
Almanya’dan REFERANDUM notları - 7. Bölüm / Hazırlayan: Osman OÐUZ
Frankfurt, referandum çalışmalarının hem en yaygın hem de en canlı olduğu kentlerden biri. Hayır kampanyasına çok farklı kurumlardan, değişik halklardan insanlar katılıyor. Hayır birliğinin temelini oluşturan önemli bir bileşim de Halkların Demokratik Kongresi-Avrupa (HDK-A).
Frankfurt’un hala yaşayan belki de en eski Türkiyeli göçmen örgütü Türk Halkevi de Hayır cephesinde. Türk Halkevi, 1965 yılında, Türkiye’de Kemalist rejim tarafından kurulan Halkevleri’nden ilhamla kurulmuş. Tüm genel kurullarında İstiklal Marşı okunur, Mustafa Kemal anısına saygı duruşunda bulunulurmuş. Ancak 70’lerden itibaren dernek, sosyalist solla buluşmaya başlamış. Özellikle Türkiye Komünist Partisi, Türk Halkevi içinde etkinleşmiş. Tabiri caizse, Mustafa Kemal anısına yapılan saygı duruşlarının yerini giderek Enternasyonal eşliğinde, sıkılı yumrukla yapılan saygı duruşları almış.
Yaş ortalaması 58
İbrahim Esen, Frankfurt Türk Halkevi’nin şimdiki başkanı. 1945’te Sivas’ın Yıldızeli ilçesinde doğan Esen, derneğin en eski üyelerinden biri. Almanya’ya 1960’ların sonunda geldiğinde bir CHP’liymiş. Devrimciliğe ise Türkiye Komünist Partisi’yle tanışarak başlamış. Bu tanışmayı sağlayan ise Frankfurt’ta yüksek ev kiralarına karşı girişilen mücadele olmuş.
Esen’den önce Türk Halkevi’nin ne olduğunu, ne yaptığını anlatmasını rica ettik. Biraz dertliydi. En büyük sorun, gençlikten yoksun olmak… Derneğin 120 üyesinin yaş ortalaması 58. Böyle giderse birkaç yıl içinde dernek, tam bir emekliler lokaline dönüşecek. Esen, şunları söylüyor: “20 sene önceki ilgi bugün yok. Özellikle de gençliğin hevesi yok. Ayrıca Türk Halkevi’nde kadın çalışması, 90’lı yıllara kadar çok fazlaydı. Kadın üyeler, erkek üyelerden hep daha fazla olurdu. Bugünse kadın üyelerin oranı yüzde 38.”
Türk Halkevi ne yapıyor?
Türk Halkevi’nin üyelerinin geneli ise geçmişte Türkiye solunun farklı özneleriyle birlikte mücadele edenler… Dernekte TKP, TSİP, Dev-Yol gibi pek çok örgütle 40 yıldır yürüyenler ile bugünün Birleşik Haziran Hareketi’nden insanlar bulunuyor. İbrahim Esen de halen bir TKP’li. Fakat öte yandan, “Ben Kürt Özgürlük Hareketi’ni destekliyorum; HDP ve HDK’yi de destekliyorum. Türk Halkevi’nde de bu eğilim ağırlıkta” diyor.
Derneğin devam eden iki önemli projesi var. Biri, yaş ortalamasıyla da uyumlu, emekli çalışması. 50-60 emekliyi her ay kahvaltıda, her yıl ise farklı bir gezide bir araya getiriyorlar; sosyal ve bürokratik sorunlarına çözüm bulmaya çalışıyorlar. Diğer proje ise ‘uyum projesi’. Türk Halkevi’nin esas çalışma alanı da bu. 2009 yılında bir ‘Uyum Ödülü’ de almışlar. Almanca kursları, hem Frankfurt Belediyesi’nin hem de İçişleri Bakanlığı’nın desteğiyle yürütülüyor.
Neden Hayır?
Frankfurt’taki Hayır Platformu toplantıları, Türk Halkevi’nin mekanında yapılıyor. İbrahim Esen, neden Hayır dediklerini şöyle anlatıyor: “Her ne kadar Türkiye’den uzakta yaşasak da, akrabalarımız orada yaşıyor ve biz de o ülkeye gidip geliyoruz. Ülkemizin demokratik olmasını istiyoruz; eşit haklar istiyoruz. Türk ile Kürt’ün, Alevi ile Sünni’nin eşit ve kardeş olmasını istiyoruz. Bir arada yaşama kültürü ülkemizde mutlaka gelişmeli. Ama bu antidemokratik uygulamalarla bunun gelişebileceğine inanmıyoruz.”
AKP-PEGİDA benzerliği
Esen, referandum sürecinde ortaya çıkan Türkiye-Avrupa gerilimi tartışmalarını ise PEGİDA’nın yaptıklarıyla benzeştiriyor: “PEGİDA buradaki Müslümanlarla Müslümanlardan biraz uzak olan insanları birbirine düşürmek istemişti. Şu anda yapılan oyun da bu. Türk Halkevi bu alanda görevini yapıyor. Burada yarın Hayırcılarla Evetçiler arasında bir çatışma çıkmasın, diyoruz.”
