
Siirt’in Şirvan ilçesindeki bakır madeninde meydana gelen heyelanda 16 işçi göçük altında kaldı. Dün öğlene kadar 4 işçinin cansız bedenine ulaşıldı. AFAD Başkan Vekili Halis Bilden, dün öğleden sonra yaptığı açıklamada, “Canlı ulaşabileceğimizi tahmin etmiyorum” dedi.
İşçi cinayetleri, ucuz işgücü ve sosyal güvencesizliğin zirvede olduğu Türkiye’de önceki akşam yeni bir katliama imza atıldı. Siirt’in Şirvan ilçesinin Maden köyünde akşam saatlerinde heyelandan göçük meydana geldi; 16 işçi göçük altında kaldı. Göçük altında kalan 16 işçiden gece saatlerinde Savaş Kızılkan ve Murat Ant’ın cansız bedeni çıkarıldı.
Siirt Valiliği ilk açıklamasında, 3 işçinin cesedinin çıkarıldığını açıkladı. Ancak valilik ikinci açıklamasında, 1 işçinin cesedine ulaşıldığı, iki işçinin ise cesedinin bulunduğu yerin tespit edildiği belirtilerek, kayıp 13 işçinin ise arama çalışmalarının sürdüğü ifade edildi. Valiliğin açıklamasında şirketin ismini vermekten kaçınarak “Özel bir bakır işletmesi” demesi dikkat çekti.
Açıklamada, çevre illerden bölgeye çok sayıda arama kurtarma ekiplerinin yönlendirildiği savunularak, “Bölgede arama-kurtarma çalışmaları heyelan riskinin devam etmesi nedeniyle AFAD, Kızılay, Sağlık Bakanlığı, şirket yetkilileri ve Jandarma desteği ile kontrollü bir şekilde yürütülmektedir” denildi.
Ciner’den açıklama
Ciner Grubu, Park Elektrik şirketinin resmi internet sayfasında Siirt’in Şirvan ilçesine bağlı Madenköy’de bulunan Madenköy bakır sahasında bakır madeninin çıkartılarak üretim ve satışının yapıldığı yazıyor. Heyelanın, Ciner Grubu’na bağlı Park Elektrik’in taşeron şirketi Antlar İnşaat’ın çalışması sırasında meydana geldiği ifade edildi.
Park Elektrik’in Kamuyu Aydınlatma Platformu’na (KAP) yaptığı açıklamada şu ifadeler yer aldı: “İlk belirlemelere göre aşırı yağışlar nedeniyle heyelan meydana gelmiştir. Kurulan kriz masasının çalışmaları devam etmektedir. Bölgede toprak kayması riskinin devam ettiği de dikkate alınarak Madenköy bakır madeni sahasında üretime ara verilmiştir. Gelişmeler kamuoyu ile paylaşılacaktır.”
Park Elektrik Üretim Madencilik AŞ.’nin internet sitesindeki bilgilere göre 1969 yılında Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından işletilmeye başlanan maden, 2004’te şirkete devredilmişti.
Çalışma yapılmıyor
HDP Siirt Milletvekili Besime Konca ile HDP Siirt İl Eşbaşkanı Abdullah Çetin olay yerinde incelemelerde bulunmak için maden ocağına gitti. Besim Konca, kurtarma çalışmalarının dün öğle saatlerine kadar yapılmadığını duyurdu.
Göz göre göre geldi
Yakınlarını kaybedenler ve burada çalışanlar, madende daha önce benzer kazalar olduğunu, meydana gelen çatlakların toprakla kapatıldığını ve kazanın göz göre göre geldiğini söyleyerek maden şirketini suçladı. İşçiler, Ciner Grubu’na bağlı Park Elektrik AŞ‘ye ait madende iki hafta önce de kaza meydana geldiğini ve bir işçinin hayatını kaybettiğini hatırlattı.
