AKP iktidarı, askeri darbeler rejiminden sonra, dün bir ilki gerçekleştirdi ve 15 milyon nüfuslu İstanbul şehrini, polis işgaliyle esir aldı.
Her dediğinin, içtiği yeminin tersini yapan tutarsızlığıyla AKP iktidarı arttık, hiç bir dünyalıyı şaşırtmıyor.
Neyi şaşırtsındı ki, polis, öteki polisi takibe alıp, "çeteci" diye avlıyordu. "Vatana hizmet tertibinden" göğsüne madalya kondurulan generaller, ertesi gün "teröristbaşı" diye tutuklanıyordu. Hırsızlar, soyguncu ve dolandırıcılar sosyetesinin seçkinleri diye aranan, polisçe takip edilen, savcılarca haklarında yakalama kararı çıkarılanlar, ertesi gün "camilerin en vicdanlı dindarları, ülkenin en has namuslusu, vatan sevgisi konusunda da en birinci vatansever" olarak bizlere sunuluyorlardı.
O nedenle her şeye alışıktık.
Hitler ve Musolini’den beri ilk defa, "Türk tipi demokratik rejimde" ele aldığı dava dosyası hakkında verdiği karar nedeniyle yargıçlar tutuklanıyordu. Dünyanın her yerinde davalar tartışma konusu oluyor, kararlar iptal de oluyor, ama günümüz dünyasında yargıç tutuklması bir ilkti.
Tıpkı bir saat öncesine kadar birinci sınıf vatansever olan Genelkurmay Başkanının aniden teröristbaşı ilan edilmesi gibi…
İşte böyle bir rejimde, işçilerin evrensel şenliği gününde, 15 milyonluk şehrin yolları barikatlarla tutuluyor, limanlar kapatılıyor, tren, tramvay ve metrolar durduruluyor, 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri darbelerinden sonra, ilk defa işe gidip çalışacak insanların ekmeği, kazancı gasp ediliyor, doktora, hastaneye, ilaca yetişemeyecek hastanın hayatı çalınıyordu…
12 Mart 1971 askeri darbesinden sonra, generaller rejimi İstanbul’da yaşayan bütün insanları evlerinde hapsederek arama yapmış, 12 Eylül 1980 generalleri de, ilk 1 Mayıs’ta, tıpkı yıllar sonra AKP iktidarının yaptığı gibi yolları, kavşakları tutmuş, tren, vapur seferlerini iptal, Taksim meydanını, yığdığı askeri güçle işgal edip Türk bayrağını dikerek işçi bayramını yasaklamış, kendilerince ülkeyi kurtarmış, pek çok kesimce alkışlanmışlardı.
AKP rejimi, çalışanların bayramlarını boğmak için, otobüs ve uçaklarla dört bir yandan takviye polis gücünü taşıyarak İstanbul şehrini kuşatıyor, ortalık zehirli gaza boğuluyor, muhtemel şüpheliler tekmelenip, yumruklanarak, eli coplu, kim oldukları meçhul sopalılar tarafından kemikleri kırılarak kelepçeleniyordu.
Kenan Evren darağaçlı, işekenceli düzenden sonra rekor düzeyde bir oyla Cumhurbaşkanı seçilmişti.
Şimdi, 7 Haziran'da seçim var. Acaba, AKP’nin oy torbaları, yine en çok çalışanların yığıldığı semtlerde mi dolacak?
Dolan oy toralarına şaşmayın: Şaşarsanız şaşkınlık olur. Çünkü, burası Türkiye…
"Burası Türkiye" olduğu için, AKP maskesini atmış, NATO ittifakından sıyrılıp, demokrasi korkusu hastalığından muzdarip Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar diktası eksenine kaymış, hasretini çektiği "medeniyette" yerini almıştır.
Bu satırların yazıldığı saatlerde İstanbul, hala yasak şehirdi.
Yasak şehrin insanlar zehirleniyor, sokakta yakalananlar, eski çağların söz dinlemeyen köleleri gibi dayak yiyor, toplama merkezlerinde istifleniyorlardı…
Ve vicdanlı olduklarını söyleyen insanlar 7 Haziran’da işkenceciye oy vermeye hazırlanıyordu.
Ben buna şaşmıyorum. Çünkü, kimilerine göre devlet, yurttaşlarıyla savaşan sistemdir. Yalan söyler, dolandırmaya çıkar, haklarını, ekmeğini, suyunu çalar, kafasına vurur…
Ayrıca, kimilerinin çocuğunu askerliğe ve okula gönderirken, "eti senin, kemiği benim" demesi boşuna değildir.