Can Yücel’i anacağız bugün. Ona şiirlerden yol yapacağız, ayağı takılıp düşmesin diye kısacık olacak dizeler. Karambole mahal yok!
"Yeraltı günleri" yaşandığını söylemiş rahmetli, bi tarihte:
"Kör yılı, köstebek ayı
Siyah önlüklü bir güneş
ayazda okula gidiyor"
Güneşe siyah önlük giydirildiği dönemlerin ardı arkası kesilmiyor. O aydınlığın derin bir karanlığı aydınlatacağı fikrinden korkan terzilerin marifeti, güneşe siyah önlük dikmek. Sonra kör sabahlarda yollara düşürmek, galiba hayatın elifbasını çözebilmesi için. Güneş matematik öğrendi diyelim... Bunca yangını hangi rakamlarla formüle edecek?
Sevgi duvarı çöktü Can baba. Sadece pasaklı kontesin değil, hepimiz bu kez altında kaldık. Açız, yorgunuz ve umutsuzuz. Tüm dostlar, şiirleri, paylaşımlar, yakınlık ve uzaklıktaki güzellikler yerin altında!
Yerin altı ne kadar karışık Can Baba? Mesela Hades, yeraltı tanrısı, tavla oynamayı biliyor mu? Du şeş kararlılığında mı öfkesi hala?
Yukarıda aktığı gibi değildir aşağıda biriken sular...
Yeraltı günlerinde karanlıktır her yer. Hades’in diyarı. Ölüler ülkesinin tanrısı. Yerin altı, ölü, ölüm korkutur ya insanı, Hades korkutucu değil diyorlar aslında. Adı çıkmış. Dedikodu, kulak asmayın ne olur! Kaderin cilvesiymiş onunkisi. Poseidona denizleri vermiş Zeus efendi, Hades’e yeraltını. Hades’in gözleri ateş sancısı. Kaderine küfretmiş hazret, o günden beri bir sır!
Yerin altı da girenden ve çekilenden başkasınca görülmez, görülemez. Yüreğinde sevgi ve hayata dair kıpırtılar olanın yerin altında cevher aramasına gerek yok. Kimse kolayından heveslenmez. Bir kesim var ama; Hades’in hazinesine göz koymuş olanlar mesela, onlar bayılırlar yeraltı zamanlarına. Yer üstünde kanla doldurdukları ceplerini, yer altında Hades’e satmak niyetindeler. Hades cin... bir tarafıyla ölümü, bir tarafıyla dirimi temsil eden bir asa taşır elinde. Acımasız ve korkunç olduğuna dair rivayetler olsa da aslında kaprissiz, düz, sade vatandaş kıvamındadır replikleri. Hazine avcılarına bir bakışı var ki... Onları tanır. 'Kanla gelen kanla gider.’ 'Kan seven karanlığı sever’ der, durur, durmadan..
Hades mutsuz. Şiirlerde sıkışmış ölümün kalıcı bir tarafı var, farkında. Ama haksızlığın, adaletsizliğin ve karanlığın hüküm sürdüğü tüm diyarlarda, bir kesim için sonuna kadar açık tutulan büyük bir kapı var: Tartarus. Güveniyor bu kapıya. Tartarus’un kapısı büyük, içerisi devasa. Katiller burada sıralanmakta. Evvelsi gün gördü Hades, adamın beri yatırmış yere işçileri "n’aptı lan bu devlet size?" diye soruyordu. Karanlığı bilmiyor bu adamlar. Bilseler bu kadar rahat kelle almaya, can çıkarmaya teşne olurlar mı bir fırtta?
'Türkiyat Vapuru’ dümenini yeraltı günlerinde Tartarus’a doğru kırmakta. Can Baba, İnsan Resmi’nde itirazım var diye avaz avaz:
"İtiraza İtirazım Var
Maraz ve menapoz, muhteris ve muteriz itirazlara itirazım,
itirazım, itirazım var
Ama halka, halka halka halkalanan halka dünden ve yarından
her zaman razıyım."
Razı kal Can Baba. Bak yatmış yere hesap soruyorlar, devlet n’aptı lan size?
Sonra açılır Pandora’nın Kutusu... Kutunun içinde umut, açılıp kapanabilen bir "şey"dir artık, biraz teni yakan:
"Bir denizanasıdır umut
Ta suların ortasında
Açılır
Kapanır
Açılır
Kapanır
Kapanır
Açılır"
Açılır halde kalmış umut. Demek hala şansımız var, hala bizde bir gelecek görüyor Can Baba. Umutlu yani yarından. Hades endişeli ama. Kendisi tanrıyken bu kadar sebepsiz can almadı, bu yukarıyı yeraltına benzeten katil tanrılar da kim acaba? Diye yanıtsız sorular sormakta.
Açıl Tartarus’un kapısı açıl!
Umut, çocuğum sen yana kaçıl. Kapı ağır, çarpmasın.