İnsan hakları ihlallerinin müsebbibi devlettir. Bu, dünyanın her yerinde böyledir ama bazı devletler için mesela T.C gibi, sanırsınız bu devletin varlık sebebidir. Her gün yeni bir ihlal, insan haklarına yapılmış bir saldırı olmazsa olmaz sanki. Nitekim aynı anda; idam cezasını, i-taksi ve hapishanelerde tek tip elbise uygulamasını tartışıyoruz.
Tek tip elbise adı altında yapılanın tek tipleştirme olduğunu ve bunun da sistematik bir işkence demek olduğunu kendi deneyimlerinden bilenlerin sayısı bir hayli. Ya da tek tip elbise işkencesini kabul etmeyen mahpusların iç çamaşırları ile duruşmalara katıldıklarına, vücutlarında taşıdıkları işkence izlerine tanıklık eden fotoğraflar pek çoğumuzun belleğinde.
Hatırlanacağı üzere tek tip; Türkiye hapishanelerinde 1983 yılında uygulanmaya başlanmış, mahpusların fiziki ve ruhsal varlığını bir bütün olarak tehdit eden pek çok işkence yöntemi ile birlikte uygulandığı için mahpusların direnişi ile karşılaşmış, 11 Nisan 1984 tarihinde Metris hapishanesinde dört yüz mahpusun başlattığı açlık grevinin 45. gününde ölüm orucuna dönüştürülmesi; Haydar Başbağ, Abdullah Meral, M. Fatih Öktülmüş ve Hasan Telci’nin hayatını kaybetmesinden sonra ise uygulanmasına son verilmiş ve Şubat 1986 tarihinde kesin olarak sonlandırılmıştı. 1987’de ve 2003 yılında hükümet tarafından yeniden gündeme getirilmiş ancak yükselen tepkiler üzerine de geri adım atılmıştı.
Arkasında bunca acılı, işkenceli bir mazisi varken; şimdi bir “Hero” yazılı tişörtten buralara gelindiğine inanmamızı istiyorlar. Ancak sırf basına yansıyan haberleri bile takip etseniz tek tip elbise uygulamasına daha önceden karar verildiği ve uygulamaya koymak için de bu senaryonun hazırlandığına inanırsınız;
Nitekim, 14 Temmuz tarihli gazetelere yansıyan bir haberde; Tayyip Erdoğan’ın katıldığı bir panelde “Fetö örgütü üyesi olduğu iddiasıyla" yargılananların tek tip elbise ile mahkemelere getirilmesine dair açıklamaları olduğu ve Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün de "tüm Ağır Ceza Cumhuriyet Başsavcılıklarına genelge göndererek, FETÖ/PYD ve diğer terör örgütü mensubu tutukluların kamuoyunu ve davaları etkilemeye yönelik mesaj içerikli kıyafetlerinin toplatılmasını istediği” bilgisi yer alıyordu.
Tayyip Erdoğan, 15 Temmuz’da yaptığı konuşmada bu konuyu bu kez de halk önünde dile getiriyor ve "Geçen gün Sayın Başbakanımızla da konuştum. Artık bunlar mahkemeye çıkarken Guantanamo'da olduğu gibi bunları da tek tip elbise ile çıkaralım" diyordu.
Bu konuşmanın ertesi günü televizyonlardan tek tip elbise modelleri halka gösteriliyor, hemen ardından da Numan Kurtulmuş hükümet adına yaptığı konuşmada, tek tip elbise uygulaması için çalışmaların başlatıldığını duyuruyordu.
Tek tip uygulamasının sistematik bir işkence olacağını bilsek de, turuncu kıyafetler ve Guantanamo referansı bu işkencenin nerelere varacağını göstermesi bakımından çok önemli. “Guantanamo’da olduğu gibi” diyerek hem orada yaşanan vahşi işkenceleri hem hukuksuzlukları meşrulaştırmakla kalmıyorlar, aynı zamanda hem içeridekileri hem de her an tutuklanabileceğini bilen dışarıdakileri ölümcül işkencelerle tehdit ediyorlar.
Diyebilirsiniz ki; “Ceza İnfaz Kanunu buna izin vermiyor, uluslararası belgeler ise ceza ve infazının intikam aracı olarak kullanılamayacağını söylüyor. Avrupa Cezaevi Kuralları; "Özgürlükten yoksun bırakma insan onuruna saygılı olmanın gerektirdiği maddi ve manevi koşullara uygun olarak yapılmalıdır…" diyor.
Diyor da; kanunun ve uluslararası sözleşmelerin ne dediğini takan kalmadı maalesef. Nasıl ki bütün yasal imkanları ve tepkileri göz ardı ederek Abdullah Öcalan’ın 27 Temmuz 2011 tarihinden buyana avukatlarıyla görüşmesine izin vermiyor, üzerindeki ağır tecridi gün be gün daha da kalınlaştırıyorlar; tek tip elbise konusunda da eğer acilen güçlü bir tepki ortaya koyamazsak, biz henüz tartışmaya ısınırken hükümet tek tip elbiseleri mahpusların hücrelerine koymuş ve hücresinden çıkmasını bu elbiseleri giymesi şartına bağlamış olacak.