Madene 2 kilometre uzaklıktaki Maden köyünde yaşayan ve aynı madende işçi olan Müslüm Ant, Al Jazeera’ye şunları söyledi: “2 hafta önce yine dinamit patlattıklarında 22 yaşındaki Fatih Durak, kafasına kaya düşüp öldü. Pazar günleri dışında her gün dinamit patlatılıyor. Köy ve çevresinde yer yerinden oynuyor. Göçüğün olduğu yerdeki tepenin yamacı haftalardır gözle görünür şekilde çatlaktı. Önlem almak yerine kamyonlarla toprak taşıyıp çatlakları kapatıyorlardı.”
16 kişi
16 işçinin adları, görevleri ve memleketleri şöyle:
* Savaş Kızılkan: Ekskavatör operatörü (Amed)
* Kerem Arat: Ekskavatör operatörü (Şirvan/Derinçay)
* Murat Ant: Ekskavatör operatörü (Şirvan/Madenköy)
* İbrahim Kılınç: Ekskavatör operatörü (Siirt)
* Kasim Tari: Ekskavatör operatörü (Amed)
* Şefik Tuncer: Ekskavatör operatörü (Batman)
* Sedat Bulut: Rok operatörü (Şirvan/Otluk)
* Abdurrahman Sönmezsoy: Rok operatörü (Batman)
* Reşit Can: Kamyon şoförü (Siirt/Yağmurtepe)
* Halil Başer: Kamyon şoförü (Siirt/Kurtalan)
* Mahmut Batumak: Kamyon şoförü (Şirvan/Taşkaya)
* Bedrettin Caylı: Kamyon şoförü (Şirvan/Yatağan)
* Nusret Beyazalma: Kamyon şoförü (Van/Edremit)
* Yavuz Yıldız: Kamyon şoförü (Şirvan)
* İsmail Tekin: Kamyon şoförü (Siirt/Eruh)
* Abdulbaki Aydın: Kamyon şoförü (Siirt/Eruh)
Ant, madende daha önceki gibi palya (basamak) açılması yoluyla maden çıkarılması gerektiğini ancak bunun yerine dinamit kullanıldığını söyledi: “Palya açılması gerekiyordu ama açılmıyor. Göçük olan tepenin arka tarafında da toprak gevşemiş durumda ama önlemler çok yetersiz. Bir amcaoğlumu çıkardılar. Hâlâ toprak altında yakınlarımız var. Kaza göz göre göre geldi.”
Açık madenlerde basamaklar açılarak işlenecek toprağı elde etme yöntemine palya sistemi ismi veriliyor. Ant, madende palya sistemi yerine dinamit kullanılarak toprak elde edilmeye başlandığını vurguladı. Müslüm Ant, kaza sonrası işletme müdürünün de madeni terkettiğini aktardı.
Burada çalışan bir başka madenci, Süleyman Azrak da Müslüm Ant’ın söylediklerini doğruladı ve “Çöken dağda çatlak vardı. Önlem alınmadı” dedi ve şunları ekledi: “3 ay önce de bunun tam karşısında göçük oldu. Gündüz olduğu için insanlar kaçtılar kimseye bir şey olmadı. 16 kişi toprağın altına girdi artık önlem alsalar ne olur almasalar ne olur.”
Abdülbari Arat’ın oğlu Kerem göçük altındaki işçilerden biri. “Oğlum Kerem göçüğün altında. Engelli bir çocuğu var. “Burada bekliyoruz umutla” diyor ve o da şirketin ihmalini gündeme getiriyor: “Dağdaki kayma ve çatlaklar için çok uyardık. Dinamitle patlatıyorlar taşlar düşüyor, adamın kafasına taş geldi, öldü. İşletme müdürüne tehlikeli olduğunu söyledik ama ‘Siz karışmayın’ dedi. 3 ay önce de göçük oldu. Tam bu göçüğün karşı tarafında. İki ay işletme kapalı kaldı. Yeniden açıldığında ‘Aradaki farkı kapatmamız lazım’ diyerek oğlumu ve diğer işçileri 3 vardiya çalıştırdılar. Yağmurla dağlardaki toprak gevşiyor, dinamitle sarsılınca elbet çökecek.”
