Türkiye’ye gitme, paranı gönderme
Turizm boykotu ise ilk anda sadece Avrupa toplumlarını ilgilendiriyor gibi görünebilir. Görüntü böyle olmasına rağmen gerçeklik biraz daha farklı.
Yaz mevsimin gelmesiyle birlikte Avrupa’da çok sayıda Kürdistanlı ve Türkiyeli de ülkeye gitmenin hesabını yapıyor. Bu durumun Türk devletine çok büyük nefes aldırdığını bilmek gerekiyor.
Uçak biletinden, gümrükte bırakılan vergiye, hediyelik eşyadan ihtiyaç malzemelerinin alımına kadar çok geniş bir alanda birey harcama yaparak, Türk devletinin bütçesine çok büyük bir katkı sağlıyor. Avrupa’da eylem yapıp ya da burada örgütlenme çalışmalarında olan bir bireyin Antalya’da tatile gitmesi, her şeyin bir anda sıfırlanması anlamına geliyor.
Para harcama konusunda ise Antalya’ya gitme ile Dersim, Amed ya da Pazarcık’a gitme arasında da niteliksel bir fark bulunmuyor.
Etkili bir boykottan yana olan herkesin tek bir kuruşunu bile Türk sömürgeciliğine her ne nedenle olursa olsun vermemesi gerekiyor. Temel kriterin bu olması gerekiyor.
Özgürlük mücadelesi veriyorsan boykot da yapabilirsin
Ortadoğu’da büyük bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren Kürtler ve sol güçler çok etkili, Türk devletinin bütün dengesini alt üst edecek bir boykotu da çok rahat yürütebilir.
Savaşa, sömürgeciliğe ve faşizme karşı çıkan herkesin bu boykotu katılması, dalga dalga çevresine yayması, boykotun daha etkili olması için birlikte yaşadığı Alman, Fransız, İsviçre ve Hollandalılar gibi toplumlara yayması hiç de zor değil.
Efrîn’i Sahiplenme Platformu’nun Mart ortasında yaptığı çağrının tekrar gözden geçirilmesinde büyük bir fayda var: “Türk ordusunda asker olan Kürt, Türk turizmini yaşatan Kürt, Türk fabrikasında emeğini satan Kürt, Türk inşaatlarında çalışan Kürt, Türk mallarını pazarlayan ve satın alan Kürt, bil ki, sen de bu savaşa malzeme oluyorsun. Senin desteğinle halklar katlediliyor. Halkların katledilmemesini, barış içinde yaşamasını isteyen herkes bu boykota katılmalı. Bu nedenle aç kalın, çıplak gezin, kuru bir ekmek parçası ile bir bardak suyla yetinin, gezip dolaşmayın, denizi-güneşi görmeyin ama onurunuzdan, şerefinizden, kimliğinizden asla vazgeçmeyin. Eğer kimliğinizden vazgeçmeme konusunda kararlı olacaksanız o zaman Türk damgalı olan malları, Türklere ait gıda ve tekstili protesto edin-ettirin ve Türk turizmi kesin bir biçimde boykot edin, bunun için özel bir konsept ve planlamayla Avrupalıları Türkiye gitmemeleri konusunda ikna edin.” Türk turizmini ve mallarını boykot et
Kürt’ün, Türk devletiyle arasına kalın duvarlar örme zamanı gelmiş ve geçmiş durumda. Mal ve turizm boykotu, faşizm, sömürgecilik ve Türk ırkçılığına karşı tavır almada önemli bir araç olabilir. Boykotun başarısında Avrupa’daki Kürtler, Kürt kurumlar ve dostlarının tutumları belirleyici olacak.
SİDAR DERSİM / HABER / ANALİZ
Türk devleti, Efrîn ile birlikte işgalciliğini, Kürtlerin yaşadığı Kuzey Suriye’nin diğer bölgelerine yaymak için yoğun askeri, siyasi ve diplomasi faaliyetlerini sürdürürken, Türk turizm ve mallarına yönelik boykot talebi her geçen gün biraz daha hayati bir önem arzediyor.
Avrupa’da Efrîn’i Sahiplenme Platformu’nun 16 Mart’ta turizm ve Türk mallarının boykot edilmesine yönelik açıklamasının ardından şimdi de sosyal medya üzerinden kampanyalar yürütülüyor.
Twitter üzerinden “#BoycottTurkey” etiketiyle “Savaşa ve diktatörlüğe hayır!”, “Stop Erdoğan” sloganlarının yer aldığı afişler, Türkiye’ye turizm amaçlı seyahat edecekleri yeniden düşünmeye sevk etmeyi amaçlıyor.
