Türk cezaevlerinde süresiz-dönüşümsüz açlık grevini sürdüren PKK ve PAJK’lı tutsaklar, Öcalan üzerindeki tecride ilişkin 7 maddeden oluşan talepleri karşılanmadıkça eylemlerini sürdüreceklerini ve artık Türk mahkemelerine çıkmayacaklarını duyurdu.
Tutsaklar, mahkemelere çıkmayacaklarını, zor kullanılıp götürülseler dahi savunma yapmayacaklarını; bedeli ne olursa olsun tecride son verilmeden eylemlerini kararlılıkla sürdüreceklerini bildirdi.
DTK Eşbaşkanı Leyla Güven’in cezaevinde 79. günden sonra Amed’deki evinde sürdürdüğü ve 136. gününde olan süresiz-dönüşümsüz açlık grevi, 16 Aralık’tan itibaren Türk cezaevlerinde yayıldı. 16 Aralık’ta 10 cezaevinde başlayan ve 36 tutsağın dahil olduğu ilk grubun eylemi 98, 17 Aralık’ta 3 cezaevinde başlayan 10 tutsağın eylemi 97, 26 Aralık’ta 13 cezaevinde başlayan 35 tutsağın eylemi de 88. gününde. 2 Ocak’ta bir cezaevinde bir tutsağın başladığı eylem 81, 5 Ocak’ta 26 cezaevinde 100’ü aşkın tutsağın eylemi 78. gününde. 15 Ocak’tan bu yana süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve HDP eski Milletvekili Selma Irmak’ın eylemi de 67. gününe girdi. Son olarak 17 Ocak’ta bir cezaevinde 3 tutsak; 27 Ocak’ta bir cezaevinde 5 tutsak; 28 Ocak’ta bir cezaevinde 2 tutsak; 29 Ocak’ta, bir cezaevinde 3 tutsak; 15 Şubat’ta da 8 tutsak daha eyleme katıldı. Tutsaklar adına Deniz Kaya tarafından yapılan açıklamaya göre 1 Mart’tan itibaren tüm cezaevleri eyleme dahil oldu. HDP Milletvekilleri Dersim Dağ, Tayip Temel ve Murat Sarısaç da Amed’de eylemdeler. Ayrıca Güney Kürdistan’ın Hewlêr kentinde HDP’li Nasır Yağız 123 gündür; Mexmûr’da İştar Kadın Meclisi Üyesi Fadile Tok, 63 gündür; Germiyan’da Herêm Mehmûd, 28 gündür eylemde. Açlık grevi eylemcilerinin tek talebi var; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin sonlandırılması.
Tutsaklardan deklarasyon
Türk cezaevlerindeki PKK ve PAJK’lı tutsaklar adına Deniz Kaya imzasıyla dün bir deklarasyon yayımlandı. Deklarasyon şöyle: “Zalimlerin zulmüne karşıt direnen halkların zaferi haline gelen Newroz, başkaldırının, başarının ve direnişin adı olarak baharın gelişini halklara müjdelerken direnişin kazandırdığını büyük bir coşku seliyle anlatmaktadır. Kawa’nın zalim diktatörlerin zihninde patlayan örsü, baskıya, talana, soykırıma ve zulme karşı êdî bes e diyerek başkaldırıp, Newrozlaşan halkın eşit ve özgürce yaşama duruşunun adı olmuştur. Newroz varlığının coşku selinde kutlanması, soykırımcı faşist diktatörlüğe karşı asla direnmekten vazgeçmedik, mesajını çok net bir şekilde dile getirmiştir. Çünkü Newrozlaşan halk, soykırım kıskacında ortaya çıkmış ve direnerek kimliğini bulmuştur. Bugün Newroz’un arifesinde olduğumuz böylesi anlarda halk ve Hareket olarak Newroz’u büyük bir coşkuyla sahiplenerek umudu ve zaferi Newrozlaşan halkın direnişiyle karşılıyoruz. Önderliğimizin ‘PKK Newroz partisidir’ sözü; PKK’nin halklar için anlam ve önemini ortaya koymaktadır. Partimiz PKK’nin çıkış koşulları faşizmin kıskacında gelişirken, zorun zor bilincini yenerek toplumsallığını korumayı başarmıştır. Bu bağlamda faşizmin zindanlarında ‘teslimiyet ihanete, pasifizim yenilgiye, direniş zafere götürür’ şiarıyla ölümsüzleşen ilk Newroz şehidimiz Mazlum Doğan’dan Zekiye, Ronahi ve Berivan yoldaşlara kadar uzanan Newroz şehitlerimizi saygı ve minnetle anıyor ve onlar şahsında Önderliğimizin kahraman şehitlerimizin, halkımızın ve direnen gerilla yoldaşlarımızın Newroz’unu kutluyoruz. Newroz, bir taraftan baharın gelişini müjdeleyen gün olurken diğer taraftan soykırımcı faşist rejimlere büyük korku yaratan günün adı oluyor.
