
Araştırmacı yazar Foti Benlisoy, Türkiye-ABD ilişkilerinin son süreçte aldığı halin "ABD tarafından Türkiye'ye açık çek verildiği" biçiminde yorumlanmasına karşı çıktı. Yazara göre ABD, Türkiye'nin PKK'ye yönelik bombardımanlarına muhtemelen sessiz kalacak; ancak "küçük bir yol vermenin" ötesine de geçmeyecek.
İncirlik Üssü'nün açılması ve tampon bölge tartışmaları başta olmak üzere son günlerdeki gelişmelerle yeniden tartışmaya açılan Ortadoğu bağlamlı Türkiye-ABD ilişkilerini, konuya dair çalışmalar yapan araştırmacı yazar Foti Benlisoy'la konuştuk. Benlisoy, ABD ile Türkiye arasında yapılan İncirlik mutabakatında Obama yönetiminin üssün açılması karşılığında Kandil'in bombalanmasına izin vermiş olabileceğini söyledi. Benlisoy, "Ancak ABD'nin Türkiye'nin PKK hedeflerini bombalamasına izin vermiş olması, bir açık çek olarak değerlendirilmemeli. Bunu 'ABD, sürekli bir çatışmalı sürece onay verdi' şeklinde de yorumlamamak gerekiyor. İncirlik'in açılmasını, DAİŞ Karşıtı Koalisyon içinde daha aktif rol alması karşılığında Türkiye'ye bir küçük yol verme olarak görmek gerekiyor" dedi.
PKK'nin vurulması ABD'ye yarar sağlamaz
Türkiye'nin PKK'ye yönelik operasyonlarının uzun vadede ABD'ye yarar sağlamayacağını da ifade eden Benlisoy, şunları söyledi: "Askeri operasyonlar sürerse ABD, sahada YPG/YPJ ile Türkiye arasında ikisinden de elde edeceği stratejik avantajı dengeleyemez hale gelir. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketi ile Türkiye arasında çelişkiler ve çatışmalar öyle bir noktaya gelir ki bu, ABD açısından taşınamaz hale gelir. Dolayısıyla bir şekilde çatışmanın kontrol edilebilir sınırlar içerisinde tutulması ya da yakın zaman içerisinde yatıştırılması, ABD'nin Suriye ve Irak'taki DAİŞ karşıtı mücadelesi açısından avantajlı bir konum sunabilir. ABD'nin bunu gözeteceğini düşünüyorum."
Savaşı tercih eden Batı'da da yalnızlaşır
Savaş konusunda ABD'nin politikasından ziyade Türkiye'deki iç dinamiklerin, halkın kararının önemli olduğuna dikkat çeken Benlisoy, "Türkiye'de savaş tercihinin toplumsal tabanı sandığımızdan çok daha zayıf. Geniş kitleler arasında bu savaşın Saray'ın, Erdoğan'ın kişisel hırslarının sonucu olduğu kanaati daha da yaygınlaşmaktadır. Önümüzdeki süreçte göreceğiz ki tercihini savaştan yana kullananlar, Türkiye'nin batısında da yalnızlaşacaklar. Bize düşen ABD'nin, uluslar arası güçlerin tavrından çok özellikle Türkiye'nin batısındaki demokrasi, barış değerleri etrafındaki sol güçlerin güçlü bir barış hareketi oluşturması. Bu hareketin, Türkiye'deki savaş tercihinin itibarını ve meşruiyetini ortadan kaldırma ihtimalinin çok kuvvetli olduğunu düşünüyorum."
Foti Benlisoy, "ABD ile Türkiye arasındaki yeni anlaşma ve İncirlik'in koalisyona açılması ABD'yle yeni dönem mi? Yoksa ortak hareket etme zorunluğunun bir sonucu mu?" sorumuza ise şu karşılığı verdi: "Şunu atlamamak gerekiyor: Türkiye, NATO ittifakının temel unsurlarından biri. NATO'nun en güçlü ordularından da biri ve ittifak içinde kritik bir devlet. Bunlarda halen bir değişme yaşanmış değil. Bölge politikaları konusunda Türkiye'yi yanına almak ABD için önemli bir husus. Son dönemde ABD ile Türkiye arasında politik öncelikler açısından önemli ayrılıklar oluşmuştu. Türkiye'nin daha çok Esad rejiminin yıkılması ve Rojava'da Kürtlerin kendi kendini yönetmesinin önüne geçilmesi gibi öncelikleri varken, ABD'nin esas önceliği -son yıllarda da özellikle- DAİŞ'in durdurulması. Dolayısıyla bu öncelikler arasında bir çatışma yaşanmaya başlandı. Bununla bağlantılı olarak Türkiye'nin DAİŞ veya El Nusra gibi Selefi cihatçı örgütlerin sırtını sıvazlaması, koruması, hatta dolaylı veya doğrudan desteklemesinin söz konusu olması, Türkiye'nin sınırlarının açık bir alan haline dönüşmesi, çok ciddi sıkıntılar yarattı. Son iki yılda ABD'den de bu konuda Türkiye'ye yönelik suçlamalar gelmeye başladı."