‘Kaygılar yersiz, Evet güçlenmedi’
Peki bu gelişmeler ‘Evet’ cephesini motive etti mi? Esen, bu kaygının büyük oranda yersiz olduğu görüşünde. Şöyle açıklıyor: “Ben referandum konusunda ev ziyaretleri yapıyorum. Bir AKP’li çıktı, adam ‘Ben Evet diyeceğim’ dedi, tartışmaya bile girmedi. Genelde doğrudan Evet diyenlerin yaklaşımı böyle. Peki Almanya Evet diyenlerin ekmeğine yağ mı sürüyor? Sokağa bakıyorsunuz, öyle çok büyük bir şey yok. Bazı kararsızlar Evet tarafına geçebilir mi? Geçebilir. Ama bir de şunu düşünmemiz lazım: Bize Avrupa lazım ve Avrupa artık bizi kabul etmiyor. Üstelik AKP bizi rezil rüsva etti. Böyle diyenler de var. Bu yüzden de ‘Bunlara artık Evet demeyelim, gitsinler’ diyenler var. Hatta bu meseleden Evet demeye motive olanlar azınlıkta; çoğunluk, ‘Bunlar Türkiye’yi batırdılar, haysiyetini bırakmadılar, Avrupa’da söz söyleyemez hale getirdiler’ diyor. Biz de insanlara bunu anlatmaya çalışıyoruz.”
Konuşma sırasında araya giren Aksaraylı Türk Halkevi üyesi Mehmet de İbrahim Esen’le aynı görüşte: “Adalet ve Kalkınma Partisi, evet, Türk olmayı da Batı’da utanç haline getirdi. Ama hangi Türk? Erdoğan’ın peşinden gidenler rezil oldu.”
‘Erdoğan ülkemizi böyle tanıttı’
Aynı duruma, “Frankfurt’ta doğmuş, Türk Halkevi’nde büyümüş” ve şimdi dernekte yöneticilik yapan Nalan Esen de dikkat çekiyor. “Burada Türklere yaklaşım gün geçtikçe değişiyor” diyen Esen, devam ediyor: “İşyerine gittiğim zaman arkadaşlarım sürekli bana sorular soruyor. Geçenlerde bir iş arkadaşım bana, ‘Sen Türkiye’ye gittiğin zaman kapanıyor musun’ diye sordu. Bunu sordular bana. Bütün medya şu anda Türkiye’yi konuşuyor, AKP’yi konuşuyor. Alman arkadaşlarım çok tepkili. Yanlış düşünüyorlar Türkiye adına. Ama sağolsun, Tayyip Erdoğan memleketimizi artık böyle tanıttı.”
Tehliryan’ın köylüsü Korkmaz: Yetmez ama HAYIR

Mustafa Korkmaz, Frankfurt’taki Hayır çalışmalarının en tanıdık yüzlerinden biri. Aslında Frankfurt’taki mücadeleci Türkiyeli göçmenler açısından da öyle… Zira 1979 yılından bu yana kentte ve neredeyse geldiği günden bu yana “Nasıl mücadele ederim” üzerine kafa yormuş.
Korkmaz, 1963’te Erzincan’ın Pekeriç (Yeni adıyla Çadırkaya) kasabasında doğmuş. Bu kasabanın özel bir anlamı var. 1915’e kadar yarısı Ermeni’ymiş; bu tarihten sonra ise Ermenilere dair hiçbir iz bırakılmamış. Fakat köyde bu izlere, diğer yerlerdeki düşmanlıktan da çok daha büyüğüyle saldırmışlar; Ermenilerden hiçbir hatıra bırakmamak istemişler. Mezarlıkların üstüne evler koymuşlar; kiliseyi yıkıp taşlarına ayırmış, taşları farklı farklı yapıların inşaatında kullanmışlar. “Nedenini yıllar sonra öğrenebildim” diyor Korkmaz ve devam ediyor: “Meğer Ermeni Soykırımı’nın mimarlarından olan Talat Paşa’yı 15 Mart 1921’de Berlin’de ensesinden vurarak öldüren Soğomon Tehliryan da Pekeriçliymiş. Herhalde bundan dolayı kasabamıza özel bir muamele layık görülmüş.”
Korkmaz, Almanya’ya geldikten sonra, birçok göçmenden farklı bir rota izlemiş. “Tamam” demiş, “orası benim doğduğum yer ama burası da dünyanın bir parçası.” Sadece “bir göçmen olarak” mücadele etmek, politikaya göçmen kimliğiyle dahil ve müdahil olmak istememiş. Hatta sohbet arasında, Sol Parti’deki bir seçim anısını anlattı. O seçimde aday olmuş ve demiş ki, “Bana sadece göçmen olduğum için oy verecek olan, gitsin oyunu başkasına versin. Birbirimizle göz hizasından konuşalım. Sizin görüşleriniz olduğu gibi benim de var ve sadece göçmen kimliğimle değerlendirilmeyi istemiyorum.”
