Türk Cumhurbaşkanı’nın Kürtlere ‘terk edin’ tehdidine yanıt veren Karayılan, “Kürt halkı 12 bin yıldır bu topraklarda. Siz 948 yıl önce Kürtlerin yardımıyla Anadolu’ya geldiniz. Kim kimi kovuyor? Kürdistan’ı terk edecek olan Kürtler değil, Türk sömürgeciliğidir” dedi.
Halk Savunma Merkezi Karargâh Komutanı Murat Karayılan, açlık grevi direnişinin toplumsal ve askeri ayağının eksik kaldığını belirterek, tutsak ailelerinin toplumsal ayağı için öncülük yapmasının, tüm yurtseverlerin de merkezi talimat beklemeden inisiyatif almasını istedi.
Halk Savunma Merkezi Karargâh Komutanı Murat Karayılan, Dengê Welat radyosunun Özel Programı’nda Rosida Mardin’in sorularını yanıtladı. Newroz’u açlık grevi direnişiyle karışladıklarını belirten Karayılan, özgürlük mücadelesinin Newroz ateşiyle daha da gürleşeceğini söyledi. Bu direniş hem hem Kürt Özgürlük Hareketi hem de Kürdistan halkı için önemli olduğunu kaydeden Karayılan, “Bu sıradan bir şey değildir. Direniş gittikçe yaygınlaştı, katılımlar oldu ve zindandaki tutsakların büyük çoğunluğu şu anda eylemdedir. Böylesi tarihsel bir karakterde ve önemde olan ‘Tecridi kıralım, faşizmi yıkalım, Kürdistan’ı özgürleştirelim’ hamlesiyle 2019 Newroz’una giriyor ve yılı böyle karşılıyoruz” dedi.
Toplumsal ve askeri eksiklikler
Newroz ruhuyla birlikte bu direniş hamlesinin daha da büyüyüp gelişeceğine inandığını söyleyen Karayılan, direnişin toplumsal ve askeri ayaklarında eksiklikler olduğunun altını çizdi. Karayılan, şöyle devam etti: “Yapılan çağrılara cevaben halkımızın direnişi büyütme çabası var ama buna karşı düşmanın yoğun faşist baskı ve saldırıları var. Yurtsever insanlarımız HDP binalarına gidip açlık grevi eylemine giriyor, onları bile tutukluyorlar. Faşist askeri cunta döneminde bile böyle değildi. 1980’lerde bir insan açlık grevine girdiğinde devlet gelip de onu tutuklamazdı ama AKP-MHP faşizmi, kendisini aç bırakarak tutum sergileyen, en doğal sivil itaatsizlik hakkını kullanan insanlara bile saldırmaktadır. Gelişmeler gösteriyor ki; eylemsellik sürecini örgütlü karşılamada yetersizlikler vardır. Her ne kadar yasal alanda seçim vb çalışmalar olsa da toplumsal direnişi örgütlemede zayıflıklar vardır.
İnisiyatif tüm yurtseverlerde
Faşizmin böyle kol gezdiği ortamlarda tüm yurtseverler inisiyatifli olmalıdır. Birkaç yurtseverimiz bir araya gelip bir eylem yapabilir, başka bir yerde bir grup yurtsever farklı şeyler yapabilir. Böylesi dönemlerde yurtseverler, direnişe gönül verenler, yukarıdan, merkezlerden çok fazla beklentiye girmemeli, ne yapabiliyorlarsa kendileri yapmalıdır.
Aileler öncülük edebilir
1980’lerde cezaevi direnişleri olduğunda tutsak aileleri öncülük etti. Şimdi de tutsak olup direnişe katılan arkadaşların aileleri bu temeldeki bir direnişe öncülük edebilirler. Hiç kimse de onları engelleyemez. Çünkü çocukları direniştedir, şehadete doğru gitmektedirler ve çocuklarını korumaya çalışmak, onlara sahip çıkmak ailelerin en doğal ve insanı hakkıdır. Direnişçilerin aileleri de toplanıp farklı bir yerde direnişe geçebilirler. Değerli ailelerimiz çıkıp bu yönlü konuşuyor, tavırlarını da belli ediyorlar ama belli ki kendi aralarında örgütlenmeleri gerekiyor. En uygun olanı düşmanın elinde esir olan ve şu anda eylemde olan arkadaşların ailelerinin öncülük etmesidir. Onlar sorumlu yaklaşıp, öncülük ederse direnişin toplumsal boyutunu tamamlayabilirler. Zaten Newroz ayındayız, ulusal direniş ruhu yüksektir. Birileri öncülük ederse direniş hamlesine sahip çıkma toplumsal ve ulusal bir tutuma dönüşebilir. Leyla Güven ve Nasır Yağız öncülüğünde başlayan, zindanlardaki tutsaklar ve Strasbourg’daki eylemlerle bir hamleye dönüşen bu anlamlı direnişi toplumsallaştırma sorumluluğuyla hepimiz yükümlüyüz. Bu sorumluluğumuzu Newroz ateşiyle, Newroz ruhuyla yerine getirebiliriz. Tutsak yoldaşların aileleri buna ön ayak olabilirler.