Stratejik bir değişiklik yok
Türkiye'nin Suriye politikasında son dönemde nispi bir değişim meydana geldiğini de kaydeden Benlisoy, sözlerini şöyle sürdürdü: "İkili ilişkilerde yeni bir dönem söz konusu değil, yapısal ve stratejik olarak da çok büyük bir değişiklik yok. Türkiye bazı noktalarda kendine fazla güvenmiş ve ABD'nin çizdiği sınırların dışına gitmişti, şimdi bu sınırların yeniden içine gelirken aynı zamanda özellikle 80 yıldır dış politikasının birinci önceliği olan, 'Kürtlerin nerede olursa olsun kendi kendilerini yönetmesine engel olma' önceliği var."
'DAİŞ'e karşı savaş' bahane
Türkiye'nin DAİŞ Karşıtı Koalisyon'da görece aktifleşirken öte yandan da kendi Kürt karşıtı tutumu için bir takım garantiler ve bu bağlamda pozisyonlar almaya çalıştığına dikkat çeken Benlisoy, "Bir yandan DAİŞ Karşıtı Koalisyon'a katılarak sahada -Suriye'de- en az YPG/YPJ kadar etkili bir güç olacağını, kendisinin jeostratejik askeri kaynaklarının da önemli olduğunu söyleyerek PYD'nin önünü kesmeye çalışacak. Bir yandan da DAİŞ'e karşı savaşı, PKK karşıtı operasyonların mazereti olarak kullanacak" değerlendirmesinde bulundu.
ABD denge yaratmaya çalışıyor
Benlisoy, Suriye'de YPG/YPJ güçleriyle koordineli olarak DAİŞ'le savaşan ABD'nin PKK'yi hedefleyen bir planın ortağı olmasının çelişkili bir durum olmadığını ise şu sözlerle izah etti: "Bu bizim için çelişkili olabilir ama büyük emperyalist güçler için durum böyle değil. Emperyalist bir güç olarak tek bir kozu oynamak yerine farklı farklı kozlara oynayıp denge yakalamaya çalışırsınız. ABD de şu anda bunu yapıyor."
Kürtlere de Türkiye'ye de muhtaç
Suriye ve Rojava'da YPG/YPJ güçlerinin ABD açısından çok kritik bir pozisyonda olduğunu vurgulayan Benlisoy, şu tespiti yaptı: "ABD'nin baştan itibaren sorunu, sahada DAİŞ'e karşı sert bir şekilde mücadele edebilecek kuvvetlerin elinde olmamasıydı. YPG/YPJ, Kobanê ile birlikte -hatta öncesinde- askeri olarak DAİŞ'e karşı koyabileceğini, onu geriletebileceğini ve yenebileceğini göstermiş belki de yegane güçtür. Dolayısıyla ABD açısından YPG/YPJ'nin askeri güç olarak stratejik önemi kaçınılmaz. Bu önümüzdeki süreçte de böyle olmaya devam edecek."
Yeni bir denklem kurmaya çalışıyor
"PYD bu konumda iken ABD, PKK kamplarının bombalanmasına yeşil ışık yaktı, hatta orada siviller bile öldü" diye ekleyen Benlisoy, bu durumu şöyle açıkladı: "ABD, YPG/YPJ güçlerine muhtaç olduğu kadar Türkiye'nin askeri, stratejik, diplomatik alanına da muhtaç. ABD, Türkiye'yi arkasına alırsa, koalisyonun en aktif unsuru haline getirebilirse, Türkiye ile DAİŞ arasındaki derin ilişkileri kesebilirse, DAİŞ karşıtı mücadelede ciddi bir koz elde edebileceğini düşünüyor. Tüm bu nedenlerle ABD, Türkiye'yi de, YPG/YPJ'yi de işlevli kılabileceği bir yeni denklem ortaya koymaya çalışıyor."
Suriye'de iki model çatışıyor
Araştırmacı yazara göre Suriye'de DAİŞ ve YPG/YPJ güçleri arasındaki savaş aslında ideolojik ve iki modelin çatışması.