‘Göçmen mücadelesi’ derken...
Velhasıl Korkmaz, “İşçi sınıfının vatanı yoktur” deyip yola koyulmuş ve şimdilerde ise Sol Parti’nin aktif bir üyesi. Bunun yanında Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) üyesi ve HDK-A çalışmalarının da yürütücülerinden.
Referanduma geçmeden önce Korkmaz’la, hakkında bir hayli deneyim sahibi olduğu “göçmen mücadelesi” üzerine konuştuk. Bu konuda oldukça dertli. “Göçmen örgütlenmeleri genelde saz kursu, folklor kursu, futbol turnuvası yapıyor; din iman işleriyle ilgileniyor” diyor ve devam ediyor: “Oysa göçmenler burada kendi öz örgütlenmelerinde örgütlenmeli. Göçmenlikten kaynaklanan yapısal ve yasal dışlanma gibi kocaman bir sorun var. Artan ırkçılık, eğitim sorunları, yaşlıların yaşadığı problemler, işsizlik, konut bulma… Bir yığın sorunlar karşı karşıyayız. Bu sorunlara sahip çıkan göçmen örgütü ise yok. Gerçi tek tip göçmen de yok artık, bunu da dikkate almalıyız. Mesela 5 Euro’ya işçi çalıştırıp sömüren göçmen de var; asgari ücretin çok altında bir maaşa çalışmak zorunda kalan da… Biz daha çok ezilenlerin, emekçilerin, horlananların, toplumun kaybedenlerinin örgütlenmesini yaratmak zorundayız.”
‘Tek adam’ hiç iyilik getirmedi
Peki Korkmaz, neden Hayır diyor? Ötesi: Neden Frankfurt’taki Hayır çalışmalarına bu motivasyonla dahil oluyor? Şöyle anlatıyor: “Tek bir cümle ile ifade edersem: Tek adam diktasına karşı olduğumdan… Bu, Erdoğan’dan bağımsız olarak da böyle. Bir kişiye bu kadar yetkinin toplanması, tarihin hiçbir döneminde ve hiçbir ülkede pozitif sonuç doğurmadı. Eğer Evet çıkarsa, toplumsal kazanımlar olan, mücadeleyle kazanılmış olan parlamento, basın özgürlüğü, kişisel özgürlükler, daha da zayıflayacak. Savaş mı, barış mı gibi konulara bile tek kişi karar verebilecek.”
Korkmaz’a göre, sadece Hayır demek de yeterli değil; “Biz demokrasiyi talep etmeliyiz” diyor.
‘Kriz her yerde sağa yaradı’
Almanya ve Hollanda başta olmak üzere Avrupa ülkeleriyle Türkiye arasında yaşanan gerilimi Korkmaz, “tesadüfi” görmüyor. Türkiyeli siyasetçilerin böyle bir gerginliği özellikle provoke etmeye çalıştığını söylüyor ve iddiasını şöyle açıklıyor: “Birçok seçmen için artık mesele oylanacak anayasa taslağı değil. Almanya’nın, Hollanda’daanın ‘gelişen Türkiye’ye’ tahammül edememesi, Nazilik falan… AKP, yine mağduriyet ve gerginlikle oy toplamaya çalışıyor. İşte geçen bir AKP’li yazar, ‘Ben olsam ‘Teşekkürler Merkel’ diye gazetelere ilan verirdim’ diyordu. AKP milletvekilleri de keyifle izliyor olanları. Bu kriz süresince hem Türkiye’de hem de Almanya’da sağcılar, ırkçılar puan topluyor. Hollanda’da Wilders, Almanya’da AfD… Irkçılık meşrulaştırılıyor, yaygınlaştırılıyor. Ve gelecekte asıl bu sonuçlarla uğraşmak zorunda kalacağız. Seçimler gelip geçici ama bu atmosferden beslenen ırkçılık yayıldıkça zorlayıcılığı artacak.”
Hanau AKM’de Hayır oranı yüzde 100

Almanya’nın Hanau kentinde 1997’den beri çalışmalarını sürdüren Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na bağlı Alevi Kültür Merkezi’nde de temel gündem referandum. Çalışmalar hakkında bilgi veren AKM Başkanı İhsan Ataş, üyelerinin yüzde 100’ünün Hayır dediğini anlattı. Hayır kampanyaları doğrultusunda 7 kişilik bir çalışma grubu oluşturduklarını, 2 bin 500 el ilanını posta kutularına dağıttıklarını ve seçmenleri sandığa taşımak konusunda planlamalar yaptıklarını belirten Ataş, “Aleviler olarak sadece birilerini sevmiyoruz diye Hayır demiyoruz. Biliyoruz ki referandumdan Evet çıkarsa Aleviler, çok daha fazla sorunla karşı karşıya gelecek” dedi. AABK, Hayır çalışmalarını “Birlikten Hayır doğar” ve “Hayır’lar hayır ola, şerler defola” sloganlarıyla yürütüyor.