25 Temmuz’da da
Türk medyasına göre 3 vardiya halinde 15 kişilik ekipler halinde çalışan işçiler, yamaçtan kopan binlerce ton toprak veya kaya parçasının sahaya akması nedeniyle göçük altında kaldı.
Aynı bölgede 25 Temmuz tarihinde de heyelan meydana gelmişti.
İHD rapor hazırlamıştı
2004 yılında kurulan maden ocağı bölge insanının sağlığını ciddi biçimde etkiliyordu. Köylülerin 2010 yılında İnsan Hakları Derneği’ne yaptığı başvuru üzerine bölgeye giden heyet, incelemelerde bulunmuş ve madendeki tehlikeyi raporlamıştı. Bölgede yaşayan tüm canlı populasyonuna zarar veren maden işletmesinin atık suyundan içen çok sayıda hayvanın zehirlenmesi üzerine bölgeye giden İHD heyeti, şirketin yetkilileri ile görüşememiş, ancak Madenköy sakinlerinden bilgi almıştı.
İHD’nin raporunda ifadesine yer verilen Şakir Anık adlı yurttaş, fabrika kurulmadan önce tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağladıklarını, ancak siyanür ve kimyasal atıklardan dolayı artık bu geçim kaynaklarının ortadan kalktığını anlatmıştı. Köylüler, valilik ve kaymakamlığa yaptıkları şikayetin ardından hem şirket yetkililerinin hem de güvenlikçi olarak görev yapan korucuların ölüm tehditlerine maruz kaldıklarını vurgulamıştı.
İHD raporunda, maden ocağının çok büyük hayati tehlike arz ettiği, mevzuata göre çalıştırılmadığı, çevre kirliliği yarattığı ve genel sağlığı tehlikeye attığı tespitlerine de yer verilmişti.
Çocuk işçiler
Son üç buçuk yılda en az 194 çocuk işçi iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi:
* 2013 yılında en az 59 çocuk işçi,
* 2014 yılında en az 54 çocuk işçi,
* 2015 yılında en az 63 çocuk işçi,
* 2016 yılının ilk beş ayında ise en az 18 çocuk işçi yaşamını yitirdi.
OHAL ölümleri arttırdı
OHAL’in zifiri karanlığında kiralık işçilik dahil, kayıt dışı düşük ücretle kölelik koşullarında güvencesiz kadrosuz çalıştırmanın yanı sıra ücretlerin zamanında ödenmemesi, işyerinde mobing, taciz, işten atma ve iş cinayetleri şeklinde çalışma hayatında insan hakları ihlalleri yaşanıyor.
Açlık sınırının bin 492 lira olarak açıklanmasına karşın, yoğun emek sömürüsüne maruz kalan milyonlarca işçi, devletin asgari ücret olarak ilan ettiği bin 300 liranın altında çalışmaya mahkum ediliyor. Ayrıca işçilerin alın teriyle, emeğiyle hak ettikleri ücretleri bazı iş kollarında zamanında ödenmiyor.
Hükümetin OHAL döneminde İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği önlemlerini içeren yasaların yürürlük tarihini erteledi.
İşçi ölümleri artarak devam etti; OHAL’in 1. dönemi olarak ifade edilen 21 Temmuz-21 Ekim tarihleri arasında 513 işçi yaşamını yitirdi.

Her ay 100’den fazla
Sosyal Güvenlik Kurumu’nun verilerine göre 2007 yılı ile 2010 yılı arasında dört yılda ölenlerin sayısı 4 bin 523 olmuştu. Bu ayda ortalama 94 işçinin hayatını kaybetmesi demek. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin yayımladığı istatistiklere göre 2015 yılında en az bin 730 işçi hayatını kaybetti. Bu ise ayda ortalama 133 işçinin hayatını kaybetmesi anlamına geliyor.

HABER MERKEZİ