygulaması yapıldığı zaman kayyum olarak atanan vali, üstlenmemesi gereken bir kamu görevini üstlenmiş oluyor. Dolayısıyla valinin üstlendiği görevlerde idari hukuk bakımdan da sakat işlemler olmuş olur.”

OHAL’n vesayet yetkisi

 Atanan kayyumların belediye eşbaşkanları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma bitinceye kadar görevde kaldığına dikkat çeken Yılmaz, imza atılan hukuksuzluğa dair şunları söyledi: “Soruşturma bir ayda sürebilir, üç yılda sürebilir. Dolayısıyla atanan kayyum bir yılda görevde kalabilir üç yıl da. Soruşturma evresi bittikten sonra kavuşturma süreci bir yıl da sürebilir üç yıl da. Dolayısıyla merkezin yöneticisinin yerel yönetimi süresiz yönetmesi söz konusu. Aslında bir noktada baktığımız zaman OHAL düzenlemesi ile olağan dönemde bir vesayet yetkisi kullanıyor. Bu vesayet yetkisi de yerel yönetimlerin idari özerkliğine aykırıdır. Anayasa’da öngörülmüş olan 127. Madde ve Türkiye’nin taraf olduğu Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın 3. Maddesi’ndeki özerklik ilkesine ve Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na aykırı hukuksuz bir uygulamadır.”

Anayasal güvenceye ihtiyaç var

 Hukukun sadece kurallar manzumesi olarak ele alındığında devlet eliyle yaptırıma bağlanmış bir hukukun ortaya çıktığını ifade eden Yılmaz, “Demokratik meşruiyete dayanan, halkı iradesiyle ortaya çıkmış, insan onurunu koruyan, güvence altına alan bir hukuk uygulandığına ilişkin büyük tereddütler var” dedi. Bu nedenle her şeye anayasa ile başlanması gereken bir dönem içeresinde olduklarını vurgulayan Yılmaz, şunları ekledi: “Anayasa ile başlayıp ama anayasa ile sınırlı kalmayan, Seçim Kanunu, Siyasi Partiler Kanunu, Hakimler ve Savcılar Kanunu gibi bir çok kanunda anayasayı bütünleştiren, demokratik iradeyi, insan onurunu ve farklılıkları güvence altına alacak bir anayasal mimarinin artık kaçınılmaz bir şekilde inşa edilmesi gerekiyor.”

 

MA/İSTANBUL

 
 

Risk var diye kayyum

 

Bağlar Belediyesi’nin yerlerine kayyum atanan HDP’li 6 Belediye Meclis üyesinden Halime Bayram, belediye başkanını düşürebilecek nitelikli çoğunluğa sahip olmalarından ötürü “bu riski ortadan kaldırmak için” görevden alındıklarını söyledi.

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 31 Mart yerel seçimlerinde Halkların Demokratik Partisi (HDP) eşbaşkan adayı olarak girdiği seçimde yüzde 71 oyla Bağlar Belediyesi kazanan Zeyyat Ceylan’a Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmesi gerekçesiyle vermediği mazbatayı, yüzde 26 oy alan AKP’li Hüseyin Beyoğlu’na vermişti. Seçim sonucunda 37 kişilik belediye meclis üyesinden 30’unu HDP, 7’sini ise AKP kazanmıştı.

Türk İçişleri Bakanlığı, haklarında daha önce açılan dava ve soruşturmaları gerekçe göstererek 21 Ekim’de HDP’li Nurettin Bakan, Halime Bayram, Hüsnü Aslan, Mehmet Akdoğan, Panayır Çelik ve Naşide Buluttekin Can isimli meclis üyelerini görevden uzaklaştırdı. Diyarbakır Valiliği ise 8 Kasım’da görevden uzaklaştırılan 6 meclis üyesinin yerine kentte farklı kurumlarda çalışan memurları kayyum olarak atadı. AKP’li Bağlar Belediye Başkanı Hüseyin Beyoğlu’nun 13 Ekim’de İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Ankara’da buluşmasının ardından meclis üyelerinin görevden uzaklaştırılması dikkat çekti. Bu görevden almalarla belediye meclisindeki nitelikli çoğunluğu kaybeden HDP, salt çoğunluğa sahip.

Görevden uzaklaştırılan ve yerine kayyum atanan HDP’li Belediye Meclis üyelerinden Halime Bayram, görevden alınmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Beraat kararı gerekçe yapıldı

 Meclis üyeliklerinin feshedilmediğini, ancak hukuksuz bir şekilde görevden uzaklaştırıldıklarını söyleyen Bayram, bundan kaynaklı iki ayda bir görevlerinden uzaklaştırılma durumuna ilişkin kendilerine rutin bir şekilde tebligat gönderileceğini ifade etti. Adaylıklarının YSK tarafından onaylanması sonucu seçime girebildiklerini belirten Bayram, ”Ne hikmetse o dönem herhangi bir sorun yok iken bugün görevden uzaklaştırılıyoruz. Uzaklaştırma gerekçeleri ise daha önce hakkımızda açılan davalar” diyerek, yaşanan hukuksuzluğa dikkat çekti.

İddianamenin hazırlandığı gün

 Amed, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine 19 Ağustos günü atanan kayyumlar öncesi gözaltına alınan yüzlerce kişiden biri olduğunu belirten Bayram, ”Seçim döneminde yürüttüğümüz çalışmalar, önümüze soruşturma dosyası olarak getirildi. Hakkımızda iddianame hazırlandı. Bu dava hala sürüyor. Ama bugün görevden uzaklaştırılma gerekçesi olarak öne sürülüyor. İddianamenin hazırlanma tarihi ile görevden alınma tarihim, ne hikmetse aynı tarih. Aynı gün hakkımda bir iddianame çıkıyor ve aynı gün de görevden uzaklaştırma kararı alınıyor” şeklinde konuştu.

 

Başkanı düşürme riski

Yapılanların, düşman hukukunun ötesinde olduğunu vurgulayan Bayram, ”Keyfi bir muamele ile karşı karşıyayız. Hukukun ve adaletin olmadığı yerde, neyi arayacağız?” diye sordu. Daha önce eşbaşkan ile birlikte 30 meclis üyelerinin olduğunu ve meclisteki nitelikli çoğunluğunun da kendilerinde olduğunu anımsatan Bayram, şunları söyledi: ”Nitelikli çoğunluk, meclis üyelerinin 4’e 3’ünden bir fazla olması gerekir. Belediyelerde, her yılın Mart ayında faaliyet raporları görüşülüyor. Faaliyet raporu görüşüldüğü zaman, hukuk çerçevesinde doyurucu bir şekilde faaliyet raporu sunulmadığı taktirde meclis, nitelikli çoğunluğu sağlayarak belediye başkanını düşürme yetkisine sahiptir. Bizim nitelikli çoğunluğumuz vardı. Muhtemelen, kendi adaylarının başkanlıktan düşürülme riskini ortadan kaldırabilmek için böyle bir yönteme başvurmuş olabilirler. Nitelikli çoğunluk, başkanlık için her zaman risktir. Çünkü, hukuksal zeminde bir gensoru önergesi verdiğiniz zaman gensoruya ilişkin tatmin edici bir raporlaşma açığa çıkmadığı taktirde başkanı düşürebiliyorsunuz.”