Uzun bir süredir Türk medyasının kendisinin bile inanmadığı haberleri kamuoyuna etik değerden yoksun bir şekilde sunduğunu görüyoruz. Özel savaş hükümeti AKP’nin medya konseptine uygun şekilde servis edilen haberlerin kamuoyunu hiçte tatmin etmediği ortada. Türk medyası gerçekleri gizleme peşinde.
Urfa Cezaevi’nde on beş Kürdün diri diri yakılarak katledilmesini Türk medyası “kavga sonucu yangın çıktı” diyerek gerçeği çarpıtmakta, AKP eliyle yürütülen katliamın üstünü örtmeye çalışmaktadır. Tıpkı Roboskî katliamı gibi. Bir Kürt genci akrabalarıyla telefonda Kürtçe konuştu diye polisler tarafından ölesiye dövülmesine rağmen Türk medyası gerçeği görmezden gelerek haber yapmakta, yaşanan olayı sıradanlaştırmaya çalışmaktadır. Kürdistan’da kimyevi Necdet Özel tarafından yürütülen kirli savaşın boyutlarını ve sonuçlarını gizlemek için son dönemde özel çaba sarf etmektedir. Ştaza karakolunda Türk ordusunun acizliğini ve yenilgisini gizleme uğruna tersyüz edilen savaş bilançolarının hiçte gerçeği yansıtmadığını bugün Kürt medyasının ulaştığı yerel kaynaklardan izliyor, okuyoruz.
Türk medyası bir yandan hiç utanmadan Ştaza savaşına neden olan operasyon hazırlıklarının ve Roboskî katliamının baş sorumlusunun döktüğü timsah göz yaşlarını ekranlarda tekrar tekrar göstererek kamuoyunu yönlendirmeye çalışmaktadır. Diğer yandan bir gün sonra aynı kimyevi Genelkurmay başkanı tarafından yapılan Roboskî’de katlettiği otuz dört gence dair vicdanları zorlayan açıklamaları yayınlayarak kimin yanında olduğunu göstermektedir.
Etik kavramından uzak bir Türk medyasının neden bu kirli ve yalan haberlere ihtiyaç duyduğu ve gerçekleri gizlemeye çalıştığı gün gibi ortadadır. Hiçbir toplumsal sorumluluğu taşımadan yapılan bu kirli, yalan haberlerle sözüm ona kamuoyunu özel savaş hükümeti AKP ve onun kimyevi Genelkurmay başkanı lehine oluşturacak, toplumda özel savaşa olan desteği güçlendirecek.
Evrensel etik değerlerden nasibini almamış bir Türk medyasıyla karşı karşıyayız. Kavram olarak etik değerlerden bi haber olan Türk medyası kendi yurttaşını doğru ve gerçek haberlerle aydınlatıp, bilinçlendirip toplumun yararına yönlendirmesi gerekirken, yani devlet-ordu dışında bir sivil toplum örgütü gibi çalışması gerekirken, bugün adeta özel savaş hükümeti AKP, ordu ve sözde muhalefetin savaş borazanlığına soyunmuş durumda. Hem de toplum, yaşadığı birçok sorundan dolayı içten içe yanan bir volkan misali patlamaya hazır bir konumdayken.
İdeolojisinin merkezinde insan yaşamı ve toplumun geleceği olmayan Türk medyası, toplumun siyasal-sosyal-kültürel olarak çürümesinde önemli bir aktör konumuna gelip dayandı. Kirli ve çürümüş fikirlerin üretiminde ve dolaşımında bu kadar büyük rol oynayan Türk medyası, bir toplumu nasıl uçurumun kenarına getirdiğini artık görmeli. Türk genel kurmayın ve özel savaş hükümeti AKP’nin çizgisinin sadık sözcüleri oldukları sürece yarattıkları bu kirlilik ve çürümüşlükte bir gün kendilerinin de boğulacaklarını bilmeli ve anlamalılar.
Evrensel etik değerlere bağlı bir medya demokratik haklar çerçevesinde Kürt halkının sesini boğmaz. Yalan-yanlış kirli haberleriyle bir halkın özgürlük savaşımını asla çarpıtmaz. Bir halkın sesi, yüreği olan basınını utanmazca hedef tahtası haline getirmez. Tarafsız, özgür ve bağımsız bir medya her topluma, halka hatta bireye eşit mesafede yaklaşır. Kaldı ki barışa, kardeşliğe, özgürlüğe, birlikte yaşamaya elini uzatmış bir halkın en ufak bir talebini, meşru savunma hakkını da görmezden gelmez. Medya etiğine sahip bir basıncılık ezme, inkar etme, teslim alma kültürüyle değil, barışçıl ve eşit haklar çerçevesinde uzlaştıran bir yapıya sahiptir. Maalesef Türk medyası tüm bunlardan yoksun bir çizgi izliyor.
Etik değerlere sahip, toplumsal sorumluluklarının bilincinde olan demokratik, alternatif gerçek medya, sistemin tüm baskıları ve yıldırmalarına rağmen Türk medyasının kirli yüzünü daha fazla deşrifre ederek, toplumla gerçeği daha fazla buluşturacaktır.
Türk medyası gerçekleri gizliyor