Faşizme boyun eğmeyiz
Özgürlük mücadelemizin açığa çıkardığı tüm soylu güzelliklerin muhtevasını oluşturan direniş olayı, halkların demokratik ve özgürce yaşamasının her bir kilometre taşına sirayet etmiştir. Bu sebeple direniş tarihimizin diyalektik gelişim felsefesi, faşizme boyun eğmeyi kabul görmüyor, büyük bir adanmışlıkla halkların demokratik ve özgür yaşama olan özlemlerini her zaman her yerde direnerek gerçekleştirmekten kopmamıştır.
Türk mahkemelerine çıkmayacağız
PKK ve PAJK’lı tutsaklar olarak direnişimizi kararlı bir şekilde yürüteceğiz. Geldiğimiz aşamada AKP-MHP hükümetinin kendi koyduğu yasaları çiğneyen ve hiçbir hukuk normuna sığmayan uygulamalarla Önderliğimizi tecrit altında tutmasının hiçbir meşruluğu kalmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin adalet ve hukuk anlayışı, AKP-MHP iktidarı şahsında sarsılmış ve bağımsızlığını yitirmiştir. Bu sebeple böylesi bir direniş içerisinde olan bizler, AKP-MHP mahkemelerini boykot ederek çıkmama kararı aldığımızı bildirmek istiyoruz. Eylem süreci içerisinde hiçbir mahkeme kaygımızın olmadığını dışarı çıksak dahi eylemimizi sürdürdüğümüz bilinmektedir. Bu bağlamda mahkemelere çıkmayacağız, zor kullanılıp götürülürsek dahi savunma vermeyeceğimiz bilinmelidir. Bedeli ne olursa olsun içinde bulunduğumuz açlık grevi direnişini devam ettireceğiz. Direnişimizin görkemi zindan ve mahkeme duvarlarını aşmıştır uygulanan bu adaletsizliğe karşı direnerek, meşru taleplerimizi ve tutumumuzu ortaya koymuş bulunmaktayız.
Demokratikleşme ve çözüm
Gelinen aşamada Türkiye’nin kaos ve krizden çıkmasının tek yolu Kürt sorununun çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesidir. Bunun yolu da Önder Apo’nun muhatap alınarak gerçek anlamda bir çözüm sürecinin başlatılmasıdır. Bu çerçevede Önder Apo’nun güvenliği, sağlığı, özgür çalışma koşullarının oluşması gerekmektedir. Bu bağlamda İmralı’dan çıkartılarak ev hapsi de dahil uygun koşullarda çözüm görüşmelerinin yapılması gerektiği çok net bir şekilde anlaşılmalıdır.
Eylem kararlıca sürecek
Önderliğimizin şahsına uygulanan tecrit tümden bir imha ve soykırım konseptinin devrede olduğunu göstermektedir, Bu konseptin kırılmasının tek yolu Önderlik üzerindeki tecridin kırılmasından geçmektedir. Bu sebeple bizler PKK, PAJK’lı tutsaklar olarak süresiz dönüşümsüz açlık grevi eylemini kararlıca sürdürüyoruz. Sonuç olarak aşağıda tecride ilişkin deklare edeceğimiz maddelerin bir an önce yaşamsallaşması ve sürekliliğinin sağlanması gerekmektedir:
Tutsakların talepleri
* Önderliğimizin mevcut yasalar çerçevesinde ailesi ve vasisi ile düzenli olarak görüşmesi meşru bir haktır ve bu hakkın engellenmemesi.
* Önderliğimizin avukatlarıyla düzenli görüşmelerini yapması ve kesintiye uğratılmaması.
* Önderliğimizin mevcut yasalar çerçevesinde ailesiyle telefonla görüşme hakkını kullanması, her yere mektup faks vb göndermesinin veya almasının engellenmemesi ve bu temel hakların kesintiye uğratılmaması.
* Önderliğimizin radyo ve tv hakkının kesinlikle engellenmemesi ve günlük olarak istediği tüm gazete dergi, kitap vb istemlerinin karşılanması.
* Önderliğimizin yanında bulunan arkadaşlarla düzenli görüşmesinin sağlanması ve bu yasal hakların engellenmemesi.
* Önderliğimizin sağlıklı yaşam koşullarının oluşturulması için bağımsız heyetlerce düzenli olarak tedavi koşullarının sağlanması.
* Kürt sorununun demokratik barışçıl çözümünde ve Ortadoğu’nun demokratikleşmesinde Önderliğimizin aktif rol alabilmesi için engellerin kaldırılması, özgür yaşar ve çalışma koşullarının sağlanılması.