Etkili bir boykot zamanı
Tabii ki, turizm ve mal boykotu, çağrı ya da sosyal medyada etiketle sınırlı kalmamalı, ete kemiğe bürünmeli ve bu kampanya Avrupa’da yaşayan Kürtler, dostları ve Kürt kurumları için temel gündemlerden biri olmalı.
Türk turizmi ve mallarının boykot edilmesi ve bu boykotun başarılı olmasında Avrupa’daki Kürtler, kurumları ve dostlarının tutumları belirleyici olacak.
Türkiye’den gelen gıda maddeleri, tekstil ürünleri, mobilya, Avrupa’da Türkiyeliler tarafından tüketiliyor. Sadece Türkler değil, Kürtler de bu ürünleri satın alıyor. Türk devleti ihracaat gelirinin büyük bölümü, Avrupa pazarına sürdüğü bu ürünlerle gerçekleştiyor. Özellikle de Kürtler ve dostlarının bu ürünleri almaması hayati bir önem taşıyor.
Efrîn’e işgal saldırısının başladığı 20 Ocak’tan bu yana sürekli Avrupa’nın farklı kentlerinde sokaklara çıkan Kürtler eğer, boykot ile Türk mallarını boykot edip ulusal tavrını daha güçlü yansıtmazsa, şimdiye kadar sokakta verdiği mücadeleyi de kendi elleriyle etkisiz kılmış olacak.
Efrîn için yaptıkları eylemlerle Türk işgalini Avrupa kamuoyunun gündemine getiren, devletleri ve uluslararası güçleri tavır almaya zorlayan ve Efrîn etrafında büyük bir dayanışma ağı yaratan Avrupa ve dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan Kürtlerin yürütecekleri güçlü bir boykot kampanyası Türk devletini ekonomik açıdan felç edecektir.
AKP-MHP faşist iktidarı, başta Kürt düşmanı olduğunu artık açık bir şekilde göstermekten geri durmuyor. Kürt’ün gözünün içinde bakarak küfredecek, kendi egemenliği dışındaki topraklarda da Kürtleri çocuk, yaşlı, kadın demeden katletmekten geri durmayacağını Efrîn ile göstermiş oldu. Her gün uçak, tank, obüs saldırısıyla Kürdistan’da katliamlar yapıyor. Hal böyle olunca, Kürt’ün de bir alışkanlığı yıkarak, bu devletle ve bu sistemle arasına kalın duvarlar örme zamanı gelmiş ve geçmiş durumda. Mal ve turizm boykotu, faşizm, sömürgecilik ve Türk ırkçılığına karşı tavır almada önemli bir araç olabilir.
Türkiye’ye gitme, paranı gönderme
Turizm boykotu ise ilk anda sadece Avrupa toplumlarını ilgilendiriyor gibi görünebilir. Görüntü böyle olmasına rağmen gerçeklik biraz daha farklı.
Yaz mevsimin gelmesiyle birlikte Avrupa’da çok sayıda Kürdistanlı ve Türkiyeli de ülkeye gitmenin hesabını yapıyor. Bu durumun Türk devletine çok büyük nefes aldırdığını bilmek gerekiyor.
Uçak biletinden, gümrükte bırakılan vergiye, hediyelik eşyadan ihtiyaç malzemelerinin alımına kadar çok geniş bir alanda birey harcama yaparak, Türk devletinin bütçesine çok büyük bir katkı sağlıyor. Avrupa’da eylem yapıp ya da burada örgütlenme çalışmalarında olan bir bireyin Antalya’da tatile gitmesi, her şeyin bir anda sıfırlanması anlamına geliyor.
Para harcama konusunda ise Antalya’ya gitme ile Dersim, Amed ya da Pazarcık’a gitme arasında da niteliksel bir fark bulunmuyor.
Etkili bir boykottan yana olan herkesin tek bir kuruşunu bile Türk sömürgeciliğine her ne nedenle olursa olsun vermemesi gerekiyor. Temel kriterin bu olması gerekiyor.
Özgürlük mücadelesi veriyorsan boykot da yapabilirsin
Ortadoğu’da büyük bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren Kürtler ve sol güçler çok etkili, Türk devletinin bütün dengesini alt üst edecek bir boykotu da çok rahat yürütebilir.
Savaşa, sömürgeciliğe ve faşizme karşı çıkan herkesin bu boykotu katılması, dalga dalga çevresine yayması, boykotun daha etkili olması için birlikte yaşadığı Alman, Fransız, İsviçre ve Hollandalılar gibi toplumlara yayması hiç de zor değil.
