Türkiye, erkek ve tekçi karakterli egemen devlet olmada ısrar etmesinin acılarını topluma yaşatıyor. Bu zihniyetini bırakmaz ya da değiştirmezse –ki kendisinin bırakması fıtratına ters, ancak demokrasi güçleri birleşip mücadele ederek bir değişim sağlatabilir- Özgecan gibi birçok canımız sistemin inşa ettiği sapkın ve zavallı kişilikler tarafından canice katledilmeye devam edecek. Toplumsal ahlak –insanlık- çökecek; toplumsal değerler dejenere edilecek. Toplumsal duygu ve maneviyatın olmadığı yerde de bu tür çirkinlikler çıkmaya devam edecek, tabiri caizse sapıklıklar giderek artacak.
Kapitalizm, bireyciliği şahlandırarak toplumu yok eden insanlık karşıtı bir sistem. Toplumsal değerlerin gelişmesinde en temel rol kadına aittir. Bu nedenle devletçi ve iktidarcı güçler çıkışlarından itibaren toplumsallığı dağıtmak istemelerine rağmen tümden başarılı olamamışlar ve her zaman Ortadoğu toplumlarında bir “kadın” ve “ana” kültü var olmuştur.
Türkiye coğrafyası ve bu coğrafya üzerinde yaşayan toplumlar da bin yıllardan süzülüp gelen kültürlere dayalı olarak toplumcu karakterlerini bütün kıyımlara rağmen korumuşlardır. Ancak Türk ulus-devlet yapısı, zihniyeti ve siyasal gerçekliği bu coğrafyaya ve kültürlere ihanet etmiştir. En büyük ihaneti de bu halkları her yönüyle kıyımdan geçirerek yapmıştır. Fiziksel imha ile birlikte bu halkların dilleri ve kültürleri de yok edilirken, bunun diğer boyutu da kapitalist modernitenin yöntemleriyle sürdürüldü.
Erkek karekterli devletçi sistem
Genelde devlet, özelde ulus-devlet cinsiyetçidir, milliyetçidir, bilimcidir, dincidir. Cinsiyetçidir; çünkü erkek egemen zihniyetle şekillenmiştir. Bilimcidir; çünkü olgucudur, metafiziği önemsemez, bireyciliği esas alır ve toplumu parçalayarak aslında yok eder. Milliyetçidir; kültürel renkliliğe karşıdır, farklı etnik toplulukları yok sayar ve tek milleti esas alır. Dincidir; mevcut dini ya da inanışı kendi iktidarı için bir araç haline getirir. Dinin özündeki kültürel değerleri kendine maske edinerek iktidarını sürdürür. Ulus-devletçi sistem bu olguları, yani cinsiyetçilik, milliyetçilik ve dinciliği kullanarak insanları her türlü fanatizme, olumsuzluğa yönlendirebilir.
Toplumların önünde model olarak erkek karakterli devletçi sistem var olup herhangi bir alternatif geliştirilemeyince ya da geliştirilmek istenenler de bu büyüden kurtulamayınca farklılık olarak ortaya çıkanlar da devlet yapılanması ve zihniyetinin yansımasından öte değildir. Her ülke de zihniyeti ve esas aldığı devlet şekline göre bir toplumsal karakter ya da tipoloji inşa etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla yarattığı ideal toplumsal karakter de kendi özgülünde cinsiyetçi, dinci ve milliyetçi olma özelliği taşır.
Egemen zihniyette eşitlik yok
Klasik Türk ulus-devlet anlayışı ve şekillendirdiği birey için esas olan şudur: Tek millet vardır, tek vatan vardır, tek dil vardır, tek bayrak vardır ve söylenmese de tek cins vardır. O kutsal ve tek millet de Türklerdir, vatanları Türkiye’dir, dilleri Türkçedir. Tabii bütün bunlar da esas olarak erkekte temsilini bulur. Nasıl ki diğer bütün etnik ve dinsel topluluklara “sadece Türklere hizmet edebilirler” anlayışıyla yaklaşılmışsa, kadına da “sadece erkeğe hizmet edebilir” anlayışıyla bakılmıştır. Zaten bu yüzden Anadolu’nun ve Mezopotamya’nın kadim kültürler zengini coğrafyası çoraklaşmış, kültürler mezarlığı haline getirilmiştir.
Türk devletinin uyguladığı asimilasyon ve kültürel soykırım gerçeği buna kaynaklık eder. Devletçiliğin genel bir karakteri vardır ve bütün kavram ve kurumlarıyla etkileşim halindedir. İnşa edilen toplum ve birey gerçekliğini anlamak açısından bunu hatırlatmakla yetinelim. Çünkü olaylar zihniyet yapısı ve toplumsal tarih gerçekliği içinde ele alınmazsa yetersiz, hatta yanlış değerlendirme ve sonuçlara götürebilir.
Türk egemen devletinin ve yarattığı erkek tipinin kadına bakışı halk deyimlerine de yansımıştır. “Kadının yeri ve önemi sarı öküzden sonra gelir”, “Karnından sıpayı, sırtından sopayı eksik etmeyeceksin” vb. söylemler bu zihniyet yansımasının sadece birkaç örneği. Toplumsal inşa bununla gerçekleşir. Onun için kadınla erkeğin eşit görülmesi fıtrata ters görülür. Çünkü her şey bu tahayyüle göre şekillenmiştir.
