Ortadoğu kaynar kazanında Kürt duvarına çarpan stratejik derinlik siyaseti çuvalladı ve bölgesel güç dengelerinde Türkiye hayli geriye düştü. Sünni İslamlığın halifeliğine soyunan AKP’nin pabucunun dama atıldığının son göstergesi ise Arap Birliği toplantısı oldu. 

Mısır’ın ev sahipliğinde gerçekleşen Arap Birliği toplantısında, Mısır Cumhurbaşkanı Sissi ortak Arap gücünün oluşturulmasını öngördüklerini açıkladı. ‘’Tek uzlaştıkları konu uzlaşmamaktır’’ denilen Arap ülkelerinin Husiler konusunda sağladığı görüş birliği uzun vadeli olabilir mi bilemeyiz. Ancak önemli bir adım attıkları açık. 

Koalisyon Güçlerinin yani yeni dizaynın ‘üst aklı’nın onayı olmadan böylesi bir kararın alınamayacağını tespit etmek zor değil. Öyle anlaşılıyor ki Ortadoğu’yu yeniden kurgulayan üst akıl, Suudi Arabistan ve Mısır’a önemli roller atfediyor. Türkiye ise etkisiz eleman derekesinde.  

Bölgemizde yaşanan gelişmeler, uluslararası güçlerin yeşil kuşak/ılımlı İslam projesinden desteklerini çektiklerini gösteriyor. Bu projenin bir ürünü olan AKP’nin bölge siyasetinde geriye düşmesi, uluslararası güçlerin siyaset değişikliğiyle bağlantılı. AKP’nin kendine münhasır Türk işi siyaset tarzı da oyun dışında kalmanın bir diğer etkeni oldu. 

Bölgesel denklemde karşılık bulmayan Türk işi stratejik derinlik teorileri Türk devletini dışarıda yalnızlaştırdı. Aynı strateji içeride de başarısızlıkla sonuçlandı. Okyanus ötesi müttefiki olan ‘’paralel’’ ile çıkarları gereği kavgaya tutuşan AKP, şimdilerde ise içeriden kaynıyor. Hükümete yeterince hükmedemeyen Erdoğan’ın eski tüfek dostlarıyla arası açık. Sonuç olarak, AKP dış politikada olduğu kadar iç politikada ve parti içi dengeleri kurma konusunda ciddi bir çıkmazı yaşıyor.  

Erdoğan’ın Cumhuriyet tarihi boyunca eşi benzeri görülmemiş tarzda siyasete müdahaleciliği de sonuç vermiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, sahaya inerek AKP’nin açıklarını kapatmaya çalıştıkça ‘’içeriden’’ tepki yükseliyor. 

Totaliterleşme toplumsal tepkinin yanı sıra AKP içerisinde de tepkiyle karşılanıyor. AKP’nin dışarıda yaşadığı kavga, içeride toplumla savaş noktasına varan diktatöryal eğilim, AKP’nin içini de karıştırdı. 

Davutoğlu hükümeti ile Erdoğan, seçime kadar geçici ateşkes ilan etmiş olsa da kavganın bitmediği, dondurulduğu anlaşılıyor. ‘’Seçimleri kazasız belasız atlatma’’ derdinde olan AKP’nin kendi içinde sağladığı ‘’geçici ateşkes’’in sağlam dayanakları yok ve seçimden sonra AKP’yi çok daha ciddi ve zorlu bir ‘’iç çatışma’’ bekliyor. 

AKP iktidarının Kürt sorununda izlediği ‘’ne çözüm ne çözümsüzlük, çürütme’’ siyaseti de tam bir çıkmazda. Çözüm kadar çözümsüzlük de iktidarlarının sonu anlamına geliyor. ‘’Türk işi çözüm’’e yani tasfiyeye ise hiç kimse itibar etmiyor. Çözümü, 2023 Vizyonu olarak piyasaya sürdükleri hegemonya hedefinin bitişi olarak gören AKP, masadan kalkan taraf olmanın kaybettireceklerinin farkına olarak teşhir olma riskini göze alamıyor. Geriye bir ara formül olarak uyguladığı ‘’ne çözüm ne çözümsüzlük’’ siyaseti kalıyor ki Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler hiçbir şekilde bu siyasetin uzun ömürlü olmasına müsaade etmeyecektir.  

AKP, Kürtleri tahrik ederek masayı deviren taraf olmasını istiyor. Son dönemlerde artan askeri ve siyasi operasyonlarla amaçlanan tahrik ederek PKK’yi ‘’hata’’ yapmaya zorlamak. PKK’nin bu oyuna gelmemesi ise AKP’ye ve Erdoğan’a hata yaptırıyor

Bütün göstergeler AKP’nin sonunun habercisi gibi. Bu durum elbette ki 7 Haziran seçimlerine yansıyacaktır. Umut ve beklenti 7 Haziran’da halkın AKP’nin fişini çekmesi ve ampulün sönmesi! Aksi durumda ise içte ve dışta darbe unsurlarının harekete geçerek ampulü patlatması tehlikesi var. 

Merhum Erbakan’ın ‘’kanlı mı, kansız mı’’ sorusu yıllar sonra AKP için sorulabilir. Evet, AKP gidici ancak nasıl gideceği şimdilik muamma…