Taleplerin hepsi hukukidir
Bu taleplerin hepsi evrensel hukuk normunda yeri var ve yaşamsallaşmasının önünde hiçbir engel bulunmamaktadır. Ancak verili hükümet bu konuda engel olmaktan çıkarsa gözlemciler huzurunda yukarıda belirttiğimiz maddeleri hayata geçireceğine ve sürekliliğini sağlayacağına dair adım atarsa süresiz-dönüşümsüz açlık grevi eylemimizi sonlandırdığımızı bildiririz. Aksi taktirde Önderliğimiz üzerindeki tecrit devam ettikçe direnişlerimiz de devam edecektir. Olası bir şehadet durumunda AKP-MHP hükümeti yaşananlardan sorumludur. Tüm halkımız ve kamuoyu bunu böyle bilsin.”
AMED
Bu bir onur davasıdır
Gebze Kadın Kapalı Cezaevi’nden 16 Aralık’tan beri süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Özlem Söyler, bunun bir onur davası olduğunu söyledi.
Özlem Söyler, 1985’te İstanbul Ümraniye’de dünyaya geldi. Babası Erzurumlu, annesi Trabzonlu olan Söyler, 2002’de Kürt özgürlük mücadelesine katıldı. Amed’de 2012’de tutuklanan Söyler’e 17 yıl 10 ay hapis cezası verildi. Söyler, eyleminin 85. gününde kaleme aldığı mektupta, hem durumunu, kararlılığını hem de beklentilerini yazdı:
Bize karşı da tecrit derinleşiyor
Dışarının siyasal havası elektriğini en çok buralarda gösterir. Artık doğru düzgün bir cümle bile paylaşımlarımızda yapamıyoruz. “Sakıncalı”ı bulunup disiplin suçu konusu yapılabiliniyor. Tezat ve çelişkili gelse de gerçek şu ki; tecride karşı bir tutum içindeyiz ama bize karşı da tecrit derinleştirildikçe derinleştiriliyor. Hoş kişisel olarak buna bir itirazımız yok. Bizim itirazımız şahsımızda topluma dayatılan tecridedir.
Ölüme meydan okuyoruz
35 arkadaş olarak 16 Aralık’tan beri açlık grevi eylemindeyiz. Ruhsal olarak moral ve kararlılıkta ilk günkü kadar canlı, moralli ve daha da iddialı olduğumu belirtmeliyim. Bizim gibi özgürlüğe gönül vermiş bireyler nerede, ne kadar ve nasıl yaşamaları gerektiği konusunda anlama ve iradeye sahiptirler. Şimdi de belirtiyorum; her gün kölece inkar eşiğinde ölüm tehdidi altında yaşamaktansa ölüme meydan okurcasına bilerek ve anlamlıca her sonucu karşılıyoruz. Bu bir onur davasıdır. Onurumuz, onursal direnişimiz halklar adına mutlak başarıya ulaşacaktır.
Daha fazla sahiplenme
Hem Kürt hem de Karadenizli bir kadın olarak böylesi destansı, tarihi bir süreç içinde yer aldığım için mutluyum. Halklar ve halkımız bu zafer halayında daha yüksek bir ses ve sahiplenme ile yanımızda olmalıdır. Sevdiklerimizden, ailelerimizden, dostlarımızdan, Türkiye halklarından ve Kürt halkından beklentimiz budur. Denizler, Mahirler, Kemaller ve Sakineler bize böylesi bir halklar bahçesi miras bıraktı. Bu bahçenin birlik ruhunun kurumasına izin vermeyelim. Öncülerimizin ruhlarını şad, vasiyetlerini gerçek kılacak olan bu anlamlı, uzun soluklu direniştir.
Vicdani çöküntü yaşayacağız
Farkında olalım olmayalım 21 yıldır İmralı tecrit sistemi karşısında insanlığımız, vicdanımız ve sabrımız sınanıyor. Yeterince darbe aldık zaten. Bu toplumsal yaranın bir an önce tedavi edilmesi gerekiyor. Yoksa hepimiz bugün yapmadıklarımız karşısında ileride vicdani çöküntü yaşayacağız. Evet, umut güzeldir. Fakat umut artık tek başına hayallerimizi gerçekleştirmiyor. Umut bir kiraz ağacı gibidir. Eğer büyümesini çiçeklenmesini ve meyveye durmasını istiyorsak suyunu vermeli, çapasını yapmalı, toprağını havalandırmalıyız. Bu da korkmadan, cesurca grevcilerin taleplerini desteklemekten geçer…
Sadece kaygılanmak, anlamamaktır
Duyuyoruz ki, herkes bizim adımıza kaygılı ve endişeli. Elbet manevi olarak bu bize moral ve güç vermekte. Ancak bilinmelidir ki, yerinde durarak endişeli ve kaygılı olmak bizi bir nevi anlamamak olur. En azından süreç bunu artık kaldırmıyor. Kaygısı ve endişesi geleceğe dönük yüksek olan Heval Leyla’ydı. O da bunun için ne yapılması gerektiğini söyledi ve duruşunu ortaya koydu. Bu görüntüye iyi bakmak, güzel cevap olmak gerekiyor.