Foti Benlisoy, "Hem askeri hem de siyasi olarak oldukça güçlenen Kürtler olmaksızın ABD'nin DAİŞ'i yenmesi mümkün mü?" sorumuza şu yanıtı verdi: "DAİŞ'in gerçek anlamda yenilebilmesi için sadece askeri anlamda bir mağlubiyet yeterli değil. Bölgede özellikle mezhepçiliği aşabilecek bir yeni siyasal anlayışa ihtiyaç var. Rojava'nın önemi belki de buradan geliyor. DAİŞ, -beğenelim, beğenmeyelim; olumsuz bulalım veya kınayalım- nasıl bir model ortaya koyuyarsa Rojava da bunun karşısına bir model koyuyor. Zaten ikisi arasındaki çatışmanın bu kadar sert ve yoğun olmasının nedeni de bu. Eğer Rojava sınırlarını aşabilirse yani, sadece Kürtleri değil Türkmenleri, Arapları, Sünni ve Şii'siyle farklı etnik ve dini unsurları gerçekten kapsayabilen, onları seferber edebilen, sürükleyebilen politik anlayış yaygınlaşabilirse, DAİŞ ancak o zaman yenilebilir."
DAİŞ'in Irak, Suriye, Rusya veya ABD'nin askeri müdahaleleriyle ancak geriletilebileceğini söyleyen Benlisoy, "DAİŞ'i ortaya çıkaran o zemin ortadan kalkmadığı sürece başka DAİŞ'lerle karşı karşıya kalabiliriz. O zemini ortadan kaldırabilecek siyasi anlayışlardan biriyse Rojava'dır, diye düşünüyorum" dedi.
Suriye'de barış girişimi canlandırılmalı
"Peki Suriye'deki durumu halkın lehine çevirmek için ABD başta olmak üzere taraflar ne yapmalı?" sorusunu yönelttiğimiz araştırmacı yazar, yapılması gerekenleri şöyle özetledi: "Suriye açısından gelinen nokta itibariyle yapılabilecek tek şey var: Tarafların tümünü kapsayan bir barış girişimini yeniden canlandırmak. Birleşmiş Milletler gözetiminde yerellerden başlayan bir süreci kısmi ülke çapına yaymak ve buradan da toplumun bütün kesimlerini kapsayacak, bir araya getirecek bir barışa yönelmek için diplomatik baskıları artırmak gerekiyor. Ama şu anda bunu yapmak o kadar zor ki! Suriye toplumu gerçekten çok ciddi bir şekilde bölündü, parçalandı; çok ciddi bir insani yıkım var, maddi yıkım var; bunu telafi etmek oldukça güç. Sıkıntı şundan kaynaklı: Suriye'nin aslında bir jeostratejik kapışmalar dizisinin kurbanı olduğu bütün bu bölgesel çatışmalar, halkın üzerine bindirildi. Şimdi bunun yaratmış olduğu tahribatı telafi etmenin yolu, maalesef bu aktörlerin oturup artık, 'Bu kadarı da yeter! Suriye diye bir şey kalmıyor ortada. Müdahalelerimizi biraz yapıcı hale getirmemiz gerekiyor' noktasına gelmeleri. Şu an Suriye içinde -Rojava'yı ayrı tutarsak- savaşı durduracak demokratik bir çıkışın olması mümkün değil gibi görünüyor. Yerel ateşkeslerin başlaması bir tür normalleşmeye giden yolun önünü açacaktır diye düşünüyorum. "
'Tampon bölge' Rojava'yı hedefliyor
Foti Benlisoy, Türkiye'nin Rojava sınırında oluşturulmasını talep ettiği tampon bölgenin hedefinin ise bölgede güçlenen Kürtleri engellemek olduğunu vurguladı.
Ancak ABD ile Türkiye arasında Rojava sınırında tampon bölge oluşturulması konusunda bir anlaşmanın olmadığına dikkat çeken Benlisoy, "Türkiye her ne kadar bu konuda ABD ile anlaştığını belirtse de ABD'den gelen açıklamalar bu konuda gayet net" dedi. Türkiye'nin tampon bölgeyle kantonlarında özerklik ilan eden Rojavalı Kürtleri hedef almayı amaçladığını vurgulayan Benlisoy, "Türkiye'nin niyetinin bu olduğu gayet açık. Türkiye için tampon bölgenin esas belirleyici sebebi, Kürtlerin Rojava'da kendi kendini yönetmesine dönük her türlü girişimin önünü kesmek. Tampon bölge oluşursa amaç Kürtleri kontrol etmek, sınırlamak, denetlemek olacaktır" tespitinde bulundu.
ABD'nin de amacının bu olduğunu düşündüğünü paylaşan Benlisoy, "ABD, bir taraftan sahada DAİŞ'e karşı YPG/YPJ güçleri ile hareket eder ama aynı zamanda Rojava'nın radikal potansiyellerinin de ortadan kalkmasını ister, temenni eder. Bu konuda siyasi, diplomatik müdahalelerde bulunur. Şimdilik ince ince müdahalelerde bulunur ama hedef olarak önüne bunları koyabilir" ifadelerini kullandı.
ÇİÐDEM DEMİREL/HABER MERKEZİ