Erkek egemen Türk ulus-devletini yaratma gayesi, Kürtlerin kadın özgürlük eksenli gelişen mücadelelerini saymazsak kısmi de olsa başarılı olmuş, kadın ve toplum karşıtı kirli emellerine ulaşmıştır. Türkiye'de dudak uçuklatan olayların ortaya çıkması, yaşanan tecavüzler; yakarak, doğrayarak gerçekleşen kadın cinayetleri, Pozantı, Şakran ve diğer cezaevlerinde çocuklara tecavüz edilmesi, ortaya çıkan sapıklıklar cinsiyetçiliğin ne kadar hortlatıldığını gösterir.
Kadın cinayetleri tüm
toplumun sorunudur
En acısı da Türkiye'de bireyci ve ahlaktan yoksun bu insan ‘tip’ini inşa eden zihniyet savunucularının ve onların yeni yüzlü, yeni renkli ardıllarının, bu dejenerasyona neden olan kendileri değilmiş gibi davranmasıdır. Bu yetmezmiş gibi dünyanın başka yerinde gerçekleşen daha kötü bir olayı örnek göstererek onlara kıyasla “ne kadar iyi” olduklarını herkese göstermeye çalışmalarıdır. Tabii çoğunlukla da sadece başka yerlerdeki kötülükleri örnek verip, kendilerini hiç görmezden gelmeleridir.
Kadına yönelik şiddete her koşulda ve her yerde karşı çıkılmalı. Kadına yönelik şiddet ve cinayetler nerede, hangi bölgede olursa olsun kaybeden, eksilen toplumdur. Kadına yönelik şiddet sadece bir bölgeyle, bir alanla da sınırlandırılamaz. Tüm dünyayı, toplumu ilgilendirdiği gibi, Türkiye'yinin de tümünü ilgilendiren bir sorundur. Ama Türkiye'deki iktidar üyelerinin bunu sadece Kürdistan'a ve Kürt toplumuna mal etmeye çalışarak ve bu politikayla sorumluluktan sıyrılmaya çalıştı. Kadın cinayetlerini önleme yolları tartışılmadı, devletin sorumluluklarına dikkat çekilmedi, Türkiye'nin tümünü ilgilendiren ve sürekli gündemde olan temel bir sorun olarak ele alınmadı. Basında da bu cinayetler aynı dille işlendi. Şimdi her geçen gün artan ve bu politikalarla üstünü örtemeyecekleri bir gerçek var. Kadın cinayetleri AKP iktidarı döneminde kat be kat arttı ve bunu lokal bir ve münferit bir durum değil.
Cinayetler bir yana, kadına karşıt tüm yaklaşımlar, eşitlikçi olmayan tüm uygulamalar nerede olursa olsun teşhir edilmeli, toplumsal baskı oluşturulmalı ve cezalandırılmalıdır. Bu konuya iktidar çıkarları, siyasi amaçlar ve emellerle yaklaşılmamalı.
Türkiye genelinde işlenen kadın cinayetleri ve bölgeler nezdindeki istatistiki sonuçlar da AKP döneminde artan cinayetleri ve bu konudaki politikalarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bianet'in derlediği sonuçlara göre, 2013 yılında 167 kadın öldürüldü. Erkek şiddetinin % 31'i Marmara, % 15'i Ege, % 15'i Akdeniz, % 14'ü Karadeniz, % 14'ü de Kürt illeri, % 11'i de İç Anadolu'da gerçekleşti. Yine Bianet'in açıkladığı 2014 yılı sonuçlarına göre; bir yıl içerisinde en az 281 kadın öldürüldü. Erkek şiddetinin % 27'si Marmara, %18'i Karadeniz, % 17'si Akdeniz, % 14'ü İç Anadolu, % 13'ü Ege, % 12'si Kuzey Kürdistan'da yaşandı.
Kürt kadını özgürlük
çıtasını yükseltiyor
Nasıl bir toplumsal gerçeklik inşa edilmiş olursa olsun, Kürtler nasıl gösterilmek istenirse istensin, ortaya çıkan bir gerçeklik var, o da Kürt kadını bugün insanlığın onurunu temsil ediyor. Kürt kadınları öncülüğünde gelişen Kadın özgürlük çizgisi Kürt toplumunu da Türkiye'yi de Ortadoğu'yu da tüm dünyayı da değiştirme kudretine sahiptir. Devletçi sistemden sıyrılıp öz gücüyle kadın renginde demokratik bir yaşama doğru kararlı adımlarla gidiliyor. Bunun öncülüğünü de Kürt kadınları yapıyor. Kobanê’de bu öncülüğü yapıyor, Rojava’da yapıyor, Bakur’da, Başûr’da, Rojhilat'ta yapıyor, dünyada Kürt kadınlarının olduğu her yerde yapıyor.
Yıllarca Kürtler hep geri gösterilerek, baskı uygulanarak psikolojik savaş yürütülerek Kürdistan'da siyasal, kültürel, sosyal ve ekonomik alanlara saldırılmış, kırım politikası izlenmiş ve Türkiye'de yaşanan toplumsal kriz gerçeği saklanmaya çalışılmıştır. Ama artık ekonomik krizler, kültürel yozlaşma, siyasal ve toplumsal sorunlar saklanamıyor. Mızrak çuvala sığmıyor. Bunun için kadın cinayetleri de artık saklanamıyor. Özgecan’ın katledilmesinden sonra 10’a yakın kadın cinayeti daha gerçekleşti. Kimi kadınları doğradı, kimi yaktı, kimi de silah sıktı. Kadınlar nerede kimin tarafından öldürülürse öldürülsün şu bir gerçek; öldürülen her canda eksiliyor, öldürülen her insanla toplum da katlediliyor. Buna dur demek ise öncelikle kadının güçlenmesi, örgütlenmesi, kadın isyanının büyütülmesiyle mümkün.