Halk Cephesi adı altında HDP seçim stantlarına saldırılar gerçekleştirildi. Saldırılar durduruldu ancak, HDP’ye yönelik ırkçı faşist saldırılardan farklı olarak, bu bir "sol içi" çatışma mıydı? Bir provokasyon muydu? tartışmaları devam ediyor.

Kelime anlamı kışkırtma, tahrik olan provokasyon; "herhangi bir kişiye, gruba, kuruluşa veya devlete karşı girişilen ve onları sonradan ağır sonuçlar verecek bir karşı eylemde bulunmaya zorlayan, önceden tasarlanmış girişim" olarak tanımlanmakta.
Bu saldırı olaylarında da saldırganlara aynı şekilde karşılık verileceği ve karşılıklı bir çatışma ortamının doğabileceğinin hesabı yapıldı denilebilir. Buradan hareketle bu saldırılarda kim ve kimin olanakları kullanılmış olursa olsun; Selahattin Demirtaş’ın Cumhurbaşkanlığı seçim çalışmaları sırasında ortaya çıkan başarısını gölgelemek, çalışmalar sırasında ortaya çıkan toplumsal dayanışmayı, birlikte başarma arzusunu zedelemek için karşıtlarınca organize edilmiş bir provokasyondu denilebilir.
Belirtmek gerekir ki; bu olayların yaşanmış olması başlı başına çok can sıkıcı. Ve bu saldırılar şimdilik durdurulmuş görünse de, örgüt tarafından yapılan açıklamayı dikkatle okuduğunuzda, bu provokatif saldırıların tekrarlanmayacağı anlamına gelmediğini görüyorsunuz.
Örgüt açıklamasında; örgüt adını kullanarak bu saldırıları düzenleyenler benden değil, benim adıma sadece şu bilgi kaynağına güvenin, diğer kaynaklardan yapılan açıklamalar da beni bağlamaz deniyor.
Halk Cephesi’nin bu saldırıları resmi olarak onaylamadığını belirttiği bu açıklama, başlı başına önemli elbette. Saldırılar başladığında bu olayı bir sol içi çatışma olarak yorumlayanlara ve oradan hareketle hararetle "sol"a saldıranlara da bir cevap.
Her ne kadar, "sol içi" çatışmaların yarattığı olumsuz sonuçları pek çoğumuz bilir ve hatırlamak bile istemezken  bu olaydan endişelenmemek mümkün değilse de, "sol"u kötülemek için pusuda bekleyenlerin düşmanca yorumlarına ve yaklaşımlarına prim vermek de hiç doğru değil.
Kaldı ki burada olayın "Türk solu" ve "Kürt solu" klasiğine sokulmaya çalışıldığını söylemek de mümkün ki bu durumu daha da sıkıntılı bir hale getiriyor. Ve sadece cumhurbaşkanlığı seçimleri değil halkların kardeşliğine yönelmiş düşmanca bir amacı içinde barındırıyor. Saldırıların durdurulmuş olması ve örgütün bu saldırıları onaylamadığı yönündeki beyanı bu açıdan da oldukça önemli ve kimi yerlerde örgüt olanakları kullanılarak yapılmış olsa da olayın bir provokasyon olduğunu ortaya koyuyor.
Bu aşamada gerekli olansa laf yarıştırmak, öylemiydi böylemiydi diye yorumları çoğaltmak yerine önleyici tedbirleri almak olmalı. HDP’nin olaylar karşısında halkı sukûnete çağırması bu açıdan çok yerinde bir tutum oldu diyebiliriz. Gerek diğer muhalif toplumsal yapıların tepkileri, gerek HDP’nin kitlesini saldırılardan uzat tutma çabası organize edilen provokasyonu başarısız kıldı. Ancak bu, provokasyonların son bulduğu anlamına gelmiyor.