Kürdistan bir hakikattir
AKP-MHP faşizmi şimdiye kadar hiç görülmemiş bir şekilde açıkça Kürt halk düşmanlığı yapmaktadır. Bundan önce hiçbir TC rejimi toplumu, Kürt halkının varlığını bu düzeyde hedeflemedi. Bunlar açıkça ırkçılık yaparak, Kürt halkına karşıtlık yaparak ‘sen yoksun’ diyor. Dikkatle izleyin; Erdoğan ve şürekası son iki gündür İsrail Başbakanı Netanyahu’yu eleştiriyor. Netanyahu ‘İsrail Yahudilerin ulus-devletidir’ dediği için eleştiriyorlar ama kendileri bundan on kat daha fazlasını yapmaktadır. Peki onlar her gün ‘tek devlet, tek bayrak’ diyerek ‘Türkiye Türklerindir’ demiyorlar mı? Bir de kalkıp İsrail’i eleştiriyorlar ama kendileri daha beterini yapıyor. Bir de şimdi diyorlar ki ‘bunu kabul etmeyen çekip gitsin.’ Yani açıkça soykırımı esas alarak ‘ya gidersiniz ya da teslim olursunuz’ diyorlar. Zaten onların da en büyük isteği biz Kürtlerin teslim olması, ‘ben yokum, ben Kürt değilim Türk’üm, Kürdistan diye bir yer yoktur’ demesidir. Oysa Kürdistan tarihsel-toplumsal bir gerçekliktir. Selçukluların, Osmanlı İmparatorluğu’nun belgelerine, arşivlerine bakın, Kürdistan’ın bir hakikat olduğunu görürsünüz.
12 bin yıldır bu topraklardayız
Hiç utanmadan, sıkılmadan ırkçı faşist bir zihniyetle ‘bunu kabul etmeyen çekip gitsin’ diyorlar. Güney Kürdistan demeye dilleri varmadığı için Kuzey Irak’a gidin, diyor. Kim kimi nereden kovuyor? Biz bir halk ve ulus olarak tarihi belge ve bulgularla kanıtlanmış bir şekilde 12 bin yıldır bu topraklardayız. Bu bölgenin yerel halkıyız, tarihsel bir geçmişimiz ve toplumsallığımız var. Peki siz ne zaman geldiniz? Bundan 948 yıl önce Kürtlerin yardımıyla Anadolu’ya geldiniz. Kim kimi kovuyor? Kuşkusuz biz halkların birlikteliğini, kardeşliğini esas alıyoruz ama eğer illa birileri gidecekse o da Türkiye’de ırkçı ve şoven zihniyeti temsil edenlerdir. Kürdistan’ı terk edecek olan Türk sömürgeciliğidir. Kürdistan’ı terk edecek olan Kürtler değildir. Hakikat budur. Senin ülkemizde ne işin var? Vatanımızı işgal edip, tüm değerlerimizi, halkımızın onurunu ayaklar altına alıp dilini, tarihini yasaklayıp her şeyini inkar ederek, devlet zoruyla, terörüyle bir de kalkıp ülkenizi terk edin diyorsun. Bu açıkça ırkçılıktır, şovenizmdir, faşistliktir.
Üstelik yüzsüz ve pişkin
Bu kadar şeye rağmen bir de kalkmış Kürtlüğün en güçlü olduğu Botan yöresinde, Hakkari’de gezerek halktan oy istiyor. Bu kadar da yüzsüzlük, pişkinlik olmaz. Şırnak’ın yüzde 60’ını yakıp yıkmış olan Erdoğan bir de kalkmış Şırnaklılardan oy istiyor. Şırnak’taki işverenleri tehdit ettiklerini biliyoruz. Hakkari’de, Van’da, Amed’de herkesi kendilerine oy vermeleri için tehdit ediyorlar. Asker, polis ve devlet zoru onların erkinde olduğu için soykırımcı bir zihniyetle toplumumuzu ya tümden teslim almak ya da ülkesinden çıkarmak istiyorlar.
ç
Biz Kürtler de başta işverenleri, emekçiler, inanç sahipleri, aydınlar, öğrenciler, aşiret geleneğine sahip olup da kökünü unutmayanlar, Kürdistani değerlere ihanet etmemiş olanlar, anne-babasının diline ihanet etmemiş olanlar, zalimlerin değil mazlumların yanında olmak isteyenler her ne kadar zulüm ve baskı altında olsalar da ellerini vicdanına koyup sandığa gitmelidir. Çünkü açıkça bu halka zulüm edip onurunu ayaklar altına alarak, bu halkın evlatlarının mezarının üzerine gelerek ‘sizi öldürdük, daha da öldüreceğiz, tek yolunuz var ya Türkleşir ya da buraları terk eder ve gidersiniz’ diyor.
