Son yıllarda, Kuzey Kürdistan Hareketi’ni “marjinalleştirmek” gibi bir kurgu dolaşıp durdu.
Her Kürt hanesine “tecavüz” eden Türkiye’deki yeni yönetim, Kürt kadrolarını hedef aldı. KCK davası olarak bilinen davada, Kürtler’in “kafasını koparmak” gibi bir operasyonu harekete geçirildi.
Roboskî katliamıyla, Kürt Hareketi’nin kaynağı kurutulmak istendi.
Olmadı.
Birileri “gitti”, binler harekete geçti.
Kürt Hareketi’ni “marjinalleştirmek” isteyen politikacılar, radikal “Türk Solu”nu örnek verdiler.
Yanıldılar.
Büyük yanılgı, Kürdistan ile Türkiye’yi aynı mekan yerine koymalarıydı.
Türk radikal solu, Türkiye’deki “İşçi Sınıfı” milli giysilere mecbur edildiği için tabansız kaldı.
Türk işçi sınıfı, Kürdistan’daki emekçilerle arasındaki uçurumu kapatmak için köprü atmada yetersiz kaldığı için, “İşçi Aristokrasiliğine” boyun eğdi.
Türkiye’de Marksist damar yokedilemedi ancak, bahsedilen “Türk solu” “küçüldü”.
60’lı ve 70’li yıllarda Türk İşçi Hareketi vardı.
80’li yıllardan sonra Türk İşçi Hareketi’nden bahsedilmedi: Yerini “Türk Solu” kavramına bıraktı.
Kuzey Kürdistan için “Kürt Solu” kavramı kullanılmadı.
Türkiye’de “sınıf” mevzileri zaptedildi. Geriye “Türk solu” kaldı.
Kürdistan’da Halk Hareketi gelişti, “Kürt solcuları” bu harekete entegre oldular.
Bu Kürdistan genelinden gelen bir gelenek oldu.
Baba Barzani döneminde, Celal Talabani ve arkadaşları “Solcu” olarak lanse edildiler.
KDP’de Felakettin Kakayi her dönemde “Sol” görüşlü olarak bilindi.
Kuzey Kürdistan Hareketi de bir ayrıcalık arz etmiyor.
Bunu yakından izah etmeden, birkaç hipotezimi yazmak istiyorum:
Kürdistan’da “Solcular”, halk tarafından akıllı/cazip görülürler.
Ancak, “Solcular”ı halka taşıyanlar, “halk önderleri”dirler.
İkisi birbirini tamamlar.
Yine de “Halk Önderleri” olmaksızın, Kürdistan’daki kitleleri harekete geçirmek mümkün değildir.
Hemen örneklere geçmek istiyorum:
Uzun yıllardan beri takip ettiğim, televizyondan dinlediğim, yazılarını okuduğum ve duruşlarını izlediğim dört Kürt şahsiyetini, algıladığım gibi aktarıyorum:
“Solcu” tipolojisine yakın olanlarla;
“Halk önderi” tarifine uyan şahsiyetler var.
Yakından takip ettiğinizde, Duran Kalkan’ın “Sol/Sosyalist” kavramına yakın bulursunuz.
Mustafa Karasu, Duran Kalkan ile aynı zemine dayanıyor.
Murat Karayılan “Halk Önderi” kavramına yakın.
Cemil Bayık, Murat Karayılan ile aynı zeminde duruyor.
Duran Kalkan ve Mustafa Karasu Kürt kadrolarına;
Murat Karayılan ve Cemil Bayık, Kürt emekçi kitlelerine hitap ediyorlar.
Ve önemlisi, Karayılan ve Bayık, Kalkan ve Karasu’yu kitlelere taşıyorlar.
Ve sonuçta: Kuzey Kürdistan Halk Hareketi’nin bileşenleri oluyorlar.
…
Bir de benim gibileri var.
“Sol” tipolojisine sığıp sığmadığımı bir yana bırakarak bir anekdotu aktarmak istiyorum:
Yakın dostlarımdan Êzîdî bir bayan Güneybatı Kürdistan’a misafir oluyor. Meydan köyünde MEDYA-TV’i izliyorlar.
Canlı programda ben de varım, Kürtçe konuşuyoruz.
Programı izleyen köylü bir Kürt kadını bu dostuma dönerek: “Ne kadar güzel konuşuyor, ama hiçbir şey anlamıyorum”.
…
Sonuç: “Türk Solu”nun söylediklerini Türk İşçi Sınıfı’na tercüme eden sendikacılar, bertaraf edildikten sonra, geriye sadece “Türk Solu” kaldı.
Kürdistan’da “Kürt Solcu/Sosyalistleri” “Halk Önderleri”nin gölgesinde kalmadılar, Kürdistan’daki topluma endeksli diyalektik, tarihi bir görev bölümü sonucu, bu iki tipolojiyi doğurdu.
Ve bugünkü tabloda, gözetim ve kumanda Halk Hareketi’ne geçti.
Türk solu var Neden Kürt solu yok?