Efrîn’i Sahiplenme Platformu’nun Mart ortasında yaptığı çağrının tekrar gözden geçirilmesinde büyük bir fayda var: “Türk ordusunda asker olan Kürt, Türk turizmini yaşatan Kürt, Türk fabrikasında emeğini satan Kürt, Türk inşaatlarında çalışan Kürt, Türk mallarını pazarlayan ve satın alan Kürt, bil ki, sen de bu savaşa malzeme oluyorsun. Senin desteğinle halklar katlediliyor. Halkların katledilmemesini, barış içinde yaşamasını isteyen herkes bu boykota katılmalı. Bu nedenle aç kalın, çıplak gezin, kuru bir ekmek parçası ile bir bardak suyla yetinin, gezip dolaşmayın, denizi-güneşi görmeyin ama onurunuzdan, şerefinizden, kimliğinizden asla vazgeçmeyin. Eğer kimliğinizden vazgeçmeme konusunda kararlı olacaksanız o zaman Türk damgalı olan malları, Türklere ait gıda ve tekstili protesto edin-ettirin ve Türk turizmi kesin bir biçimde boykot edin, bunun için özel bir konsept ve planlamayla Avrupalıları Türkiye gitmemeleri konusunda ikna edin.”
Türkiye’ye gitme, paranı gönderme
Turizm boykotu ise ilk anda sadece Avrupa toplumlarını ilgilendiriyor gibi görünebilir. Görüntü böyle olmasına rağmen gerçeklik biraz daha farklı.
Yaz mevsimin gelmesiyle birlikte Avrupa’da çok sayıda Kürdistanlı ve Türkiyeli de ülkeye gitmenin hesabını yapıyor. Bu durumun Türk devletine çok büyük nefes aldırdığını bilmek gerekiyor.
Uçak biletinden, gümrükte bırakılan vergiye, hediyelik eşyadan ihtiyaç malzemelerinin alımına kadar çok geniş bir alanda birey harcama yaparak, Türk devletinin bütçesine çok büyük bir katkı sağlıyor. Avrupa’da eylem yapıp ya da burada örgütlenme çalışmalarında olan bir bireyin Antalya’da tatile gitmesi, her şeyin bir anda sıfırlanması anlamına geliyor.
Para harcama konusunda ise Antalya’ya gitme ile Dersim, Amed ya da Pazarcık’a gitme arasında da niteliksel bir fark bulunmuyor.
Etkili bir boykottan yana olan herkesin tek bir kuruşunu bile Türk sömürgeciliğine her ne nedenle olursa olsun vermemesi gerekiyor. Temel kriterin bu olması gerekiyor.
Özgürlük mücadelesi veriyorsan boykot da yapabilirsin
Ortadoğu’da büyük bir özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren Kürtler ve sol güçler çok etkili, Türk devletinin bütün dengesini alt üst edecek bir boykotu da çok rahat yürütebilir.
Savaşa, sömürgeciliğe ve faşizme karşı çıkan herkesin bu boykotu katılması, dalga dalga çevresine yayması, boykotun daha etkili olması için birlikte yaşadığı Alman, Fransız, İsviçre ve Hollandalılar gibi toplumlara yayması hiç de zor değil.
Efrîn’i Sahiplenme Platformu’nun Mart ortasında yaptığı çağrının tekrar gözden geçirilmesinde büyük bir fayda var: “Türk ordusunda asker olan Kürt, Türk turizmini yaşatan Kürt, Türk fabrikasında emeğini satan Kürt, Türk inşaatlarında çalışan Kürt, Türk mallarını pazarlayan ve satın alan Kürt, bil ki, sen de bu savaşa malzeme oluyorsun. Senin desteğinle halklar katlediliyor. Halkların katledilmemesini, barış içinde yaşamasını isteyen herkes bu boykota katılmalı. Bu nedenle aç kalın, çıplak gezin, kuru bir ekmek parçası ile bir bardak suyla yetinin, gezip dolaşmayın, denizi-güneşi görmeyin ama onurunuzdan, şerefinizden, kimliğinizden asla vazgeçmeyin. Eğer kimliğinizden vazgeçmeme konusunda kararlı olacaksanız o zaman Türk damgalı olan malları, Türklere ait gıda ve tekstili protesto edin-ettirin ve Türk turizmi kesin bir biçimde boykot edin, bunun için özel bir konsept ve planlamayla Avrupalıları Türkiye gitmemeleri konusunda ikna edin.”