Topraklarımızdan çıkıp gitsin
Bugün 1925’lerde veya 1938’lerde yaşamıyoruz. O zaman halkımız imkân sahibi değildi, gücü mecali yoktu, itiraz edecek dili yoktu ama şimdi Önder Apo var, Kürdistan Özgürlük Hareketi var. Mücadelemiz Kürdistan’ın dört parçasına ve dünyanın her bir yerine yayılmış durumdadır. Kürtler artık sahipsiz bir halk değildir. Siyaset, diplomasi, ideolojik mücadele alanında ve askeri sahada bu halkın bir sahibi, temsilcisi var. Kürtler hiçbir yerde sahipsiz değil. Irkçı faşist Erdoğan bu hakikati iyi bilmelidir. Hiç kimse bu toprakları ona bırakmaz. Bu topraklardan çıkacak olan biz değiliz, odur. Çünkü haksız, gayrı meşru olan odur ve topraklarımızdan çıkıp gitmelidir. Gerçeğin aslı budur.
Zafere gideceğinin kanıtıdır
Türkiye’deki yerel seçimi sahnelerde, miting meydanlarında PKK ve Kürt halk karşıtlığı temelinde yürütüyorlar. Erdoğan’ın konuşmalarının tümüne bakarsınız bize ve halkımıza karşıtlık üzerinedir. Çoğunlukla hakaret ve yalan temelindedir. Biz halk olarak kadim bir tarihe, toplumsal bir geçmişe sahip bir hakikat olarak kendimize sahip çıkıyor ve mücadele ediyoruz. Eğer bu halkın evlatları bugün 128 gün boyunca kendilerini aç bırakarak direniyorsa, direniş tutumu ve iradesidir. Sıradan ve basit bir şey değildir. Binlerce insan açlık grevine girerek kendini feda ediyorsa bu halkın var olduğunu, direndiğini, başardığını ve zafere gideceğini kanıtlar. Leyla Güven şahsında zafer kesinleşmiştir. Onlar ne yaparsa yapsın artık bunun önünü alamaz, aydınlığı karartamazlar.
Müthiş korkuyorlar
Süleyman Soylu adında meydanlara sürdükleri, lümpen ve sokak kabadayısı edasıyla konuşan birisi var. Kendini bir şey sanarak her gün ağzında bir şeyler geveleyip ‘PKK kalmadı’ diyor. ‘PKK’yi her yerde tasfiye ettik, bitirdik’ diyor. Öbür yandan da sahnelere çıkıp ‘PKK büyük bir tehlikedir, beka sorunumuz var’ diyorlar. Bu nasıl büyük bir yalandır ve yaman çelişkidir? Madem dediğiniz gibi PKK o kadar zayıf düşmüşse nasıl oluyor da ‘beka sorunumuz var’ diyorsunuz. Kendi yalanlarını kendileri itiraf ediyorlar. Tüm halkımız ve Türkiye halkı şunu iyi bilmelidir: Bunlar Türkiye halkını kandırmak, Kürt halkını da korkutarak teslim almak istiyor. Bütün yalan propagandalarının, dil uzatmalarının esas amacı budur. Müthiş korkuyorlar. Çünkü her gün anket yoklaması yapıyorlar ve bakıyorlar ki kaybedecekler. Kaybedecekleri için de ileride başlarına gelecek olandan korkuyorlar. Bunun korku ve telaşını iliklerine kadar yaşıyorlar. İşte bu yüzden bu kadar azgınlaşıp kendi kanunlarını, en insani normları ayaklar altına alıp, kudurmuş köpek gibi her tarafa saldırıyorlar. Muhtemelen bu korku ve telaşla Rojava’ya, Güney Kürdistan’a dönük saldırılarda bile bulunabilirler.
Zindanlardan Kürdistan dağlarına
Bu yıl bizim için çok önemlidir. Onlar da bu yılın önemini anlamış durumdalar. Bugün zindanlarda, sokaklarda başlayan direniş yarın Kürdistan dağlarında bir başka biçimde yaşanacak ve durumlar çok farklı olacaktır. Bunu bildiklerinden dolayı dehşet bir korku yaşıyorlar. Bunun için de hiç kimse yanılgı ve yanlışlara düşmemeli, yolunu şaşırmamalı. Özellikle de Türk devleti tehdidi altındakilere seslenmek istiyorum: Belki açıktan Türk devletinin zoruna karşı gelip, kılıç çekecek konumda değiller ama sandığa gittiklerinde hepsi elini vicdanına koyup doğru olanı seçmeli. Eğer bu faşist sistem Kürdistan’da da hâkim olursa işte o zaman bir tehlike haline gelir. Kürdistan’ın zenginleri üzerinde, Kürt halkının geleceği üzerinde ciddi bir tehlike haline gelir. Şu anda PKK olduğu için devlet Kürt işverenlerinin üzerine gidemiyor. İlgili herkes bu gerçeği iyi bilmelidir.
2019 hamle yılı olacak
Bizim de bazı hazırlıklarımız var. Düşmanın son dönemde gerillaya dönük geliştirdiği tüm saldırılar sonuçsuz kalmıştır. 2019 bizim için büyük hamle yılı olacaktır. Tarihi açlık grevi direnişiyle yıl karşılandı ve bu direnişle Newroz’a giriyoruz.
ANF/BEHDİNAN