Sağlığımız gelişmelerle bağlantılı
Bugün eylemimizin 85. günündeyiz. Durumumuz, yani sağlığımıza değinmedim. Bizim sağlığımız gelişmelerle bağlantılı olduğu için bilinçli olarak değinmedim.
Moralleri iyi, sağlıkları kötü
Şırnak T Tipi Kapalı Cezaevi’nde açlık grevinde olan tutsaklardan Musa Külter’in eşi Sabriye Külter, morallerinin iyi ama sağlık durumlarının kötü olduğunu söyledi.
Şırnak T Tipi Cezaevi’nde 15 Ocak’tan bu yana 6 tutsak açlık grevindeyken 1 Mart’tan itibaren bu sayı 20’ye yükseldi. Tutsaklardan Musa Külter’in eşi Sabriye Külter, son görüşte iki aydan uzun süredir grevde olan Önder Poyraz isimli tutsağın görüş esnasında 5 kez kustuğunu söyledi. Tutsakların çok fazla kilo kaybettiklerini ifade eden Sabriye, “Hepsinin morali çok iyi ama sağlık durumları değil. Ocak ayından bu yana greve giren tutsakların durumu çok ağırlaşmış durumda. 15 Ocak’ta greve başlayan Önder Poyraz görüş esnasında 5 defa kustu ve çok kilo kaybetmiş durumda. Moralleri çok iyi her görüşte onlar bize moral veriyor” dedi.
Her görüşe gittiklerinde gardiyanların kendilerine “Bu son görüş, bu son görüş” dediğini vurgulayan Sabriye, “Devam eden grev nedeniyle görüşlerin yasaklanacağı da söyleniyor. Her görüşte ailelere ‘bu son, bu son’ deniliyor. Baskılar yetmiyormuş gibi bir de bizi bu şekilde tedirgin etmeye çalışıyorlar. Ama tutsaklar grevlerinde kararlı. Bir çözüm bulunmayana ve tecrit kalkmayana kadar eylemlerine devam edeceklerini söylüyorlar” diye konuştu.
Durumu kötüleşen tutsaklar için bir an önce harekete geçme çağrısında bulunan Sabriye, şöyle dedi: “Eğer benim çocuklarım olmasaydı ben de gider greve girerdim. Onların talebi bizim de talebimiz. O grevi sahiplenmemiz ve bir an önce çözüm bulmamız gerek.”
ŞIRNAK
Direnişi sokakta da büyütelim
Kandıra 2 Nolu F Tipi’nde açlık grevini sürdüren tutsaklar, aileleri aracılığıyla gönderdikleri mesajda, “Newroz ruhuyla herkesi direnişi sokakta büyütmeye çağırıyoruz” dedi.
Newroz’u kutlayan tutsakların gönderdiği mesajda şu ifadelere yer verdi: “Halkımızın Newroz’unu coşkuyla kutlayıp, selamlarımızı iletiyoruz. Zindanlarda, binlerce siyasi tutsağın, tecride karşı başlattıkları hamlenin başarıya ulaşmas ve sonuçlanması için tüm halkımızı Newroz ruhuyla direnişi sokakta büyütmeye çağırıyoruz.”
3 Mart’tan bu yana cezaevinin kendilerine Yeni Yaşam gazetesinin vermediğini ve kendilerine yönelik iletişim cezalarının uygulandığını belirten tutsaklar, tüm olumsuzluklara rağmen morallerinin yüksek olduğunu;tecrit kaldırılıncaya kadar eylemlerine devam edeceklerini ifade etti.
Antep’teki tutsaklar: Sonuna kadar
Antep H Tipi Cezaevi’nde açlık grevini sürdüren PKK ve PAJK’lı tutsaklar taleplerinin haklı ve onurlu bir talep olduğunu belirterek, destek çağrısında bulundu. Antep H tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan tutsaklar, aileleri ile yaptıkları telefon görüşmelerinde; talepleri karşılanıncaya kadar başaracaklarına olan güvenle sonuna kadar devam edeceklerini belitti. Açlık grevinden dolayı askerin baskılarını artırdığına dikkat çeken tutsaklar, kamuoyuna duyarlılık çağrısı yaptı.